Блог http://webekm.com/ и още нещо.

BETON VE DEVLET

Yılmaz Ekinci tarafından yazıldı. Aktif .

devlet

Babil’deki kuleyi inşa edenler gibi aynı lisana sahip olduğumuz halde, birbirimizin meramını anlamayacak kadar birbirimizden kopuk ve şizofren haldeyiz.Bunun sebebini;  yaşadığımız “mekan” larda aramalıyız diye düşünüyorum.

Çünkü bireyi, kainatı, toplumu ve belli bir perspektifi öncelemeyen her tür mimari özellik, bizi kendimize yabancılaştırır. Kendi doğasına yabancılaşan bir varlık, başka bir mahlukata dönüşür. Değerleri olmayan fakat “sahiplik” ve “haz egosunun’’ geliştiği bir bünyede, sağlıklı bir beşeri ilişki ve şehirleşme de olmaz. Bugün yaşadığımız şehirler, ne geçmiş tarihimize ve ne de bugünkü modern Batı şehirlerine ait unsurları taşımaktadırlar.

Eskiden Anadolu’yu gezdiğinizde her bölgenin kendisine ait bir mimari dokusu vardı. Hatta etnik olarak bir Rum’un, Ermeni’nin, Laz’ın, Kürt’ün ve Türk’ün kendisine has bir mimari stili vardı. Müslüman mahallenin mimari özelliği ile gayrimüslim mahallenin mimari özeliği birbirinden farklı kılan özellikler vardı.

Günümüz dünyasında hacimsel ve sanayileşme verilerine dayanan bir şehirleşme anlayışından vazgeçip; toplumsal, demokratik, ekolojik ve yaşanabilir yeni bir medeniyetin inşasını kapsayacak şekilde yeni bir şehirleşme anlayışına ihtiyacımız vardır. Artık bu ülkede betona ve binaya yatırım ciddi olarak sorgulanması gereken iki temel konudur. Beton uygarlık açısından önemli bir buluştur, ama biz Türklerin elinde korkunç bir silaha dönüşmüştür. Vadilerimizi, nehirlerimizi, bahçelerimizi, kaldırımla rımızı, oturma banklarımızı ve’l-hasılı her şeyimizi betonla hemhal etmişiz.

Dünyada bu kadar betonu seven başka bir kavim yoktur sanırım. Bina bakımından bu kadar zengin olmamıza rağmen estetikten yoksun mekanları inşa etme bize münhasır bir durum olsa gerek! Mekansal yerleşimin; topografik yapıya, iklime, güneşe ve rüzgara göre konumlanması gerekirken, ülkemizde bunun yapılmadığını görüyoruz. Böyle olmuş olsaydı şehirlerimiz yazın sıcaklardan kışın da soğuklardan o kadar etkilenmezdi ve bugün sera etkisinden şikayet etmiş olmazdık. Yapılan araştırmalara göre, insan psikolojisini pozitif anlamda etkileyen iki renk vardır: birincisi gökyüzünün maviliği, diğeri de yeryüzünün yeşilliğidir.

Bugün yaşadığımız mekanlarda ne yeryüzünün yeşilliğini ne de gökyüzünün maviliğini görebiliyoruz. Yeryüzünü betonla ve gökyüzünü de Babil kuleleri ile kuşatmış durumundayız! Kapitalist mabetler bugün bizi oldukça cezbediyor. Estetikten mahrum cam ve betondan müteşekkil yapılar inşa etmekten hoşlanıyoruz. İnşa ettiğimiz yerlerde yaşlılara ve çocuklara yaşam hakkını tanımıyoruz! Artık yaşlanmaktan korkmuyoruz ve çocuklarımızı sanal fanuslarda ve rezidanslarda büyütmekten çekinmiyoruz. Şehrin yoksullarını veya toprağın kovduğu insanları ( göç zadeleri ) şehirlerin periferisine atmaktan yüksünmüyoruz. Kentsel dönüşüm adı altında rant mekanizmasına dayalı ruhsuz yapılar inşa ediyoruz.

Geçmişi, sadece hayal aleminde yüceltip reel hayatta izleri kalmasın diye ( Türkiye’de inşaat sektörü ve TOKİ’nin marifetlerine bakmak yeterli ) yüksek kuleler dikiyoruz. Bakmayın, ağlayıp vahladığımıza (!) her şeyimizi sahicilikten uzak bir şekilde örmekteyiz. Bilinmelidir ki bizim sağ ve muhafazakar kesimin geçmişe olan sevgisi platoniktir. Somuta indirgendiğinde yüzeysel bir ilişkinin kurulduğu görülür. Sosyal alanda, bize benzeyenlerle aynı mekanı paylaşmaktan hoşlanıyoruz; fakirle aynı camide saf tutma artık out oluyor. Beşeri ilişkinin ölçütü, günümüzde maddi nesnelere sahip olmak ile ölçülüyor. Siyasi temsil, her şeye “evet” diyen dalkavuklara dağıtılıyor.

Bilgelik, asalet, onur ve cesaret artık birey için handikap sayılıyor. Kutsal mabetlerinin altını dünyada ticarethaneye dönüştüren son ırkın evladıyız. Bununla yetinmiyoruz, bir asra yakındır yeni bir insan tipini üretiyoruz, modern eğitim tapınaklarımızdan; pısırık, düşünmeyen ve sonsuz her şeye biat eden bir nesil. İbrahim (as) gibi düşünmeyen, üretmeyen ve sorgulanmaya bir protip ! A. Müftüoğlu’nun deyişiyle dindarlığı sefil bir teslimiyetçiliğe, sefil bir statükoculuğa, sefil bir muhafazakarlığa, hiçbir gücü olmayan bir maneviyatçılığa indirgeyen bir nesil yetiştirmekle meşgulüz ve bundan hoşnutuz.

