Блог http://webekm.com/ и още нещо.

SÖYLEŞİ

İsmail YILMAZ tarafından yazıldı. Aktif .

 30A5264

İsmail Yılmaz tchayat adına gazeteci, yazar, fikir ve düşünce insanı Mehmet Altan’la görüştü.

tchayat: Aydın bir dünya vatandaşı olarak Mehmet Altan’ı (kendinizi) tanıtırken, bir Altan olmanın buna katkılarından da bize bahseder misiniz?

Mehmet Altan: Teşekkür ediyorum çok güzel bir soru. Aslında hep söylerler insanı 5 yaşına kadar bulunduğu ortam şekillendirir diye. Ben bunu biraz daha uzun vadeye yayayım. Bir insanı doğduğu, büyüdüğü, yetiştiği evin para kazanma biçimi çok temelden etkiler. Yani sizin ailenizin para kazanma biçimi, kaynakları, sizin de şekillenmenizde, yetişmenizde, hayata bakışınızda, çok temel belirleyici unsurlardan biridir. Yani ben kimim diye sorulduğunda, aslında insan, hem annesinin, hem babasının, hem annesinin anne babasının, hem babasının anne babasının, hem coğrafyasının, hem o anne babanın mesleklerinin, hem oraya giden kazancın, çevresinin, bulunduğu, yaşadığı zaman diliminin ürünüdür. Tabi ki benim doğduğum evde on beş yirmi bin tane kitap bulunuyordu. Yaşamın düşünceden yeniden üretildiği, evin maişet motorunu yazının ve sözün gerçekleştirdiği bir ortamda doğup büyüdüğünüz vakit, düşünce dünyaya ait, düşünce insanlığa ait, çok önemli bir miras ve yaşayan, yürüyen bir realite olduğu için, sizi de bir yazarın çocuğu olmanız hasebiyle, dünyanın birikimi, dünyanın birikimi dediğimiz vakit insanlığın birikimi şekillendiriyor. Yani siz sade bulunduğunuz yerel çevreden ibaret değil, bu yerkürede yaşamış bugüne kadar 115-120 milyar insanın ansiklopedilere girmiş olan mirasından da çok büyük oranda nemalanıyorsunuz. Bu da tabi sizin yetişmenizde, algınızda, hayata bakışınızda, insana bakışınızda, dünyaya bakışınızda çok etkili oluyor. Bunun için babama minnettarım.

tchayat: Çok teşekkür ediyoruz. Bu da tabi Altan olmanın dayanılmaz ağırlığı. İkinci olarak uzmanlık alanınız olan iktisat politikalarının gelişmekte olan ülkelerin yükselmesine etkileri, bu ülkelerin izlemeleri gerekli olan A, B, C gibi adımlarla ilgili bize bir şeyler söylemek ister misiniz?

Mehmet Altan: İktisat politikası aslında bir ölçüde Sovyetler’in çöküşüne kadar geçerli olan bir disiplin. Dünyadaki iki tane belirli sistem varken, bir merkezi planlama, bir küresel ekonomi varken, iktisadın aynı zamanda insan iradesiyle de fevkalade uygulanabileceği savı da geçerliydi. Zaten Sovyetlerle Amerika Birleşik Devletleri’nin rekabeti, birisinin merkezi planlama yaparak süper olması, diğerinin piyasa ekonomisini öne çıkararak süper olması olarak da yorumlanabilir iktisadi açıdan. Yani biz burada 4 yıl iktisat öğretiyoruz, Sovyetler de o sırada iktisat okutuyordu, ayrı ayrı şeyler okutuyorduk, ama ayrı şeyler okutmamıza rağmen, hem bizim okuttuğumuzun bir anlamda en gelişmiş coğrafyası Amerika süperdi, hem de bunun çok aykırı bir iktisat anlayışını üniversitelerde okutan Sovyetler süperdi. 1989’da Sovyetler çöktükten sonra iktisat politikasının politika kısmı, yani insan iradesine ndayalı olarak iktisadı şekillendirme anlayışı aslında fiilen ortadan kalktı. Yani piyasa ekonomisinin kuralları olmadan en verimli ekonomik sonuçların alınma iddiası ortadan kalkmış oldu. Bence bugün itibariyle ekonomideki iktisat politikası açısından gelişme, en ileri ligde oynama arzusu içinde olan ülkelerin yapması gereken, çok hızlı kendi ülkelerini dünyalaştırmak, dünyanın piyasa ekonomisi başta olmak üzere, ileri dünyanın kurallarını hayata uygulamak, bunu içselleştirmek ve buna intibak etmektir. Türkiye’den de bu örneği verebiliriz, 80 öncesi ve sonrası Türkiye’sine baktığımız vakit, Turgut Özal’ın buradaki ekonomik devrimiyle gelinen noktayla o devrim yapılamadan evvelki nokta arasında büyük bir fark yaşandığını görürsünüz. Ne yapmıştır bizi dünyalılaştırmıştır. Yani bizim dünyayla entegrasyonumuzu hızlandırmıştır. Bugün gelinen noktadaki tıkanıklıklar da buradan kaynaklanıyor. Dünyalılaşma hamlesini, hedefini engellediğiniz veya bunu dikkate almadığınız vakit ekonomik olarak, toplumsal olarak gelişme, kalkınma istenilen ölçüde mümkün olmuyor. Çünkü bu dünya enerjisini kendi enerjinize katmak, muazzam bir sinerji yaratarak bir kuantum zıplaması yapma olanağını ortadan kaldırıyor. Yani mesela dünyadan en kopuk yaşayan ekonomilerden biri Endonezya ve zamanındaki Arnavutluk’tu. Çok uzun süre sonunda ancak bir tane traktör yapabildiler. Dünyada muazzam bir enerji var bu enerjiyi pozitif olarak kendi topraklarınızdaki zihniyete, aktiviteye, faaliyete eklediğiniz vakit çok hızlı yol alma imkanlarını da elde etme söz konusu olabiliyor, tersinde ise tıkanıyorsunuz.

