AKDAMAR İSHAKPAŞA ERCİŞ

Didar Yaman tarafından yazıldı. Aktif .

13

Sizlere iki güne keyifle sığdırdığım güzel şehrimiz Van’ı ve etrafındaki güzellikleri anlatacağım.

Uçakla başlayan yolculuğumuzda, Van’ın semalarında olduğumuzu sanki birbiriyle kolkola geçmiş gibi duran, biraz kızıl biraz kahve dağlarından anlıyorduk. Gökyüzünde ki sonsuz mavilik hem heyecanımızın artmasına hem de yüzümüzün biraz daha gülümsemesine neden oldu.

14

Yolculuğumuza Van Ferit Melen Havalimanı’ndan bir araç kiralayıp devam ettik. Vaktimiz azdı fakat duyumlarımıza göre görmemiz gereken eşşiz güzellikte olan yerler vardı. Ama Van’a gelmişken önce meşhur Van kahvaltısı yapmadan olmaz diye düşünüp kahvaltı salonunun yolunu tuttuk. Otlu peyniri, yöresel kavutu, murtuğasıyla yöreye ait tüm lezzetlerin tadına baktık. Daha sonra Van Tatvan karayolundaki iskeleden yarım saat süren koyu mavi göl suyunda bir motor yolculuğu sonrasında efsane hikayesiyle meşhur olan Akdamar Adası’na doğru yola çıktık.

3

 Ah Tamara Efsanesi; Bir zamanlar adada bir keşiş yaşamaktaymış. Bu keşişin dünyalar güzeli kızına, karşı sahildeki köyden bir genç aşık olmuş. Ama keşiş, bu aşka izin vermemiş ve delikanlının bir daha adaya gelmemesini söylemiş. Gençlerin aşkları iki kıyı arasında gece olunca fener işaretleriyle gizliden gizliye devam etmiş. Tamara elindeki fenerle yerini belli eder, sevgilisi de yüzerek yanına gelirmiş.

1Bir zaman sonra keşiş durumun farkına varmış ve fırtınalı bir gecede karşı kıyıya fenerle işaret vermiş.Fener ışığını gören genç hemen suya dalmış, fakat keşiş fenerin yerini sürekli değiştirmekteymiş. Bir süre sonra yorgun düşen genç ne ileri ne de geriye dönebilmiş.O an bu kelimeler yankılanır kayalıkların arasından ‘’Ah, Tamara, ah Tamara ‘’ diye. Bunu duyan Tamara gözünü kırpmadan kendisini azgın dalgaların kucağınabırakmış ve kaybolmuş.

Böylece yaşarken bir araya gelmeleri engellenen iki aşık sonsuza dek sürecek olan beraberliklerine Van Gölü`nün lacivert sularında devam etmişler. Bu acıklı sonun yaşandığı adanın ismi de o günden sonra “Ah Tamara” olarak kalmış olup, zamanla dil evrelerinden geçmiş ve günümüze “Akdamar” olarak gelmiştir.

Belki de Van Gölü’nün bu mistik güzelliği, o muhteşem manzarasıyla Akdamar içinde barındırdığı tüm hüzünleri bize anlattı. Daha sonra Van Kalesi’ni görmek için yola çıktık. Van Kalesi milattan önce 9. Yüzyılın ortalarında Urartu Kralı 1.Sarduri tarafından yaptırılmıştır.

Günümüze oldukça sağlam ulaşmış olan bu kalenin içinde Urartu krallarına ait mezarlar, çivi yazılı kitabeler ve halen oyuklarda ölü külleri bulunmakta olduğunu öğrendiğimizde çok şaşırdık. Van’a gelmişken Erciş’te tanık olduğumuz inci kefali göçünden söz etmemek olmaz. Dünyadaki eşsiz olaylardan biridir İnci Kefali göçü. Bu balıkların öyle farklı üreme öyküleri var ki. Milyonlarca balık sodalı sudan tatlı suya ulaşmak, yumurtalarını oraya bırakabilmek ve yavrularına elverişli bir ortam hazırlayabilmek için öncelikle akarsu ağızlarında sıraya giriyor. Suyun akış yönünün tersine tırmanış serüvenleri başlıyor.

  

Bu mucizevi görüntüye Türkiye’de sadece Erciş’te rastlayabilirsiniz. Van’a bu görüntüyü görmeye gelenler balıkların görüntüsü karşısında mest olmuşlardı ve onlar da bizim gibi şaşkın bakışlarını gizleyemiyorlardı. Eğer imkanınız varsa, gelin inci kefalinin havada dansına şahit olun ve her yıl düzenlenen inci kefali festivaline katılın derim. Vakit kaybetmeden kaynağını Tendürek Dağı’ndan alan Muradiye Şelalesi’ne doğru yola koyulduk. Kış aylarında donmasıyla, kar kütlelerinin arasından hala akmakta olan suyuyla,

12

kartpostallara yakışacak güzellikte olan şelaledir burası. Tam karşısında bulunan tesis iki yakayı birbirine asma bir köprü ile bağlıyordu. Biraz dinlenmek için tesise geçtik. Çaylarımızı yudumlarken seyre daldığımız şelalenin ve Van’ın her köşesinin bu kadar güzel olacağını hiç tahmin etmemiştim. Yolculuğumuzun bir sonraki durağı Doğubeyazıt ve 200’ den fazla yıldır tüm görkemiyle ayakta duran İshakpaşa Sarayı’ ydı. Kırmızı topraklar içerisinde bizi kızıl renkli bir taş kütlesi karşıladı. Sadece dış görünümüyle bile gelen turistlerin dikkatini çekmeye yetiyordu burası. Zamanında savunma amaçlı yapıldığı için üç tarafı uçurumdan oluşan bu saray terkedilmişlikle üşümüş olmasına rağmen, Doğubayazıt Ovası’ nı seyretmekten vazgeçmemiş.

4

Dev kapılardan içeri adımımızı attığımızda yine farklı bir atmosferle karşılaştık. Kızıl ve sarının binlerce tonuna sahip bu yapıtın işçiliğindeki özeni, gördüğünüz her duvarında ve dokunduğunuz her taşında hissedebilmeniz önemli bir ayrıntı. Doğubeyazıt’ın bir önemli özelliği de Ağrı Dağı’nın en heybetli görüntüsüne sahip olmasıdır. Türkiye’nin en yüksek dağının eteklerinde yaşayanların şahit olduğu bu eşsiz güzellik birçok Avrupalı turiste konaklama merkezi olarak ev sahipliği yapmaktadır.

10

Karnımızın acıktığını hisseder hissetmez meşhur abdigor köftesinin tadına bakmaya gittik. Doğal hayvanlardan iyi bir kasap ve aşçı aracılığıyla yapılan abdigor köftesini sevmemek için bir neden bulamadık. Kısa bir sürede tamamladığımız seyahatimizden gördüğüm güzellikleri sizlerle paylaşmaya çalıştım.

11

Bir noktayı belirtmeden geçemeyeceğim gezmiş olduğumuz lokasyonda 100 km lik bir çapta bile o kadar çok gezilip görülecek güzellikler var ki. Avrupa’da bir demir yığınını ziyaret için 5 milyon turist çeken yerleri düşündükçe ülkemin bu güzelliklerinin haklı ilgiyi görememesi insanın içini acıtıyor. Bir sonraki gezimizde görüşmek ümidiyle.
Seyahatle kalın.

 *Fotoğraflar Tayfur Coşkunüzer Arşivinden Alınmıştır.

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_ABOUT_AUTHOR

Didar Yaman