Üretim

tchayat tarafından yazıldı. Aktif .

img71

Üretim, dünyanın var oluşundan bu yana sürekli artarak gelişen bir olgudur.İnsanoğlunun işyapabilme gücü ile orantılı olan üretim geçen süre ile birlikte artmaya devam etmiştir.

Dünya toplumlarında üretebilmek o kadar önem arzetmiştir ki ülkelerin zamanla gelişimini etkilemiş ve çeşitli farklılıklar ortaya çıkarmıştır. Dünya tarihinde ilk üretim bilindiği kadarıyla tarımla başlamıştır. Milattan önce 8 bine doğru akılcı bir toplayıcılıktan örgütlü bir tarıma geçiş dönemi başlamıştır. Milattan önce yaklaşık 270li yıllarda Roma İmparatorluğunda, önden çekilen kara sabanın tekerleklerin ve iki saban kolunun kullanılmaya başlandığı görülmektedir.

Daha sonraki asırlarda gelişen insan zekasıyla birlikte insanlarda üreterek daha rahat yaşama bilinci oluşmaya başlamıştır. Öyle ki tarımda tırpanın başlaması ve çeşitli el aletlerinin insan yaşamına girmesi üretimin artarak devam etmesine vesile olmuştur. 1820 den sonra tırpanın genelleşmesi tarım makinelerinin ortaya çıkmasına vesile olmuştur.

Sanayileşen dünyada üretimin tarımla başladığından behsetmiştik, dünyadan insan yaşamına baktığımız zaman 16. ve 17 . yüzyıla kadar tarıma dayalı müthiş bir üretim reaksiyonu görmekteyiz.17. yüzyıldan sonra sanayileşmenin artarak devam ettiğine şahit oluyoruz. Sanayi devrimi 18 yüzyılda İngiltere'de başlamış ve ardından dünyanın diğer taraflarına yayılmıştır. Bu çağa aydınlanma yüzyılı da diyebiliriz. Bilim, sistemli bir biçimde üretim süreci vurgulandığı için, yeni imalat yöntemleri ve yeni hammmaddeler yeni enerji kaynakları ve otomatik makinalar kullanılmasına imkan vermiştir. Ekonomik güçler ekonomik dengeler değişmiştir. Üreten toplumlar bu vesile ile güç haline gelmiştir. Ekonomik etkinlik belirli bölgelere toplanmış ve uzmanlaşmıştır. Yeni iş örgütlenmesini sağlayan fabrikalar oluşmuştur.

İlk kez 18. yüzyıl başlarında üretim yerel ve ailesel çerçeveyi aşarak sistemli bir şekilde uluslararası boyuta ulaşmıştır. Üretimin dünyadaki en etkili gücü şu an sanayidir. Üretim derken sadece sanayiden bahsetmek mümkün değildir. Bunun yanında tarıma dayalı üretimde dünyanın başlıca sektörlerinden biridir. Ama dünyada En büyük payı sanayi almaktadır. Örneğin Çinde ve Uzakdoğu diye tabir ettiğimiz ülkelerde sanayi hergeçen gün gelişmiş dünya üretiminden ve dünya pazarlarından büyük pay kapmışlardır. Uzakdoğunun üretimde gösterdiği başarıyı diğer bölgelerde de görmemiz mümkün. Avrupa'nın gelişmesine vesile olan yeni keşifler ve yeni buluşlar üretimin hızla gelişmesine katkı sağlamıştır. 20.yy başlarında Avrupa dünya pazarlarının vazgeçilmez bölgesi olmuştur. Zamanla gelişen teknolojinin ve gelişen insan zekasının diğer bölgelerde de etkili olduğu müşahede edilmiştir.

Özellikle Güneydoğu Asya'da bu en belirgin özelliği görmekteyiz. Özellikle Malezya, Tayvan, Tayland, Çin gibi ülkeler zamanla dünya ticaretinde etkili konumlara gelmişlerdir. Ülkelerin gelişiminde hiç kuşkusuz doğal kaynaklar önemli etkenlerdir. Fakat doğal kaynaklarınız olmadığı için veya doğa bize zalim davrandı diye fakir olmak diye bir konu mevzu bahis değildir. Mesela Hindistan ve Mısır gibi ülkelerin 2 bin yıldan fazla geçmişi vardır ve fakirdirler. Öbür taraftan Kanada Avustralya ve Yeni Zelanda gibi150 sene önce ismi bilinmeyen ülkeler kalkınmış ve zengin ülkelerdir.

img721

Doğal kaynakların var olup olmaması zengin ülke fakir ülke arasındaki farkı yaratmaz.Japonya, Tayland veya Tayvan ufacık bir bölge olarak görülmektedir. Japonya'nın bir adaya sıkışmış olması, arazisinin yüzde 80 nin hayvancılığa veya tarıma uygun olmaması aynı zamanda dünyanın 2. büyük ekonomisi olmasını engelleyememiştir. Ülke büyük bir yüzer fabrika gibi çalışmaktadır. Bütün dünyadan hammade ithal ettiği gibi bütün dünyaya bitmiş ürün de ihraç etmektedir. Diğer bir örnek vermek istediğimiz zaman, kakao yetiştiremeyen ancak dünyanın en kaliteli çikolatasını üreten İsviçredir. 4 ay yaz dönemi sürmesine rağmen hayvancılık yapıyorlar ve bu yetersizliklere rağmen ürettikleri süt ürünleri en iyi kalitededir. O ufak ülke yansıttığı güvenli ve düzenli çalışan ülke imajı sayesinde dünyanın para kasası olmayı başarmıştır.

Kendi ülkelerinde tembel olarak tanınan işçiler aslında zengin avrupa ülkelerinin arkasındaki ana üretici güçtür. Öyleyse fark nereden gelmektedir diye sorduğumuz zaman kültür ve eğitim ile içlerine işlenen değişik bakış açılarıdır. Zengin ve kalkınmış ülke insanlarının davranışlarını incelediğimizde büyük bir çoğunluğun üretim prensibine, eğitim prensibine kalben inandığını görmekteyiz. Konan ahlaki kurallar dürüstlük ve sorumluluk kanun ve kurallara saygı, çalışkanlık, tasarruf ve yatırıma inanç, dakiklik gibi temel ilkeleri sayabiliriz. Şöyleki bizim doğal kaynaklarımız olmadığı için veya herhangi bir ülkenin doğal kaynağı olmadığı için o ülkenin gelişemeyeceği ve sürekli fakirliğe mahkum olacağı anlamına gelmez. Dünyanın gerçeğini gözardı etmeden kesinlikle ve kesinlikle daha iyi bir yaşam için üretmeliyiz.

Üretebildiğimiz kadar güçlü olabiliriz. Zengin ve kalkınmış ülkeleri o noktaya getiren temel prensiplere uymak zorunda olursak bizim ülkemizinde kalkınmaması için hiçbir neden yoktur.

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_MORE_ARTICLES