Блог http://webekm.com/ и още нещо.

SEYAHAT

Yılmaz Ekinci tarafından yazıldı. Aktif .

hayat

Bu seyahatin amacı, Ortadoğu’da değişen dengeler, ülke içi siyasetin

yeniden dizaynı ve Kürt meselesinin nihai çözümü hakkında yürütülen çalışmaların boyutlarını ve bölgeye yansımalarını görmek, ilgili şahıslarla görüşmek ve halkın psikolojisini ve sosyoekonomik yapısını analiz etmekti.

Bir nisan sabahı Ankara’dan kalkan uçağımız, bulutların arasında bir ok gibi akarken, Urfa semalarına doğru uçmaya başladık. Urfa’ya vardığımızda güneşli bir havanın ve ılık bir bahar kokusunun etrafa sirayet ettiğini müşahede ettim.Sanki bu gidişimde dağlar daha bir mavi ve yukarı Mezopotamya Ovası da daha bir yeşile bürünmüştü. Bu seyahatin amacı, Ortadoğu’da değişen dengeler, ülke içi siyasetin yeniden dizaynı ve Kürt meselesinin nihai çözümü hakkında yürütülen çalışmaların boyutlarını ve bölgeye yansımalarını görmek, ilgili şahıslarla görüşmek ve halkın psikolojisini ve sosyoekonomik yapısını analiz etmekti. 30 yıla yakın “düşük yoğunluklu bir savaş”tan barış ortamına evrilen tarihi bir zaman diliminde bölgeye seyahat etmenin tarifi oldukça zordu.

İlk defa Yukarı Mezopotamya’nın topoğrafik yapısını, insanlarını, yaşamlarını, özlemlerini, çarşıda, camide ve sokakta görme imkanına sahip olacaktım. Bu gezide Kürtlerin yoğun yaşadığı 6 şehri ve bir çok ilçeyi görme fırsatım oldu. Kürdistan’ın doğal güzelliklerini, derin vadilerini, başı bulutlara değen dağlarını ve harikulade mağaralarını görecektim.

Bir yılan gibi kıvrılan Botan Çayı’nın nazlı akışını yeni açan fıstık ağaçlarının dalları arasında ilk defa görmenin heyecanını doyasıya yaşayacaktım. Daha önceden planlanmış bir geziden ziyade spontane gelişen bir seyahatti. Seyahatin zamanlaması çoğu kez iklime ve mevsime göre değişir. Mevsimlerin döngüsel yapısı, seyahatin kaderini belirler. İyi bir seyyah, mevsime ve iklimin durumuna, coğrafyanın yapısına, halkın günlük, siyasi ve sosyokültürel yapısına bakarak seyahatin planlamasını yapar. Başka bir deyişle iklimler ve mevsimler çoğu kez yolculuğa çıkışın veya seyahatin amacını belirler. Yukarı Mezopotamya insanlık tarihi açısından önemli bir konuma sahiptir.

İnsanoğlu’nun ilk yerleşim yeri ve sayısız medeniyetleri kalbinden taşıyan bereketli topraklara, zelal sulara ve kültürel çeşitliliğe sahip kadim bir bölgedir. Mezopotamya uygarlığı sayısız medeniyetlere ( Babiller, Medler, Akatlar, Sümerler, Asurlar, Urartular, Sür yaniler, Keldaniler, Kürtler, Araplar, Farslar, Türkler vb. ) beşiklik etmiş zengin bir tarihsel dokuya, muazzam bir sosyal hayata ve insanı kendisine hayran bırakan doğal güzelliklere sahiptir. Mezopotamya zengin bir tarihsel dokuyu barındırır. Medreseleri, camileri, kaleleri, türbeleri ve kiliseleriyle size adeta “ ben buradayım!” diyor. 

Yukarı Mezopotamya’da çok az tarihi arkeolojik çalışma yapılmasına rağmen muazzam bir tarihi geçmişi vardır. Yukarı Mezopotamya’da 30 yıllık savaşın getirmiş olduğu psikolojik travma, halkın tarihi eserlere karşı ilgisini azaltmış Stefan Zweig’nin değişiyle; “geleceği göremeyenler, geçmişini de umursamazlar” havası bölgede hakim bir durumdadır.

