Küreselleşme

tchayat tarafından yazıldı. Aktif .

818

Dünya piyasalarının herhangi birinde ekonomik bir deprem olsa, yeryüzünün her yanı sallanıyor. "Globalleşme" olarak da adlandırılan "küreselleşme", toplumsal değişmeyi açıklamada kullanılan temel kavramlardan biridir.

Toplumsal değişme, modernleşme sürecine bağlı olarak yaşanan değişimlerle şekillenmekte ve modernite döneminin sonuçlarına ilişkin tartışmalar küreselleşmeyi gündeme getirmektedir.

1980'li yıllardan günümüze kadar öncelikli olarak ekonomik boyutu açısından olmak üzere küreselleşme üzerinde yoğun çalışmalar yapılmasına rağmen, kavramın anlamı ve sınırları üzerinde tam bir görüş birliğine varıldığı söylenemeyeceği gibi, küreselleşmeye yönelen ilginin oldukça dağınık olduğu da ifade edilebilir. Bu konu üzerine yazanlar arasında ön plana çıkan düşünürlerin görüşlerine kısaca değinildiğinde, yaklaşım farklılıklarının hangi boyutlarda olduğu daha iyi görülecektir.

Giddens'a göre, küreselleşme modernitenin bir sonucudur ve bu süreç, kapitalist modernitenin dayandığı ekonomik, siyasal ve kültürel gelişimlerin dünya çapında yaygınlaşmasından başka bir şey değildir. Küreselleşme, uzak yerleşimleri birbirine bağlayan dünya çapındaki toplumsal ilişkilerin yoğunlaşmasıdır. Yerel oluşumlar binlerce millik uzaktaki olaylarla şekillenmektedir. Ama küreselleşme sadece "orada" bireyden uzak yerlerde olan şeylerle ilgili değildir. Küreselleşme aynı zamanda "burada" fenomeni olup, yaşamımızın mahrem ve kişisel yönlerini de etkiler (Giddens, 2000)

Robertson, küreselleşmeyi, hem dünyanın küçülmesi, hem de bir bütün olarak dünya bilincinin güçlenmesi şeklinde görür. O'na göre küreselleşme, Batılı "modernlik" projesinin ya da "aydınlanma"nın bir görünümü biçiminde değerlendirilemez (Robertson, 1999). Bu yazar küreselleşme tartışmasının analitik olarak dört temel gönderme noktasının olduğunu ileri sürer: Birey, Ulusal Toplumlar, Dünya Toplumları Sistemi, Insanlık (Robertson, 1998). Robertson'un teorisi içinde küreselleşmeye olumlu ya da olumsuz bir değer yüklenmemektedir. Üzerinde özellikle durduğu nokta, farklı kültürlerin karşılaştıkları dirsek noktalarında birbirlerinin konumlarını göreceli bir çerçevede belirleyebilmeleridir. Dolayısıyla, farklı yaşam biçimlerinin karşılaşmasını ve etkileşimini içine alan bir süreçtir.

29

Kürselleşmenin ekonomik, siyasal ve kültürel olmak üzere hayatın üç alanında özellikle etkili olduğunu söyleyen Waters (Wares, 1995), bu kavramı, coğrafyanın toplumsal ve kültürel düzenlemelerle dayattığı kısıtlamaların azaldığı, insanların bu azalmayı giderek daha çok fark etmeye başladıkları bir toplumsal süreç olarak nitelendirir.

27

Wallerstein ise küreselleşme olarak adlandırılan durumu "modern dünya sistemi" ve "kapitalist dünya-ekonomi" olarak kabul etmektedir. O'na göre küreselleşme süreçleri yeni değildir, en az 500 yıllık bir geçmişe sahiptir. Wallerstein, içinde yaşadığımız modern-dünya sisteminin kökenlerinin 16. yüzyılda olduğunu söyler. Modern -dünya sistemi o yüzyılda Avrupa'da meydana gelmiş ve kendi içinde bir dizi evreden geçerek devamlı bir şekilde genişlemiştir. Genişleme sonucu 19. yüzyılın ikinci yarısında küresel ölçekte bir toplumsal işbölümü gerçeklik kazanmıştır (Wallerstein, 2004a, 2004b, 2002).

