Блог http://webekm.com/ и още нещо.

ÇÖZÜM SÜRECİ

Prof. Dr. Bekir Parlak tarafından yazıldı. Aktif .

2

Çözüm Süreci olarak adlandırdığımız ve son döneme damgasını vuran devlet ve hükümet

politikası,deyim yerindeyse Türkiye’yi patika yollardan otobana çıkarma potansiyeline sahip apayrı bir önemi hak eden ciddi bir süreçtir.

Çözüm süreci, bölgesel bir güç olarak ortaya çıkmaya başlayan ve geleceğin küresel güçlerinden biri olarak gösterilen Türkiye’nin ayağındaki prangalarından kurtulmasıyla neredeyse eş anlamlıdır. Türkiye’nin Doğusu’ndaki sorunu çözmeden, büyük devlet olması neredeyse olanaksızdır. damgasını vuran devlet ve hükümet politikası, deyim yerindeyse Türkiye’yi patika yollardan otobana çıkarma potansiyeline sahip apayrı bir önemi hak eden ciddi bir süreçtir. Çözüm süreci, bölgesel bir güç olarak ortaya çıkmaya başlayan ve geleceğin küresel güçlerinden biri olarak gösterilen Türkiye’nin ayağındaki prangalarından kurtulmasıyla neredeyse eş anlamlıdır.

Türkiye’nin Doğusu’ndaki sorunu çözmeden, büyük devlet olması neredeyse olanaksızdır. Ülkenin başını uzun yıllar boyunca ağrıtan, enerjimizi boş yere harcatan, son derece değerli olan kıt kaynaklarımızı tüketen, her şeyden de önemlisi binlerce cana mal olan ve toplumun psikolojisini direkt olarak etkileyen temel bir sorun olarak terör ve doğu meselesinin çözülmesi, Türkiye’nin yeni ufuklara kalıcı ve topyekün yelken açabilmesinin ön şartlarından biridir. Bilhassa son beş yıldır üzerinde kapsamlı olarak durulan bu kritik problemin çözümü, yeni bir süreci de başlatmıştır: “Çözüm Süreci”.

Çözüm Süreci; her şeyden önce “kapsamlı bir barış projesidir”. Bir “kucaklaşma projesidir”. Gerçekte bir “kaynaşma projesi” ve “kardeşlik projesidir.” Çözüm Süreci, yerli yerince yürütüldüğünde “Yeni Türkiye” nin gücüne güç katacak bir “ uygarlık felsefesidir”. Bu süreçle ilgili bugüne kadar çok yazıldı çizildi. Konuya çok olumlu yaklaşanlar olduğu gibi, tamamen karşı duranlar da oldu. Tabi pek çok konuda olduğu gibi süreci izleyip bekleyelim görelim diyenler de… Fakat, aklı-ı selim bize şunu söylüyor: Bir ülke de kanayan büyük bir yara varsa ve bu yaranın kaynağı derinlere kadar varıyorsa, ilaç tedavisiyle bu hastalığın iyileşmeyeceği ortadadır. Yaraya merhem sürmek değildir “çözüm süreci”. Yaranın ameliyat edilmesidir. Hastalığın bir daha nüksetmemesi için kalıcı tedavinin sağlanmasıdır. Bu girişim, cesaret ister, kararlılık ister, hassasiyet ister, samimiyet ister, dikkat ister, sorumluluk ister ve ülkeye adanmışlık ister.

1

Yola Nasıl Çıkıldı?

Esasında ilk kilometre taşı 2009 yılı Oslo görüşmeleri oldu. MİTPKK görüşmeleri bu sürecin muhtemel başlangıç tarihi olarak kabul edilebilir. Görüşmelerin net olarak ne zaman başladığı bilinmese de 2009 ortaları olduğu yönünde görüşler vardır. Ardından 11 Mart 2009’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Kürt sorunuyla ilgili ilerleyen günlerde çok iyi şeyler olacağını söyledi. 9 Mayıs 2009 tarihinde Abdullah Gül, “Kürt sorunu Türkiye’nin birinci sorunudur ve mutlaka halledilmelidir” şeklinde açıklama yaptı.