Bilinmelidir ki, kendi tercihleri olmayan hiçbir birey veya milletn özgür olamaz, karar alamaz sorgulayamaz, başkaldıramaz ve bağımsız bir tavra sahip olamaz. Bütün bu saydıklarımızın “şehirleşme ile ne ilgisi var ?” diyorsanız, ileriye sürülecek ilmi argümanlarımız hazırdır. Şöyle ki; insan kainatın mütemmin bir cüzüdür, ama kainat onun mütemmin bir cüzü değildir. İnsanoğlu, kainata meydan okuyarak gelişemez! Toprağa yaklaştıkça mutluluk hormonları artmakta, yukarıya doğru çıkıldıkça negatif iyonlarla yüklenmektedir. Bu bir realitedir. Beş kattan fazla kat sayısına müsaade edilmemesi gerekirken, tüketim kültürünün baştan çıkarıcı etkisi en çok bizim muhafazakarları büyülü yor.

İnşaat sektörünün getirmiş olduğu tapınak ( plaza ) sahipliği, değerler dünyasında yeni metaforlara sebep oluyor. Nesneleştiğinin farkına varmayan bir insan, nasıl fravunlaştığının da farkında olamaz. Yeni bir dünyaya, yeni bir anlayışa ve yeni bir mahalleye ihtiyacımız vardır. Yeşilliğin, toprağın, maviliğin ve diğer canlıların da yaşadığı mekanlara ihtiyacımız vardır. Belediyeciliği sadece konut ve altyapıya indirgeyen verili bir düşünceden kurtarıp, çevreyi, imarı ve demokrasiyi önceleyen bir yapıya dönüştürmeliyiz.

Şehri, alt üst geçitlere indirgeyen, yeşili belli bir alana hapseden, kainatı, kendi dışında tüm varlıkları dışlayan, güneşe, toprağa, rüzgara betonla set çekmeye çalışan imar uygulamalarından acilen vazgeçmemiz gerekir. Yerde ve gökte, fiziksel, kimyasal, biyolojik ve ekolojik dengenin bozulması, insanın kendi elleri ile yaptıkları kötü işler yüzündendir. Kur’an’da bu durum Rum Suresi 41. Ayette teyit edilmektedir.

Topografik yapıyla uyumlu, tarihi ve kültürel değerleri kapsayan, ulaşımı kolay, kat yüksekliği belli bir seviyede (ağaçların seviyesini geçmeyecek şekilde) olan, caddeleri simetrik, yeşilliği, sadece parklara ve orta refüjlere hapsetmeyen ve nüfus yoğunluğunu belli bir alandan ziyade mekana yayan bir şehirleşme anlayışına ihtiyacımız vardır. Şehirleşme Türkiye’nin en önemli ve acil sorunudur. İmar düzeninde, parsel bazlı imar anlayışından acilen vazgeçilmeli ve topografik yapıya uygun, sosyal donatılarla birlikte, bütüncül imar uygulamalara geçmemiz gerekir. İyi bilinmelidir ki; şehirlerini yaşanabilir kılmayan hiçbir ülke, hayat standartlarını yükseltemez.

Bugün Türkiye’nin en önemli sorunu “gelişme veya kalkınma” değildir, şehirleri yaşanmaz kılan estetik yapıdan uzak mimarı anlayıştır. Bu anlayış rantı, rant düzensizliği, düzensizlik de kaosu tetiklemektedir.Türkiye, değişim ve dönüşüme kentlerden başlamalıdır. Burada yapılması gereken de bellidir. Osmanlı devleti gibi toprakta mülkiyet olgusunu “kullanım hakkı” ile sınırlamalıdır. Mülkiyet sahipliği ile kullanım hakkı iyi düzenlendiği takdirde mülk sahipliği önemsizleşecek ve sistem de otomatik olarak düzgün işleyecektir.

Böylece kamulaştırma işlemleri ortadan kalkacak ve ranta dayalı olmayan istikrarlı bir gelişme ortaya çıkacaktır. Son söz; bizde “devlet” dediğin şey, varlığını milletten almıyor. Günümüz Türkiye’sinde devlet, benim eğitim, sağlık imkanlarımı sağlayamıyor ve başımı koyabileceğim yaşanabilir konut üretmiyor. Kiraya, eğitime ve sağlığa ciddi miktarda para ödüyoruz.

Devlet dediğimiz aygıt, bize rahat bir hayat sunması gerekirken, aksine yeni sorumluluklar yüklüyor. Bizim için var olan bir şey (devlet), bizim hayatımızı zorlaştırıyor. Uzun zamanlardan beri devlet idaresi ve yerel yönetimlerinin bizde olmalarına rağmen kendi medeniyet anlayışımıza uygun bir mahalle bile inşa edemediğimizi burada ifade etmek isterim. Şehirleşme; ranta ve rezidanslara kurban edilmeyecek kadar önemlidir. Düzgün ve yaşanılır şehirler inşa edemeyen milletler diğer milletlere örnek olamazlar!

“Bir zamanlar, Babil şehrinde insanlar göklere erişecek bir kule (Ziggurat) inşa etmek istediler.
Bu durumu gören Rab, aşağıya indi ve birbirlerini anlamasınlar diye her birinin dilini farklı kıldı...
Ve böylece insanoğlu yeryüzüne dağıldı.” ( Mezopotamya Halkları ve Tevrat)

Bookmaker bet365 The best odds.

Full premium BIG Theme for CMS