35

Küreselleşmenin tarihsel koşullarıyla değil sonuçlarıyla ilgilenen Bauman, küreselleşmenin hayatın tüm alanlarında bir belirsizliğe neden olduğunu, belirsizliği doğuran mekanizmaların küresel olduğu için, mevcut siyasal kurumlar ve devletlerin bir çözüm sunmakta yetersiz kaldığını savunur. Küreselleşme, "şeylerin elimizden kaçıp gittiği hissi" vermektedir. Bu haliyle kürselleşme birçoklarının iddia ettiği gibi bir "yeni dünya düzeni" değil, "yeni dünya düzensizliği" dir. Artık ne devletlerin, ne toplulukların, ne şirketlerin ve ne de bireylerin geleceği ile ilgili kesin öngörülerde bulunmak neredeyse imkansızlaşmıştır. Bauman'a göre bazıları için küreselleşme olarak görülen şey, başkaları için yerelleşme anlamına gelebilmektedir (Bauman, 1999).. Bu dualist yapıyı yazar, "küresel refah-yerel fakirlik" söylemi ile ele alır. Bu, aynı madalyonun iki yüzü gibidir. Dünya nüfusunun iki bölümü farklı taraflarda yaşarlar ve sadece bir tarafı görürler: tıpkı dünyadaki insanların ayın tek yüzünü görmesi gibi. Bazı kişiler gezegeni kendi meskeni olarak görürken, diğerleri kendi "yer"lerine mahkumdur (Beck, 2004).

Küreselleşme mi "Küre-şey-leşme mi"?

 

 

Genel olarak küreselleşme, kavram olarak dünyanın sıkışması ve tek bir yer olarak algılama bilincinin artışı şeklinde tanımlanmaktadır (Aslanoğlu, 1998). Ekonomi, kültür ve politika; yükselen küresel bir bilinç ve daha küresel hale gelen bir dünyanın varlığıyla şekil değiştirmişlerdir (Short-Kim, 1999). Dünya 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren-ama özellikle son çeyreğinden sonra-çok hızlı ve çarpıcı bir şekilde değişmeye başlamıştır. Uyuşturucu maddeler, suçlar, seks, savaş, felaketler, insanlar, düşünceler, imajlar, haberler, bilgiler, eğlence anlayışı, kirlilik, mallar ve para hiçbir dönemde olmadığı hız ve yoğunlukta ulusal sınırların ötesinde seyahat etmektedir. Dünyanın herhangi bir yerindeki sıradan insanların yaşamları; yaşadıkları ve çalıştıkları yerin çok uzağında meydana gelen eylemler, kararlar ve olayların etkisiyle şekillenmektedir ( Cochrane-Pain, 2000). Bir anlamda küreselleşme, "küre-şey-leşme" olarak karşımıza çıkmaktadır. Elimizi attığımız her şey "küreşeyleşmiş bir şey" olmaktadır.

 

34

Ve artık küreselleşen dünyada; ahlak ve davranışlar, teoriler ve ideolojiler, rejimler ve sistemler, şirketler ve patronlar, yan yana getirebileceğiniz daha birçok olgu, geri dönülmez bir şekilde değişmeye, dönüşmeye başlamıştır.

Dünyada son yıllarda olup bitenlere baktığımızda, globalleş(tir)me; topyekün bir "Pazar-içinleş(tir)me" kavramıyla da sorgulanması gereken bir olgu olarak durmaktadır. Pazar üzerinden her şeye ulaşabilen, dolayısıyla da her şeyine pazar üzerinden ulaşılabilen bir insan modeli var şimdi dünyamızda. Pazarda nihai belirleyici ise, pazarlık gücü (Cangızbay, 2003). Işte burada cevaplanması dikkat ve rikkat isteyen en kritik soru gündeme geliyor: Öyleyse pazarlık gücünü belirleyen nedir? Sorunun cevabı bizi doğal olarak ulusların zenginliğine, bu da direkt olarak kurumsal ve bireysel kapasitelere ve etkinlik düzeylerine götürmektedir.