Hemen aynı ay içinde 31 Mayıs 2009 günü PKK tek taraflı ateşkesi uzattığını bildirdi. Yol güzergahında önemli bir tarih de 31 Temmuz 2009 günüdür. Bu tarihte İçişleri Bakanı Beşir Atalay Kürt Açılımı kapsamında yapılan temasları basına açıkladı. “Bir aylık süre zarfında yaptığım görüşme ve toplantılar süreç açısından son derece olumlu olmuştur” dedi. 2 Ağustos 2009’da İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın kamuoyuna duyurduğu hükümetin Kürt açılımı kapsamında düzenlenen çalıştayların üçüncüsü gazeteci ve yazarların katılımıyla Polis Akademisi’nde yapıldı. Akabinde 5 Ağustos 2009 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kürt açılımı ile ilgili DTP lideri Ahmet Türk’le bir araya geldi. 2009 yılının 15 Kasım günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Milli birlik ve kardeşlik projemiz bir hedeftir.Demokratik açılım süreciyle bu hedefe ulaşacağız” diyerek hükümetin kararlılığını gösterdi. 2010 yılı ve sonrasındaki zaman diliminde çalışmalar olabildiğince istikrarlı bir şekilde yürütüldü, bazen ağır aksak bazen de büyük adımlarla nihayetinde bugünlere gelindi.

Siyasetin Çözüm Üretme Kapasitesinin Yansıması Çözüm süreci, siyasetin bir çözüm aracı olarak kullanılmasıdır. Politikanın, ülke sorunlarını çözme kapasitesinin etkili bir biçimde değerlendirilmesidir. Reel ve aktif siyasettir. Bir anlamda “proaktif siyasettir”. Başarı ise, önce iyi bir planlamaya, paylaşıma, danışma ve dayanışmaya bağlıdır. Sonra da kararlılıkla uygulama ve istikrarlı bir politika yürütülmesi gerekir. Bunun belki de en önemli şartlarından biri “siyasi istikrar” dır. Siyasi iktidarın siyasi istikrarı olmadan böyle kapsamlı ve köklü bir sorunun çözümü neredeyse imkansızdır. “Pozitif siyaset” diyebileceğimiz bir politika üretimi ve yönetimi sürecidir aslında çözüm süreci. Türkiye’nin geleceğine odaklanan ve gelecekteki Türkiye’yi kucaklayan büyük bir proje potansiyeli taşımaktadır.

Toplumumuzun yapı taşlarını bir arada tut mayı sağlayacak “sosyal harç” tır adeta. Bunun başarıyla sonuçlandırılması gerekir. Başarılmasını istemeyenleri iyi görmek ve tahlil etmek lazımdır. Bu anlamda şöyle bir kıstas verilebilir; bu sürecin başarıyla sonuçlanması kimlerin işine yarar başarısızlığa uğraması da kimlere hizmet eder? İşte bu iki kritik sorunun cevabını verdiğimizde konuya daha gerçekçi bakabilme şansını da yakalarız. Çözüm Süreci genel çerçeve olarak, ülkenin ve bölgenin hayrına olan bir süreç olarak nitelendirilmelidir. Bu sürecin Türkiye’yi yaşadığı en önemli sorunlardan kurtaracak “tarihi bir süreç” olduğunu söylemek abartı olmaz. Şunu da unutmamak gerekir, bugüne kadar Türkiye’de çözüm eksenli bir irade ortaya konulmamıştır Dikkatli bakıldığında Çözüm Süreci’nin başarıya ulaşmasını istemeyen birçok kesim var. Terör örgütünün içinde de bu sürecin başarısız olmasını isteyenlerin bulunduğunu görmemek safdillik olur. Terör örgütü içinde Çözüm Süreci’ni sabote etmek isteyenlerin önemli bir grup olduğunu da atlamamak gerek.

Çözüm Sürecinin Meşhur 10 Maddelik Bildirisi

Çözüm sürecinde İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda yapılan toplantı çok önemli bir aşama olarak görülmüştür. Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, AK Parti Grup Başkanvekili Mahir Ünal, Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu, HDP Grup Başkanvekilleri Pervin Buldan, İdris Baluken, HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder Dolmabahçe’deki Başbakanlık Ofisi’nde bir araya geldi. Toplantı sonunda yapılan açıklamada HDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, hem gerçek bir demokrasinin hem de büyük barışın temel omurgasını teşkil edecek olgusal başlıkları sıraladı. HDP heyetinden Sırrı Süreyya Önder’in okuduğu 10 maddelik bildiride şu hususlar öne çıkarılmıştı: “

1. Demokratik siyaset; tanımı ve içeriği, 2. Demokratik çözümün ulusal ve yerel boyutlarının tanımlanması, 3. Özgür vatandaşlığın yasal ve demokratik güvenceleri, 4. Demokratik siyasetin devlet ve toplumla ilişkisi ve bunun kurumsallaşmasına dönük başlıklar, 5. Çözüm sürecinin sosyo-ekonomik boyutları, 6. Çözüm sürecinde demokrasin güvenlik ilişkisinin kamu düzenini ve özgürlükleri koruyacak şekilde ele alınması, 7. Kadın, kültür ve ekolojik sorunların yasal çözümleri ve güvenceleri, 8. Kimlik kavramı, tanımı ve tanınmasına dönük çoğulcu demokratik anlayışın geliştirilmesi, 9. Demokratik Cumhuriyet, ortak vatan ve milletin demokratik ölçütlerle tanımlanması, çoğulcu demokratik sistem içerisinde yasal ve anayasal güvencelere kavuşturulması, 10. Bütün bu demokratik hamle ve dönüşümleri içselleştirmeyi hedefleyen yeni bir anayasa.” Önder, “Tüm bu hususlarda beklenen tarihi gelişmelerin hayata geçebilmesi için “tahkim edilmiş bir çatışmasızlığın” elzem olduğuna şüphe yoktur.

