Блог http://webekm.com/ и още нещо.

Osmanlı Ticaret Entegrasyonu...

Tayfur Coşkunüzer tarafından yazıldı. Aktif .

Ben adına "Osmanlı Ticaret Entegrasyonu" diyeyim, siz Ortadoğu veya Avrasya Ticaret Entegrasyonu diyebilirsiniz, ya da başka bir isim. Önemli olan tarihten gelen bu büyük potansiyeli kullanabilmek

Yolculuğumuzun sonunda, Kuzey Afrika'nın toprak olarak en büyük,nüfus ve GSMH olarak 2. büyük ülkesi Cezayir'e ulaştığımızda, Akdeniz ikliminin burada bir başka güzel yaşandığını gördüm.
Başkent Alger neredeyse tamamen Fransız yapılarıyla bezenmiş bir Akdeniz kenti görünümünde. Alger'den Blida'ya doğru 70 km'lik bir mesafeyi katettiğimizde yol boyunca irili ufaklı birçok kasaba gördük. Bu kasabalarda Fransız ürünleri kadar sömürge döneminden kalma yapıları da görmek mümkün. Blida'ya vardığımızda Osmanlıdan kalan çeşitli karakol binaları ve eski çarşı meydanındaki şadırvan bize Osmanlının hala Blida'da olduğunu hatırlatıyor. Blida Osmanlıyla derin bağları olan bir kent. Türklere karşı çok ilgililer. Blida'nın nüfusu yaklaşık 1 milyon. Aynı zamanda bir sanayi kenti.
 
Osmanlı, Cezayir'i 16. yüzyıl başlarında Barbaros Hayrettin Paşa (Hızır Reis) ve Oruç Reis vasıtasıyla fethetmiş ve 1830 yılına kadar Cezayir Osmanlıların egemenliğinde kalmış. Ama Osmanlı'nın tüm Kuzey Afrika'da yaklaşık 400 yıllık bir egemenliği söz konusu. Tunus'ta, Libya'da, Mısır'da, Fas'ta da keza öyle.
 
Fas'tan Mısır'a kadar Kuzey Afrika ülkelerinde ve diğer Osmanlı beldelerinde bizim ihraç mallarımızı görmek çok fazla mümkün değil. Cezayir'le serbest ticaret antlaşmamızı henüz hayata geçirdik. Dış ticaret hacmimiz yaklaşık 2 milyar $. Bu rakamın büyük bölümünü Cezayir'in bize olan ihracatı oluşturuyor. Bu ülkeden özellikle enerji ürünleri ithal ediyoruz. Oysa AB ülkeleri Fransa, Almanya ve Italya yıllar önce ürünlerinin gümrüksüz bir şekilde Cezayir'e, Tunus'a, Mısır'a, Fas'a, Libya'ya geçmesini sağlamak için çeşitli ticari antlaşmalar imzalamışlar. Bunun sonucunda söz konusu ülkeler Kuzey Afrika'nın en büyük tedarikçileri olmuşlar.
 
Osmanlının fiilen hüküm sürdüğü topraklara maalesef sırtı dönük yaşamışız. Yakın zamana kadar bu ülkelerle serbest ticaret antlaşmamız bile yoktu. Yeni imzalanan serbest ticaret antlaşmaları ise en az 10 yıl içerisinde tam manasıyla meyvelerini verebilecektir.
 
Şimdi şöyle düşünecek olursak; Osmanlı devletinin hüküm sürdüğü topraklarda şu an bir fiil 45 ayrı ülke var. Bu ülkelerin toplam nüfusu yaklaşık 400 milyon ve bu ülkelerle ticari işbirliği antlaşmalarımız henüz oluşmaya başlıyor. Bu 45 ülke, tüketim eğilimi yüksek ve tüketim hacmi gittikçe artan devasa bir pazar. Biz neden bu büyük pazara daha çok mal satamayalım?
 
Ürdün'e, Mısır'a, Arnavutluk'a, Romanya'ya, Bosna'ya, Bulgaristan'a, Suriye'ye, Iran'a, Libya'ya, Cezayir'e, Tunus'a v.s. Osmanlı coğrafyasındaki ülkelere gittiğimizde maalesef sattığımız ürünlere yüksek gümrük vergileri uygulandığından, Fransız, Alman, Italyan malları kadar rağbet göremiyoruz. Çünkü onlar serbest gümrük antlaşmasıyla bizden bir adım öndeler.
 
Biz de Ingilizlerin ve Fransızların yaptığını yapamaz mıyız? Eskiden bulundukları topraklar üzerinde kurulan ülkelerle ekonomik işbirliğini geliştirecek çeşitli oluşumlar gerçekleştirmişler. Biz Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak bu 45 ülkeyle ticari işbirliği adı altında büyük bir ticari organizasyona gidebiliriz. (Ben adına "Osmanlı Ticaret Entegrasyonu" diyeyim, siz Ortadoğu veya Avrasya Ticaret Entegrasyonu diyebilirsiniz, ya da başka bir isim. Önemli olan tarihten gelen bu büyük potansiyeli kullanabilmek.) bir birliktelik oluşturamaz mıyız? Ben sadece sesli düşünüyorum.
 

Güçlü olmak için, sadece bir noktaya bağlı kalmaktansa, farklı alternatifleri de değerlendirmek, çeşitli atraksiyonlar geliştirmek gerekmiyor mu?



Bu tür ticari işbirliklerine baktığımızda dünyada onlarca bölgesel entegrasyonların olduğunu görürüz. En önemlileri, NAFTA, AB ve APEC Entegrasyonu'dur. Ilk başlarda komşularıyla işbirliği amacıyla yola çıkan bu oluşumlar zamanla küresel rol oynamaya başlamışlardır. Bu 3 entegrasyon dünya ticaretinin %90'ını gerçekleştirmektedir.* Aslında önerdiğimiz bu entegrasyon en başta komşularımızla ve aynı coğrafyayı paylaştığımız ülkelerle bölgesel ve ekonomik hareketleri kontrol etmemizi sağlayacak gelecekte ise bizi küreselleşme sürecinde önemli bir bölgesel güç olarak, sadece siyasal ve kültürel yönlerden belirleyici bir aktör kılacaktır.
 
 
Belki şimdi olurmu öyle şey diyecek çok insan var. Tarihten gelen yakın bağlarımızı kullanarak bunu gerçekleştirmek mümkün olur. Öncüsü de işadamları olabilir. Güçlü olmak için, sadece bir noktaya bağlı kalmaktansa, farklı alternatifleri de değerlendirmek, çeşitli atraksiyonlar geliştirmek gerekmiyor mu?
 
"Ben sadece sesli düşündüm" Sizce de hayali güzel değil mi?

*Kaynak: www.dtm.gov.tr (Bölgesel, ekonomik entegrasyonlar)

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_ABOUT_AUTHOR

Tayfur Coşkunüzer

Tayfur Coşkunüzer

Bookmaker bet365 The best odds.

Full premium BIG Theme for CMS