Global ekonomide devletlerin yeri ve önemini büyük ölçüde o ülkenin işletmeleri belirlemektedir. Ulusların,
uluslararası sermayedeki pay ve rekabet gücü, şirketlerin etkinliği ve başarılarıyla doğru orantılı olarak gelişmektedir.

"Küresel Ağlar Herkesi Bağlar"

Doç. Dr. Pekir Parlar - Küreselleşme

Burada altını çizmemiz gereken bir olgu vardır, o da "kamu-özel bileşimi"dir. Bu olgu ulusların ekonomik ve toplumsal gelişmesine ivme kazandıran ve bu gelişmeye istikrar sağlayan bir argümandır. Kalkınmanın başarılar tarihi, "piyasa" ve "devlet"in sosyal organizasyonunun birbirinin zıt biçimleri olmadığı, bilakis yaşamsal olarak birbirine bağlı olduğunu gösterir. Refah düzeyi yüksek ve dinamik endüstrilere sahip toplumlarda, kamu-özel sektör koordinasyonu ve işbirliği egemen olma eğilimindedir. Bir ülkenin küreselleşme sürecindeki yerini ve global ekonomideki başarı seviyesini tayin ve tespit için, işletmelerinin küresel dünyada hangi yeri tuttuğunun ve kamu-özel etkileşiminin hangi düzeyde ve nasıl olduğunun doğru ve gerçekçi bir biçimde belirlenmesi gerekir.

36

Internet Devrimiyle Gelen Küreselleşme

24

Küreselleşme sürecini hızlandıran ve derinleştirip yaygınlaştıran en önemli unsurlardan biri hiç şüphesiz iletişim alanında yaşanan devrimdir. Yirminci yüzyılın son çeyreğinde yaşanan iletişim devriminde internet ağının, uydu yayınlarının ve fiber optik kablo bağlantılarının büyük rolü vardır. CNN tarafından Körfez Savaşının dünyanın dört bir yanına canlı olarak yayınlanması ile Japonya'da yeni piyasaya sürülen bir ürüne piyasaya çıktığı gün internet üzerinden Güney Afrika Cumhuriyetinden sipariş verilmesi ve iki gün içinde teslim edilmesi, iletişim devriminin birer örneğidir. Dünyanın en baskıcı rejimlerinden biri olarak tanınan Çin'in 500 kenti küreselleşen dünyadan haber dar olabilmek için 1996'da fiber optik kablo bağlantısı için sıraya girmişlerdi .Benzeri bir olayın bağımsızlıklarını yeni kazanan Orta Asya ülkelerinde de yaşandığı bilinmektedir. Çin örneği iyi incelendiğinde, 15 yıl önceki Çin'le bugünkü arasındaki muhteşem farklılıkların en önemli tetikleyicisinin iletişim devrimi olduğu görülür. John Naisbitt'e göre küresel iletişim konusunda üzerinde durulması gereken dört önemli kavram vardır: Teknolojilerin Birleştirilmesi, Stratejik Ittifaklar, Küresel Bir Ağ Yaratmak ve Herkese Kişisel Tele Bilgisayarlar.

 


 

Küresel dünyanın tozlu yollarında şirketler genel bir klasmana tabi tutulduğunda iki ana kategori hemen kendiliğinden oluşmakta: biri "tozu dumana katanlar", diğeri ise, "durmadan toz yutanlar"dır.

 


 

Iletişim Çağı'nda Küresel ekonomiyi belirleyen ve işletmeleri yakında ilgilendiren bir önemli konu da, "elektronik ticaret (e-ticaret)"tir. Özellikle internet kullanımının yaygınlık kazanmasıyla bir yandan e-ticaret sürecine katılımcıların sayısı artarken, diğer taraftan e-ticaret hacminin dünya toplam ticaret hacmi içindeki payı hızla büyümektedir. Elektronik ticaret hızlı bir şekilde yaygınlaşırken ekonomik yaşamda önemli etkiler meydana getirmektedir. Elektronik ticaret, işlem maliyetlerini, araştırma maliyetlerini azaltarak, rekabeti artırmak ve iş sürecini hızlandırmak suretiyle verimliliği yükseltmektedir. Küresel iletişim ağlarını örerken, adeta "Küresel Ağlar Herkesi Bağlar" sloganıyla dünyayı küçültmeye ve ticareti büyütmeye devam edeceğe benzer.