tchayat: Üçüncü olarak bir önceki soruda değerlendirmelerde gerçi bir kısmına cevap vermiş oldunuz bu arada, engelleyici bir faktör olarak kutsal devlet hakkında neler söylemek istersiniz? Biraz önce zaten bu tıkanıklıktan bahsettiniz.
Mehmet Altan: Burada kutsal devlet falan denildiği vakit sonunda, toplumun ürettiği rantın, toplumun ürettiği katma değerin, toplumun ürettiği artık değerin, yani bir fazlanın, ya da verginin, neyse bir hasılanın, bir elit tarafından, yönetici elit tarafından çarçur edilmesi, yahut kendi lehine kullanılması söz konusu oluyor. İnsanın kendisi kutsal olmayıp da, insanın kendi hizmetinde var olsun diye şekillendiği bir örgüt, hizmet örgütü kutsal olduğu vakit, onu yöneten de insandan ve toplumdan daha önde gitmeye başlıyor. Ve bu müthiş bir keyfiyet. Devletin yüceltilmesi, kutsallaştırılması sonucu aslında insan için var olması gereken bir yapı insanın önüne geçiyor. Ama daha vahimi, onu yönetenin de toplumda en ön sırada duruyor olması, bir padişahın yerini alması, gittikçe denetimsiz hale gelmesi, aynı zamanda tabi devlet dediğimiz şey, tarihsel süreç içinde baktığımız vakit, sosyolojik dönüşümlerle birlikte farklı şekiller alan bir unsurdur. Bugün gelinen noktada yani şimdi devletlerin yeterli olmadığı, çok nitelik değiştirdiği, üstelik ulus devletinin yanında ulus üstü devlet örgütlenmesinin yer aldığı, küreselleşmenin artmasıyla devletlerin de yerelliğinin yetersiz olduğu unsurlar var. Mesela kuş gribine karşı hiçbir devlet tek başına hiçbir şey yapamaz.
tchayat: Peki soru içinde bir soru sorabilir miyiz?

Mehmet Altan: Tabi ki.

tchayat: Kutsal devlette sömürge hakkında neler düşünüyorsunuz?

Mehmet Altan: İç sömürge haline getirebiliyor. Geri ülkelerde kutsal devlet dendiği vakit mesela Türkiye bir iç sömürgedir. İstanbul Anadolu’yu sömürmüştür. Kutsal devlet dediğiniz vakit yöneten yönetileni sömürmüştür. Yani hesap vermeden bir parayı harcama imkanları kutsal kavramının arkasına saklanmıştır. Yani sömürge sadece gidip bir başka ikinci dış ülkenin kaynaklarının, insan kalitesinin, yahut emeğinin, yahut insan gücünün sömürülmesi anlamına gelmiyor. Bazen de devletlerin kutsal devletlerle ilgili yönetimi çok ağır sömürüyor. Bütün dünyadaki yolsuzluklar, Allah göstermesin bir deprem oluyor gönderilen paraları yönetim yutuyor. Kutsal lafı tehlikeli bir şey. Hem saklayıcı, hem sorgulamasını engelleyen. Mesela Güney Afrika da devletti, apartaki politikası uyguluyordu ve zencileri yok sayıyordu. Şimdi yani bu demogajik bir şey olmaktan çıkıyor. Devletin yönettiği insanlara katkılarının ölçülebilir ve dünyayla rekabet edilebilir hale getirecek bir faaliyetten söz etmesi gerek. Yani bunu bir hamaset önüne koymadan, insanın sağlığı, insanın okuma süreci, insanın kazancı vs. insan bazında bu devletin bu topluma hizmet etmesi gereken örgütün çalışma biçiminin sağlığını çok farklı kalitatif unsurlarla ölçmek gerek. En fazla kutsal devletten bahseden muhtemelen idi- Amin olabilir, o da insan eti yiyerek. Ölçülmeyen her işten endişe etmek lazım.