Biz de HDP heyeti olarak, tüm demokratik çevreleri ve barıştan yana olan kesimleri, gelinen bu demokratik müzakere ve çözüm aşamasına güç katmaya davet ediyoruz. Barışa her zamankinden çok daha yakın olduğumuzu bilerek, emek veren ve verecek olan tüm demokrasi güçlerini selamlıyoruz” dedi. Çözüm Sürecinde Kırılma Noktası: Nevruz’da Yaşanan Bayram Bu aşamadan sonra Nevruz’da beklenen mesaj 21 Mart Cumartesi günü Diyarbakır’da geldi.

Nevruz’da Diyarbakır’da okunan İmralı mesajının bu anlamda büyük bir dönemeç olması mümkün. En açık ifadeyle, “bu gidişatın sürdürülebilir olmaktan çıktığının” belirtilmesi, yeni bir sürece girildiğini göstermektedir. “Kardeşlik ve aynı toprakları paylaşmanın gerçekliği” üzerine yapılan vurgular, gelecek için olumlu duygulara yol açmıştır. Bu aşamadan sonra silahlı mücadeleye son verilesi ve siyasi arenada ve Meclisin çatısı altında meşru bir zeminde politika yapılması, kardeş kanının akmasının ve yüz milyarlarca dolar kaynağımızın heba olmasının önüne geçebilir. İmralı’dan gelen şu ifadeler çözüm sürecinde önemli bir merhale olsa gerek: “Binlerce yıllık bu büyük medeniyeti, farklı ırklarla, dinlerle, mezheplerle, kardeşçe ve dostça birlikte yaşayan Kürtler için Dicle ve Fırat, Sakarya ve Meriç nehirlerinin kardeşidir.

Halay ve delilo, horon ve zeybekle hısım akraba olur. Bu büyük medeniyet, kardeş topluluklar siyasi baskılarla, birbirine düşürülmeye, hakkı hukuku ve özgürlüğü esas almayan düzenler inşa edilmeye çalışılmıştır. Batılı emperyalist müdahaleler baskıcı anlayışlar, Arabı, Türkü, Kürdü, vb toplulukları sanal sınırlara, suni problemlere gark etmeye çalışmıştır. Mesajda devamlı şu ifadeler yer alıyor; Ortadoğu ve Orta Asya halkları artık uyanıyor. Kendine ve aslına dönüyor. Birbirine karşı kışkırtıcı ve köreltici savaşlara artık dur diyor.

Nevroz ateşiyle yüreği tutuşan yüz binler, milyonlar artık barış, kardeşlik diyor, çözüm istiyor. Artık silahlar sussun fikirler konuşsun noktasına geldik. Yok sayan, inkar eden, dışlayan modernist paradigma yerle bir oldu. Yine diyorum ki artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir.” İmralı’dan terör örgütü PKK’ya “silahı bırakın” çağrısı yapılmasının ardından gözler, Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan ve HDP\’li Sırrı Süreyya Önder’in açıklamalarıyla teyit edilen süreçle birlikte hükümete, İmralı’ya ve Kandil’in atacağı adımlara çevrildi. “Silahlara veda” çağrısının ardından adımların birbiri ardına atılması beklenmektedir.

Bu minvalde Bakanlar Kurulunun, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Portekiz ziyareti öncesi toplanarak hem 10 maddelik beklentileri hem de hükümetin yeni süreçle birlikte atacağı adımları değerlendirmesi söz konusu oldu. Sürecin işlemesine paralel olarak hükümet yeni bir “demokratikleşme paketi” hazırlayacak. Sürecin sonuca ulaşmasında, silahların bırakılması kritik bir eşik olarak görülmelidir.