Küresel Ekonomi ve Yeni Küresel Güçler

31

Dünya yaklaşık çeyrek yüzyıldır global ekonomi adı verilen yeni ve dönüştürücü bir olguyu yaşamaktadır. Günümüz piyasaları ve şirketleri, yapıları, işleyişleri, stratejileri ve etkileşimleri itibariyle dünkünden kıyas götürmeyecek kadar farklılaşmıştır. Örneğin bugün ABD hapşırsa biz zatürre oluyoruz. Dünya piyasalarının herhangi birinde ekonomik bir deprem olsa, yeryüzünün her yanı sallanıyor. Uzak Doğudaki bir Borsa'da kopan bir kasırga tüm dünya borsalarında fırtınalar yaratıyor. ABD Merkez Bankası'nın faizlerde yaptığı küçük bir değişiklik, ülkelere dalga dalga yayılıyor. Düne kadar kendi küçük denizinde rehavetle seyreden firmalar, şimdi kendilerini okyanusta buluyor.

 


 

Mademki dünya küreselleşme sürecinde adeta bir köye dönüştü, o zaman insanların beğeni ve tercihlerini ve tabii yatırımları ve paraları kendine çekip toplayan ve peşinden sürükleyen bu güçlere, "küresel köyün kavalcıları" dense yanlış olmaz sanırım.

 


 

Okyanusun farklı kuralları olur. Okyanusta yaşamı sürdürmek ve hedefe varmak çok daha çetin mücadeleler gerektirir. Rekabet amansız, krizler zamansızdır. Yeni rekabet avantajlarına ve yeni teknolojilere sahip olanlar, okyanusta amiral gemisi oluyorlar. Stratejiden yoksunlar ise, hedefi belli olmayan tekneler gibi derin denizlerde kayboluyorlar. Şirketlerin hedefteki limana selametle varmaları için, rekabetin baskın kurallarını iyi bilmeleri ve bu kuralları profesyonelce uygulayabilmeleri gerekiyor.
Küresel ekonomide öne çıkan güçler, kendilerine benzersiz bir konumlandırma yapabilme yeteneğine ulaşmış şirketlerdir. Çekici bir endüstri yapısı ve çok özel hizmet konseptleri geliştiren bu organizasyonlar, okyanusun fatihleri olmaya başladılar. Biz bunlara "tekeden süt çıkaranlar" diyoruz. Bunlar, beyni büyük, bedeni daha küçük şirketlerdir. Küresel dünyanın tozlu yollarında şirketler genel bir klasmana tabi tutulduğunda iki ana kategori hemen kendiliğinden oluşmakta: biri "tozu dumana katanlar", diğeri ise, "durmadan toz yutanlar"dır. Bugün artık, yeni ilerlemeleri kopyalayarak yoluna devam etmeyi düşünenler, toz yutmaya, gerçekte ise kendilerini uyutmaya devam edeceklerdir.

Iş yapma ve şirket yönetmeye dair geçmişteki yol ve yöntemler çok gerilerde kaldı. Şimdi, devir, ortak aklı, kollektif yapıyı, düşünce zenginliğini kabul eden, kurumsallaşmış ve profesyonelce yönetilen şirketlerin devridir. TOSYÖV Başkanı H.Develi'nin de dediği gibi "para benim, akıl benim, benden akıllısı yok" diyenler, aynı zamanda piyasalardan birer birer silinenlerdir. Profesyonel yönetim, belki de hiç bu kadar önemli olmamıştı. Artık şirketler, ortak aklın damıtılması ve etkili ekip çalışmasıyla küresel rekabet okyanusunda yol alabiliyorlar.