 30A5263

tchayat: Sizin bir tabirinizle, son zamanlarda da sizin hem yazılı hem görsel basında çok tekrarladığınız bir kavramdan, toplumun gelişmişliğe yükselmesinde geçmek zorunda olduğunu söylediğiniz ya da benim öyle anladığım, 3 evreden söz ediyorsunuz. Bu 3 evreyi biraz açar mısınız ve bunu farklı dil, din ve kültürler yalnızca İslam değil, ülkeler bağlamında da biraz irdeleyebilir misiniz?

Mehmet Altan: Bu 3 evre dediğiniz şey, herhalde tarım toplumları, sanayi toplumları ve sanayi sonrası toplumlar, bunun sosyokültürel yapıyla ilişkileri, yerel kaynaklar, yerel beslenme, toplumu besleyen yerel kaynaklar, dindi, coğrafyaydı, gelenek görenekti, kadın erkek ilişkileri falan. Bir tartışma vardır iktisatta; iktisat kültürün alt bölümü müdür, yoksa kültürü ekonomik faaliyetler mi belirler diye. Bir kısım yaklaşımda, o kültür esas alınır ve o kültürün ekonomiyi doğurduğu, şekillendirdiği söylenir.

Bir başka düşünce tarzındaysa ekonominin kültürel ilişkileri şekillendirdiğine inanılır. Bu tabi büyük ölçüde daha durağan, iletişimin daha yavaş ilerlediği, hayatın daha ağır aktığı, ulus devletin çok fiili güç olduğu, bu yerküredeki 7 milyar insanın birbiriyle ilişkilerinin çok iç içe olmadığı bir dünyanın dini, kültürü vs. ile ulus devletlerin etkin olduğu dönemin anlayışıyla küreselleşmenin etkisinin çoğaldığı dönemi de birbirinden ayırmak lazım.

tchayat: Peki, Türkiye’nin siyasi olarak 3 evresi için ne düşünüyorsunuz diye sorsak neler söylersiniz?

Mehmet Altan: Siyasi olarak, tarım, sanayi vs. başka bağlamda değil de, siyaseten Türkiye’deki toplumsal, özellikle de yönetim ve siyaset algısını belirleyen unsur nelerdir diye baktığımız vakit, burada biz batıdaki gibi bir sosyokültürel yapıdan gelmiyoruz. Yani feodalite ile Osmanlı toprak düzeni arasında büyük bir fark var. Orada feodalite bir burjuvaziyi, proletaryayı, sermayeyi, emeği, sanayileşmeyi doğurmuş. Ama biz feodal olamadığımız için, Cumhuriyet aslında padişaha kaçmış bir saray bürokrasisinin kurduğu bir örgütlenme modeli olduğu için biz de temel iki unsur vardır. Bunlardan bir tanesi kışla üstünden siyaset yapma, milliyetçilik, Türklük vs. Aynı zamanda bu kışla üstünden siyaset yapma tuzu kuru diye ifade ettiğim, devlet elitinin, saray elitinin de toparlandığı, toplandığı, çevrelendiği bir merkezdir.

Diğeri de, devlete ulaşamayan, bir şekilde tuzu kuru olmayan, hayat zorlukları olan, yaşam birikimi, eğitim birikimi, donanım birikimi yeterli olmayan ve saray tarafından dışlanmış, mecburen hayat karşısında çaresiz kalıp, sığıntı, cami üstünden siyasettir. Biz daha evvel bir askeri vesayeti çok uzun süre yaşadık. Askeri vesayetin toplum tarafından maskesi düşürülmüş, bir şekilde ortaya çıkması sonrasında da, bir Müslüman hassasiyeti olan, ama daha sonra geldiğimiz noktada, bunu bir demokratik, Müslüman demokrat kimliğinden ziyade, yeniden siyasal İslam sömürücülüğüne geri götüren ve bir otoriter tek adam anlayışıyla bunu bağdaştıran, üstelik de yolsuzluk ve rüşvet, ahlak, etik konusunda büyük soru işaretleri doğuran bir evrenin sonuna gelme durumundayız. Yani her ikisini de bugüne kadar bu topraklarda siyaseti belirleyen, toplumsal örgütlenmeyi belirleyen kışla üzerinden siyaseti de yaşadık, cami üzerinden siyaseti de yaşadık.