Bu durumun yansıması olarak eski eserlere karşı bir lakayıtsızlığı, umarsızlığı bütün bir bölgede görmek mümkündür. Bölgede tarihsel doku adeta harabe halindedir. Diyarbakır, Mardin, Urfa ve bölgenin diğer şehirleri çok ciddi tarihi eserlere sahip olmalarına rağmen Türkiye de yeterli tanıtımı yapıl(a)mamıştır. Tarihi mekânlarının düzenlenmesi, envanterlerin çıkartırılması, arkeolojik çalışmaların yapılması ve bölgenin doğal, tarihi ve inanç turizminin canlandırılması, tanıtımının yapılması gerekiyor.

Tarihi miras mutlaka GAP eylem planına dahil edilmelidir. GAP salt, baraj ve sulama kanallarını yapan bir kurum hüviyetinden çıkarılmalıdır. Bölgenin tarihi ve doğal güzellikleri destek kapsamına alınmalıdır. Bölge tarih, kültür, doğa, termal turizmin yanında inanç turizminde de merkezi konumdadır. Örneğin, Diyarbakır bölgesi birçok medeniyete, peygambere, sahabeye sahip bir şehrimiz olmasına rağmen bu ülke düzeyinde yeterince bilinmemektedir.

Siyasal ve sosyal ortam: Bölge insanı, tarihin uzun dönemlerinden beri savaşlardan ve dışsal saldırılardan korunmak için güçlü dayanışma ilişkilerini geliştirmiştir. Sosyal yapı; aşiretler ve kabileler şeklinde vücut bulmuş; dini yapı daha çok “ şeyhlik” kurumu üzerinde kasaba ve şehirlerde yaygınlık kazanmıştır. Sosyolojik olarak Kürtler, kabile ve aşiretler arasında bölünmüştür. PKK hareketi ile birlikte sosyoekonomik yapı değişmiş, aşiretler çözülmüş, eski beşeri ilişkiler işlevsel özelliklerini yitirmişlerdir. Kentleşmenin ulaşımın ve yeterli ekonomik koşulların sağlanmadığı ortamlarda etkilerinin devam ettiği görülmektedir. Sosyal ve kültürel olarak değişim ve dönüşümün olduğu bir ortamda aşiretlerin etkinliğini yitirdiği bir realitedir.

Sosyal olguların analizi ve çıkarımı toplumsal ortamda kurulan sahici ilişkiye göre değişir. Kürtler, mert, cesur ve oldukça misafirperverdirler. Sizinle en son lokmalarını paylaşmaya hazırdırlar. Genelde insanlar, neşeli ve nüktelidirler. Zengin bir mizah kültürüne sahiptirler. Kürtçe meselleri dengbejlerin dillerinden dinlemenin, sizleri eski, yeni ve gelecek za manlara yapılan yolculuğa çıkarmasına hayran kalırsınız. Bazen hüzünlenir ve yüreğinizin Fırat ve Dicle gibi attığını hissedersiniz. Kürt medeniyeti bir nehir medeniyetidir. Devamlı akan, içi yanan ve çağlayan bir suyun fokurdamasıdır.

Sayısız Kürt öykülerini dengbejlerden dinlediğinizde bu öykülerin nehirlerle nasıl hemhal olduğunu görürsünüz. Onun içindir ki, Kürtlerin meselelerine sahici bir yaklaşımla yaklaştığınızda veya onlarla aynı ümmet olduğunuza nasıl yürekten inanıyorsanız içinizin ışıldadığını ve Kürtlerin nasıl lime lime dört beş bölgeye ayrıldığını görürsünüz.