3

Çözüm Sürecinde Bölgede Olumlu Hava 

Bütün bunlar olurken, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde huzura hasret kalan halk, yaklaşık 2 yıldır süren çözüm süreciyle olağan bir yaşamın tadını çıkarmaya başladı. Ekonomik faaliyetler gözle görülür bir şekilde canlanmaya başladı. Bir süredir gözlemlenen başka bölgelere ya da kent merkezlerine göç etmiş olan Doğu ve Güneydoğulu vatandaşlarımızın memleketlerine ve köylerine geri dönüş yapmalarının zamanla artması da beklenmektedir. Doğrusu, güçlü ve istikrarlı, kendi içindeki kavgaları sona erdirmiş, barış ve kardeşlik iklimini kalıcı hale getirmiş bir Türkiye’den çekinen çevreler var. Onlar da bu sürecin başarılı olmasını istemiyorlar.

Pek çok başka hesabı olanlar var. Ama bu sürecin işlemesini istemeyen kişilere ve kesimlere rağmen başarıya ulaşacağına inanmalıyız. Çünkü samimi bir iradeyle başladı ve samimiyetle bugüne kadar pek çok provokasyonu aşarak buraya kadar geldi. Paris’teki cinayetlerden tutun, son günlerde konuşulan olaylara varıncaya kadar pek çok önemli hadise oldu, tamamı bu süreci yok etmeye dönük provokatif eylemler olarak değerlendirilebilir.Bu tür kaotik hedeflieylemlerin olması muhtemeldir. Türkiye bunları aşa aşa geldi, çok yol kat etti, bundan sonra da aşa aşa yoluna devam edecektir.

Milli Bir Proje

Hükümet yetkililerinin de (Sn. Bozdağ) belirttiği üzere; “Bu, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin yürüttüğü bir projedir. Başarısı için her kurumun üzerine düşeni yapması gerekir. Hükümetin bir parçası olan bütün bakanlıklar, özellikle Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı da bu projenin başarısı için elbette gerekeni yapmalıdır. Çözüm Süreci’ni milli bir proje olarak nitelemek doğru olur. Dışarıdan bir katkı olmadan yürüyen proje. O yüzden de rahatsız olanlar çok. Türkler, Kürtler, bu ülkede yaşayan insanların her birisi kendi sorunlarını başkaları değil de kendileri oturup birlikte çözüyorlar. Yani her zaman danışılan, akıl alınan kişiler de bundan rahatsız oluyor.

Bütün bunlara rağmen Türkiye kendi göbeğini kendi kesecek ve eminim ki bu meselede de her şeye rağmen başarıya ulaşacağız. Bu konuda ümitli olmamız bize direnç verecektir. Sabırlı olmamız yolumuzu kolaylaştıracaktır. Bu süreçte önemli mesafeler alındığını görerek bu yola devam etmek, en doğru olan seçenektir. “İhtiyatlı iyimserlik”, bu süreçte yol gösterici olabilir. Bir de “temkinli politika” ve “tedbirli uygulama” ilkeleriyle, kimse zarar görmeden, ülke menfaati eksen alınarak, projenin hayata geçirilmesi ve netice alınması mümkündür.

Bu süreçte üzerinde en çok durulması gereken hususlardan biri de hiç kuşkusuz, 2015 Haziran ayında yapılacak olan genel milletvekili seçimlerinden sonra kurulacak yeni Meclis ve Hükümetin bir an evvel demokratik, sivil, özgürlükçü, insan merkezli, çoğulcu, katılımcı ve toplumsal uzlaşma ve iradi bir mutabakata dayanan “Yeni Anayasanın” yapılmasıdır. Nevruz mesajında da vurgulandığı gibi, “zamanın ruhunu okuyamayanlar tarihin çöp sepetine giderler. Suyun akışına direnenler uçuruma sürüklenirler. Ortadoğu halkları kökleri üzerinden yeniden doğmak ve ayağa kalkmak istiyorlar”. Türkiye dün konuşamadığı şeyleri bugün konuşuyor, meseleye bir de böyle bakmak lazım. Konuşmakla da kalmıyor, hatta bunları hayata geçiriyor.

Sonuçta Çözüm Süreci ile ülkede büyük bir zihinsel dönüşüm başlamıştır. Bunun en önemli göstergesi de, “bölge halkının süreci sahiplenmesidir”. Unutmayalım ki, Çözüm Süreci birlikte başarmamız gereken ortak geleceğimizin projesidir. “Aidiyetlerimize aidat ödettirmeyen” bir hukuk düzeni ve devlet nizamı, gerçek ve kalıcı barışın ön koşuludur. Umuyoruz ve diliyoruz, Anadolu’ya ve onun beslediği bütün hayatlara yakışan toplumsal barış ve refahın tarihi bir vesikası ve hayati bir aşaması olsun ÇÖZÜM SÜRECİ…

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_ABOUT_AUTHOR

Prof. Dr. Bekir Parlak

Bookmaker bet365 The best odds.

Full premium BIG Theme for CMS