Bir anlamda başka türlü olmadığına göre demek yaşanması gereken bir sonuçtu. Ama sanıyorum ki bundan sonra din sömürüsüyle de siyaset olmaz. Çünkü ayakkabı kutularında boğulduk. Askeri vesayet üzerinden de bu toplumu artık cin şişeden çıktığı için, şişeye hapsedemezsin. Burası, bu iki deneyimi birlikte yaşamış ve bundan aradığını bulamamış bir coğrafya olarak, ister istemez mecburi istikamet bundan böyle gerçekten demokrasinin kendisidir.

Yani demokratik bir cumhuriyettir, cami ve kışla değil, bireyin kendisinin esas alındığı, refahın ve özgürlüğün esas olduğu, bir taraftan tabi bunun itici güçlerinden biri bu toplumun yarısının 30 yaşın altında olması ve bu genç insanların daha ziyade küreselleşmenin ürünü olan bir ortamda Türkiye’de yaşasalar da eğitimleri, şekillenmeleri, ona bağlı olarak ileriye yönelik hayatı algılamalarıdır. Onun için 3. evre derken, yani biz kışla üstünden siyaset, Kemalizm - Siyasal İslam parantezinin kapanmakta olduğu, bunlarla istenilen yere varılamayacağını, gerçek arzumuzun, yani daha özgür ve refah içinde bir toplum oluşturmanın temel kriterinin, AB ölçütlerinde ve reformlarında cumhuriyetin demokratikleşmesi olup, buranın halkının bir padişahlık özlemi içinde, yok sayılarak yönetilme imkalarının bütün vanalarının bir daha açılmamak üzere kapatılma dönemini idrak ettiğimizi düşünüyorum.

tchayat: Bu üçüncü evreye geçiş sancıları çeken Türkiye için ya da evrensel boyutta, AB kriterlerinin değerlendirmesi, yönlendirmesi ve rehberliğinden biraz söz eder misiniz?

Mehmet Altan: AB bizde tabi ki siyasetçinin çıkarına göre, yani kupon arazilerden medet umuyorsan ve buradan rant sağlıyorsan, yahut kamu ihalesinden rant sağlıyorsan, yahut sizi müteahhit finanse ediyorsa, yahut padişah olup ağzınızdan çıkan her şeye herkesin riayet etmesini istiyorsanız, biat dışında bir başka kültürünüz yok ise standarttan hoşlanmazsınız, onun için de denetimden de hoşlaşmazsınız. AB nedir? AB, sanayi sonrası toplumun, yani insan beyninin yaratıcılığının, büyük zenginlik yarattığı Steve Jobs gibi, Bill Gates gibi insanların parasız olmalarına rağmen, buluşlarıyla zenginleşebildiği bir dünyada, insan beyninin üretim aracı haline geldiği, insanın insan olmak noktasında yol almasının aynı zamanda topluma büyük bir refah olarak döndüğü, bir yeni şekillenmede, hayatı ve toplumu yeniden örgütlemektir.

Yani orada üretim biçimi tarımsa, tarım toplumuna göre örgütlenirsiniz, sanayi ve fabrikaysa, emekçiler ve girişimcilerse ona göre örgütlersiniz. Bugün ortaya çıkan bağlamda, insan, hayatın gerçekten en kutsal özü halinde, çünkü beyinsel olarak yaratıcılığı, ekonomik değer olarak hiçbir şekilde emekle, sermayeyle, doğal kaynaklarla ölçülmeyecek kadar büyük bir zenginlik yaratıyor. O zaman bu hayatı yeniden insan üstünden örgütlemek lazım. AB, aslında Avrupa’nın kendisi demek değildir.

AB, sanayi döneminin Avrupası’nı, sanayi sonrası döneme taşıyacak bir icra organıdır. Bizde AB birliğini iyi anlamıyorlar. Onun için AB, Avrupa ile de büyük itiş kakışı olan, onu değiştirmeye ve dönüştürmeye çaba sarf eden, bu nedenle de AB üyesi ülkelerle yani kendi üyeleriyle de bir değişim kavgası içinde olan, yeniçağın icra organıdır. Türkiye eğer sanayi sonrası topluma geçecekse, dönüşecekse ve değişecekse, insan odaklı bir anlayışa, beynin üretim faktörü olabilecek bir hayata ve dolayısıyla insanlığın bir parçası olma hedefini taşımaya devam edecekse, buna en yakın cankurtaran simiti AB üyeliği ve onun bizim çok ihtiyacımız olan reformlarıdır.

tchayat: Çok teşekkür ederiz. Bizi ihya ettiniz.

Mehmet Altan: Estağfurullah, o bana ait. Çok sağ
olun, çok teşekkür ederim.

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_MORE_ARTICLES

Bookmaker bet365 The best odds.

Full premium BIG Theme for CMS