Kürtler için sınırlar hep ölüm olmuştur ve hudut telleri Kürtlerin hafızalarını bölen en büyük kabuslarıdır. Zannediyorum ki dünyada hiçbir halkın bu kadar yüreklerinin hudutlarda asılı kaldığı görülmemiştir. Ünlü şair Ahmet Arif’in “ Otuz Üç Kurşun” şiirinde betimlediği gibi; Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız Karşıyaka köyleri, obalarıyla Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu, Komşuyuz yaka yakaya Birbirine karışır tavuklarımız Bilmezlikten değil, Fıkaralıktan Pasaporta ısınmamış içimiz Budur katlimize sebep suçumuz, Gayrı eşkiyaya çıkar adımız
Kaçakçıya
Soyguncuya
Hayına...
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
Rivayet sanılır belki
Gül memeler değil
Domdom kurşunu
Paramparça ağzımdaki...
Patronaj ilişkiler ve iktisadi zenginlik; bölgede siyasi ve iktisadi ilişki o kadar değişmiştir ki, istikrarlı bir gelişim gösteren zümreyi bulmak zordur. Devletle kurulan ilişkiler, siyasal yapı, kendisine yakın güç merkezlerini oluşturma isteği,doğal olmayan yeni zenginleri yaratmıştır. Bu durum çok ciddi beşeri kırılmaları ve batıya göçü tetiklemiştir. Koruculuk mesleği, adeta zenginleşme veya başkalarının mal varlığına el koyma işlemine dönüşmüştür. İnsani vasıfların billurlaşamadığım kişilerde sermayenin toplanmış olmasının, toplumda sadece deformasyona sebep olacağı unutulmamalıdır. İyi bilinmelidir ki, bir toplumda iktisadi gücü elinde tutan kesimlerin taşıdıkları misyonun niteliği, siyasal ve sosyal hayatın temelini belirler.

Değerlerden arınmış bir zenginliğin, görgüsüzlüğün taşıyıcısı olduğu unutulmamalıdır. Sermayenin nitelikli insanların elinden olması o ülke için kazançtır. Yılların getirdiği yanlış uygulamalar sonucu, geniş kesimlerin devletin imkânlarından yararlanmadığı aşıkardır. Özelliklenvalilik müessesesinin bazı kurumların icraatları ile toplumsal kesimlerin taleplerinden ziyade kendine yakın ilişkide olanlara imkân dağıttığı bilinmektedir. Sosyal faydası, kamusal özelliği ağır basan yatırımların özendirilmesi gerekirken yapılmamaktadır. Bölgede valilik müessesesi ile belediye müessesesi, idari düzenlemede çift başlılık arz eden bir görünümdedir.

Valilik müessesesi, uzun zamandan beri bölgede sadece güvenlikçi politikalara sahip olduğu için bunun doğal bir sonucu olarak halka karşı daha mesafeli bir konum geliştirdikleri görülmektedir. Çözüm süreciyle birlikte bu konunun tekrar değerlendirilmesinde fayda vardır. İyi, cesur ve adil yöneticilerin devlet ile milleti bütünleştirdikleri görülmektedir.

Yukarı Mezopotamya’ ya yapmış olduğum seyahatte gördüğüm, çok zengin ve doğal kaynaklara sahip olmasına rağmen sanki görülmez bir elin insanların hayata küsmesine neden olduğudur. Başka bir deyişle, bu bölgede yapılan yatırımların büyük bir kısmı kamu binaları, ulaşım ağları ve enerji sağlayıcı politikalar olarak düşünülmüş; tarımsal sulama, mekânsal yerleşim, turizm potansiyeli, tarihi eserler, beşeri ve sosyokültürel boyutların dahil edilmediği bir bölgesel kalkınmanın yürütüldüğü görülmektedir.

Mademki GAP idaresi bu bölgenin tarımsal potansiyelini hızlandırmak için kurulmuş, o halde yapılması gereken, tarımsal alanların yerleşim alanlarından ayrı bir şekilde konumlamaları, tarımın yapıldığı bölgelerde imar uygulamaları ve kentsel yapılaşma çalışmaları acilen belirlenmelidir. Köyler, kasabalar ve sanayi tesisleri tarımsal alanların dışında konumlanmalıdır. Aksi takdirde GAP bölgesinin kaderi Çukurova’ya, Menderes Havzasına, İzmit ve Bursa Ovalarının başına gelenlerle aynı olmayacağı ne malumdur.