33

Dünyanın en büyük şirketleri, en büyük küresel güç odakları olarak her sahada karşımıza çıkıyor. Dünya ekonomisine yön verenler, doğal olarak dünya siyasetine de yön veriyorlar. 2006 ciroları açıklanan küresel ekonominin en büyükleri, tek başlarına dünyanın çoğu ülkesinin GSMH'dan daha fazla hasılaya sahipler. ABD'nin perakende devi olan ve Türkiye GSMH kadar bir büyüklüğe ulaşan Wal Mart'ın 351 milyar dolarlık ciroyla başı çektiği küresel güçlerin ilk üçü, 300 milyar dolardan fazla (Wal Mart, Exxon Mobil, Royal Dutch Shell), dördü 200 milyar dolardan fazla ( BP, General Motor, Toyota Motor, Chevron) ve onlarca küresel güç 100 milyar dolardan fazla ciro yapmayı başarmışlardır. Bunlar gibi dünya üzerindeki yüzlerce firma, bu kadar büyük cirolar yapmasa da ana kıstaslar itibariyle küresel şirket tanımına ve kapsamına girmektedir. Türkiye'den sadece Koç Holding'in 190. sırayla girdiği en büyükler ligindeki 162 şirket ABD'den, 67'si Japonya'dan, 38'i Fransa'dan, 37'si Almanya'dan, yine 37'si Ingiltere'den ve 33'ü de Çin'den, bütün dünyaya meydan okumaktadırlar. Bu meydan okuyuşun arkasında buram buram ter vardır. Sabırlı, vizyonlu, stratejik ve profesyonel çalışan bu güçler, başarının tersiz, küresel başarının ise yerel zafersiz olmayacağını iyi biliyorlar.

32

Peki nedir yerel zafer? Önce kendini kendi sınırlarında aşmasıdır bir şirketin. Kendi ülkesinde yapabileceklerini yapması ve sonra hazırlıklı ve donanımlı bir şekilde kendini küresel rekabet okyanusuna bırakmasıdır. "Küreyörel şirket" (global company) adını verdiğimiz bu kuruluşlar, küresel düşünüp yerel davrananlardır. Bu davranış tarzı küresel şirketler için temel bir ilke olmuştur. Küreyörel şirketler, küresel düşünmekle birlikte ulusal sektör politikası gibi yerel hususları da dikkate alarak davranan ve yereldeki avantajlarını küreselde iyi kullanan akıl küpü organizasyonlardır. Böyle şirketlere nerelisin diye sorulduğunda örneğin şöyle bir cevap alırsınız: dünya çapında çalışan merkezi Ingiltere'de olan bir firma…Bu cevabın bir diğer ifadesi "küreyöreliyim" demektir. Mademki dünya kürselleşme sürecinde adeta bir köye dönüştü, o zaman insanların beğeni ve tercihlerini ve tabii yatırımları ve paraları kendine çekip toplayan ve peşinden sürükleyen bu güçlere, "küresel köyün kavalcıları" dense yanlış olmaz sanırım. Şurası muhakkak ki, yirmibirinci yüzyılı yönlendiren "küresel güçlere (global forces)" sahip olmadan, dünyada söz sahibi olmak ve yeni yüzyıla damga vurmak çok zor olsa gerek. Mc Donald's, Bosch, Bayer, Sony, Microsoft, Hyundai, Pierre Cardin, Wolksvagen Siemens, Hilton, Adidas, Lufthansa, HSBC Bank, Nestlé, Coca Cola, Canon, Pfizer, Procter&Gamble, Daimler-Chrysler, Carrefour, Pepsi.Co, Toshiba ve daha nice küresel devler, ülkelerini dünyanın en zengin ve en güçlüleri yapmaya devam etmekteler.

Ulusaldan Kıtasala, Kıtasaldan Küresele Global Adımlar

Küresel şirket olma sürecinde kıta-ötesi nitelikten önce kıtasal nitelik kazanılması, bundan da önce ulusalı kapsayan ilk adımın atılması lazımdır. Bu sırayla basamakların tırmanılması, planlı bir gelişme aracılığıyla başarı şansını artırmakta, kuruluşa küresellik açısından deneyim kazandırmaktadır. Bu aşamada bir model yaklaşımı ile analizler yapılarak, firma dışında danışmanlık desteği alarak stratejik kararlar oluşturmak ve bunları kurumsal bir sistemle profesyonel yönetim çerçevesinde uygulamak yerinden olacaktır.

 


 

Küreselleşen dünyada hem bireyler, hem de firmalar dünyanın her yerinde çalışabilecek bir yetkinlik ve yetenekte olmalıdırlar.

 


 

Ulusaldan küresele doğru yapılan yolculukta şirketin tüm unsurları ve faaliyetlerinin bu zorlu ve uzun yolculuğa göre ayarlanması, gerekli donanımların yapılması beklenir. Çağdaş yönetim tekniklerini tatbik edebilen, vizyon üretebilen ve bu ortak vizyon etrafında birleşen, yenilikçiliği şiar edinmiş, ar-ge'ye gerekli önemi veren, çalışanını ve müşterisini gerçek ortağı gören, her ikisinin memnuniyetinde başarıyı arayan, dünyanın dört bir yanına gözünü ve kulağını dört açmış, hızlı ve etkili karar alabilen, dinamik, katılımcı, esnek ve atılımcı organizasyonlar, "küreselleşen dünyanın işletme profili"ni ortaya koymaktadır.

Küresel piyasada, pazarlama faaliyetlerinin de çehresi değişmekte ve daha da bir önem kazanmaktadır. Pazarlama organizasyonunda; pazarlama maliyetleri analizi, dış ticaret mevzuatı, farklı pazarların kültürel farklılıkları ve müşterilerin sürekli değişen ihtiyaç ve beklentilerine hızlıca ve en uygun ürün ve hizmetin sunulması gibi hususlar ön plana çıkacaktır. Yeni pazarlarda yavru şirket kurma, temsilci bulundurma, merkezden sürekli ve düzenli hizmet sunma veya bağımsız dağıtım şirketleri kullanma yollarının yarar ve sakıncaları iyi analiz edilip, firma ve sektör için ve tabii söz konusu pazar için hangisi en optimal ise bu yöntemi kullanma yoluna gidilmelidir.

Çok Uluslu Şirketten Küresel Şirkete Yeni Şirket Vizyonu

Pazarın küreselleşmesi ve küresel şirket kavramlarını ilk kez ortaya atan ABD'li yazar Teodore Levitt'e göre, çok uluslu şirket ve küresel şirket aynı şey değildir. Çok uluslu şirket, birçok ülkede faaliyet gösterir ve ürünlerini her ülkeye göreli olarak büyük farklar taşıyan maliyetlerle ayarlar. Oysa ki, küresel şirket, sanki dünya ( ya da onun ana bölgeleri) tek bir pazarmış gibi çok düşük maliyet farkları ile ve önemli ölçüde sabitlik taşıyan biçimde faaliyette bulunur ve her yerde aynı şeyleri aynı biçimde satar. Şirketin tüm birimleri ve fonksiyonları küresel bir takım olmanın bilinci ve gereğine göre dizayn edilmiş ve yönlendirilmiştir.

Cambridge Üniversitesi'nden Alan W. Barrel adlı Ingiliz stratejist "Bir Küresel Şirket Oluşturmak ( Building A Global Business)" başlıklı eserinde günümüz şirketlerinin aile şirketi bile olsalar global olmak ya da olmamak sorusunu sormak zorunda olduklarını söylemekte, küresel rekabet döneminde bunun dışında kalmanın olanaklı olmadığını vurgulamaktadır. Barrell, bir şirketin küreselleşirken göz önüne alması gereken önemli hususları şöyle sıralamaktadır: Kültürel farklılıklar, mevzuat farklılıkları, çevresel hususlar, muhasebe, finansman ve vergi uygulamaları, insan kaynakları ile ilgili hususlar, şirketin büyüme isteği, yönelimi ve imkanları.