Bu durum mutlaka gözden geçirilmelidir. Olumsuz uygulamalar telafi edilmediği takdirde, istenilmeyen sonuçlara sebep olacağı aşikardır. GAP’ın bir ismi tarım ise diğer ismi kent, kentleşme ve kentlileşme olmalıdır. Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı Mezrabotan’da devlet reaksiyoncu bir davranıştan ziyade, aksiyoner olarak ikna metodu ve ritmik bir yaklaşım geliştirmelidir. Tek boyutlu bir perspektiften ziyade çoklu politikalar üretilerek kardeşlik hukukunu tesis etmelidir. Özellikle teftiş geleneğinden gelen valilik sistemi değiştirilmelidir. “Müfettiş değil müteşebbis” kökenli insanlar bölgede görevlendirilmelidir. Mülkiye ve İçişleri Bakanlığı bürokrasisinden uzak kendi alanlarında başarılı işadamları, sanatkarlar, ilahiyatçılar, avukatlar, ihracatçılar vb. gibi beşeri ilişkileri gelişmiş insanlar vali yapılmalıdır. Valilik sistemi rehabilite edilmeli, kaymakamlık müessesesi kaldırılmalı ve bu yetkiler yereldeki belediye meclisine devredilmelidir.

Sonuç olarak;

1-)Yukarı Mezopotamya Ovası, geleceğin gıda sektörünün başkentidir. 21.yüzyılın en önemli stratejik silahının tarım olacağı unutulmamalıdır.
2-)Mülki amirler, bölgenin ve halkının psikolojik yapısını, dilini, dinini ve kültürünü anlayan insanlardan seçilmelidir.
3-)Tarımsal alanlar mutlaka korunmalıdır. Tarımsal alanlarda tarımsal yapılara bile müsaade edilmemelidir.
4-)Bölgenin tarihi, tarihi eserleri objektif olarak gün yüzüne çıkartılmalı ve restorasyon çalışmaları acilen yapılmalıdır.
5-)Kentleşme tarımsal alanların dışında ve çağdaş gereksinimlere ihtiyaç duyulacak şekilde planlanmalıdır.
6-)Doğal ve tarihi turizmin bölgenin geleceğinde mutlaka yer alması gereken en önemli faktör olduğu unutulmamalıdır.
7-)Bölge, su havzaları bakımından Türkiye’nin ve dünyanın en önemli su kaynaklarına sahiptir. Su havzalarının korunması mutlaka sağlanmalıdır. Kaynaktan nihai tüketim noktasına kadar “mutlak korunma alanları” belirlenmeli ve kirletici ortamlardan uzak tutulmalıdır.
8-)Bölge insanının kültürel özellikleri ve dayanışma ilişkileri ve yerli dinamikleri mutlaka dikkate alınmalı ve kalkınma perspektifi de bunun üzerinde bina edilmelidir.
9-)Ulaşım ağı (hava, deniz, kara) acilen ülke içi, ülke dışı ve deniz bağlantısı sağlayacak şekilde planlanmalı ve yapılmalıdır.
10-)Sınır ticareti bu bölgenin gelişmesinde birinci derecede amildir. Serbest geçişler ve serbest bölgeler bu bölgede yaygınlaştırılmalıdır.
11-)Doğu ve Güneydoğu’da yoğun olarak yaşayan Kürtlerin Irak, Suriye ve İran’da yaşayan Kürtlerle ilişkileri geliştirilmeli ve bunun altyapısı oluşturulmalıdır.
Bilinmelidir ki tarihsel olarak; Türkiye’nin büyümesi Kürtlerle birlikte olmuş, küçülmesi de Kürtleri dışarıda tutan politik yaklaşımlardan kaynaklanmıştır. Bu tarihsel ve stratejik bakışın yeniden üretilmesi ve geliştirilmesi sağlanmalıdır.

 

Bookmaker bet365 The best odds.

Full premium BIG Theme for CMS