Şirketin amacı, misyonu, strateji ve taktikleri, anahtar hedef ve göstergeler, küresel bir içerikte belirlenmelidir. Bu amaçla küresel rekabet modelleri kullanılabilir. Burada vurgulanması gereken önemli bir husus, bütün firmalar, endüstriler, ülkeler ve bölgeler için genel geçer doğru bir tek küresel rekabet stratejisi olmadığıdır. Firmalar, küresel ölçekte şekillenen koşullara ve belirleyici faktörlere göre rekabet stratejilerini ve operasyonel taktiklerini kurabilmeli ve bunları dinamik bir şekilde uygulayabilmelidir.

Küresel Kurum Kültürü ve Sürdürülebilir Büyüme

Global piyasalarda yer tutan firmaların ortak bir karakteri vardır: "KKK =Küresel Kurum Kültürü". Bir tür küresel çalışma mantığına dayanan bu şirketlerin patronları ve yöneticileri, hatta çalışanları dünya çapında düşünmeye alışmışlardır. Söz gelimi yeni bir ürün için, kritik olan soru, "bunun Türkiye ve Avrupa için çok iyi bir düşünce olduğu, acaba Amerikalıların ve Japonların ne düşüneceği, Çin faktörünün nasıl hesap edileceğidir". Dünya çapında düşünmeden küresel bir şirket olanaklı mıdır? Eğer şirketin benzersiz bir ürünü var ise, bu olanaklı olabilir. Ancak böyle bir durumun çok ender olacağı su götürmez bir gerçektir. Kaldı ki, bugünün dünyasında daha önemli olan "sürdürülebilir büyüme"dir. Üç ana Pazar bölgesinde (Avrupa, Amerika, Asya-Pasifik) iş yapan bir küresel şirket haline geldikten sonra, iş, sürdürülebilir büyüme çizgisine oturmaya kalmaktadır. Ancak büyüme gelişme şeklinde olmalı, sadece genişleme şeklinde değil. Nitelikli büyüme ise, yenilikçilik, vizyoner bakış açısı, ekip ruhu, ortak sinerji ve rasyonel risk yönetimi ile sağlanabilmektedir.

Küreselleşen dünyada hem bireyler, hem de firmalar dünyanın her yerinde çalışabilecek bir yetkinlik ve yetenekte olmalıdırlar. Kurumsal başarı, potansiyelin üzerinde işler becererek dünya şirketi olabilmekte yatmaktadır. Bu süreçte firmaların ve girişimcilerin şu "4 Kabul"ü içselleştirmeleri onlara yeni ufuklar açacak ve küresel pazarlarda sağlam durmalarına yarayacaktır:

1.Ürün veya hizmet yoktur, komple çözüm vardır.
2. Komple çözüm ve müşteri odaklılık iki temel eksendir.
3. Müşteri, tüm dünyanın müşterisidir.
4. Kaliteyi müşteri belirler.

Yukarıdaki dörtlü sac ayağına dayanan küresel iş yapma mantığı, "4 Lazım"ı da beraberinde getirir. Bunlar küresel okyanusta yol alan veya almaya hazırlanan kurumların temel yeterlilikleridir:

1.Teknolojik yeterlilik
2.Finansal yeterlilik
3.Uygun insan kaynağı
4.Kurumsal ve Stratejik yeterlilik

Dünya ve insanlık, hiç yaşamadığı ve pek alışık olmadığı bir süreçten geçiyor. Bu dönemde değişmeyen neredeyse hiçbir şey yok. Ve böyle bir çağda yeni şeyler yapmak ve küresel pazardan pay kapmak lazım. Dünya içinde dünya için çalışmak, dünya için üretmek lazım. Ulusumuzun ve ülkemizin geleceğini her birimizin tek tek ve hepimizin bir tek olarak yaptıkları ve yapacakları belirleyecektir. Gelecekteki yerimiz, hiç kuşkusuz, dünyaya bakışımız ve bu bakışa uygun iş yapışımızla şekillenecek. Vizyoner ve cesur girişimcilerimizin, yerelden küresele yükselen nice başarı öykülerini, bizden sonraki nesillerin gururla dillendireceğine hepimiz inanmalıyız. Unutmayalım ki;

"Içinde dünya olmayan, dünya içinde olamaz".

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_MORE_ARTICLES