Tek Dünya Vatandaşı

Prof. Dr. Bekir Parlak tarafından yazıldı. Aktif .

tek-dunya

Dünya yeni bir yöne doğru gidiyor... Hiç bir şey eskisi gibi değil artık ve eskisi gibi olmayacak. Değişim çağı, herkesi ve her şeyi kuşatmış durumda. İsteseniz de istemeseniz de siz de bu değişimden ve dönüşümden nasibinizi alıyorsunuz. Çünkü hepiniz aynı geminin içinde kalıyorsunuz.

tek-dunya3Bir düşünün; yaşlı dünyamızın başından çağlar boyunca neler geldi neler geçti... Savaşlar, kıtlıklar, açlıklar, salgın hastalıklar, depremler, yıkımlar, kıyımlar, kıyamlar, krallar, krallıklar, devletler, milletler, devrimler, devirenler, devrilenler ve tarih boyunca evrilenler... İnsanoğlu yeryüzüne ayak bastığından beri, gördüğü kördüğümleri eklese birbirine, yaşlı dünyasının etrafını bilmem kaç kez dolanırdı körü körüne?

Yaşam “Eski Dünya” da başladı. Sonra yeni dünyalar keşfedildi. Yeni dünyalardaki eski sakinler yerlerinden edildi. Yeryüzünde keşfedilmedik yer kalmadı, insanoğlu hızını derin suların altında da alamadı, sonunda göğe çıktı. Başı göğe erdi mi bilinmez ama eli ve ayağı göğe erdi, yetinmedi postu Ay’a serdi. Artık onu gezegenler, hatta yıldızlar bekliyordu. İnsanı bir araca bindirip uzaya gönderen bir idi, iki oldu, 2004’de Çin devreye girdi üç oldu. İnsansız uzaya seyr-ü sefer yapanlar ise çoktan iki elin parmaklarını doldurdu.

Bir yarıştır gidiyor... Atı alan Üsküdar’ı geçiyor, oradan da ileri geçip okyanusları aşıyor. Kimileri ise miskin miskin kafasını kaşıyor. Üretimde bir yarış, ticarette bir yarış, sanatta bir yarış, sporda bir yarış, siyasette bir yarış, moda da bir yarış... Bu kadar yarışın sonu acaba nereye varış? Rekabetin kendisi mi acımasız yoksa biz mi? İnsanlığımızın ne kadarına sahibiz, ne kadarını yitirdik? Yoksa başkalarını bitirelim derken, kendimizi mi bitirdik?

Medeniyetler çatışması, din ve mezhep çarpışması, etnik temizlik yarışması, ideolojilerin kapışması, terörün sülük gibi yapışması bitirdi insanlığı. Hayatın kutsallığı, insanın merkez olması, haklar ve özgürlükler ve en temel olan yaşam hakkı çiğnenirken, failler ve seyirciler, bir gün sıranın kendilerine geleceğini hiç düşünmediler. Sıra tek tek geldi ve geliyor kendilerine. Bakıp ta hallerine; “Keser döner sap döner, bir gün hesap döner” demek lazım şimdi zat-ı hallerine.

Atıp kesmek ve yakıp yıkmak kolay, yapmak ise zor. Hele bir de “yapma”yı, “yapma”yı bilmeyenlere ve “yıkma”yı defterinden silmeyenlere sor. Saatler insanlık için dakika dakika nereye doğru ilerliyor? Yapmaya mı yıkmaya mı? Gelecek, insanlık için neler getirecek? İnsanlık, yeni bir medeniyeti mi inşa edecek, yoksa kendini mi bitirecek? Paylaşamadıklarımız, kendi idam fermanımızı mı hazırlayacak? Yoksa, küresel piyasalar erdem ve barış yerine, yeni ihanetler ve kaoslar mı pazarlayacak?

Sorular çok, çünkü sorunlar çok. Sinelerdeki taşınmaz yük, sinelerin taşıyacağından büyük. Dünya sahnesinde yeni oyunlar oynanırken, daha yenileri sahne arkasında senaryo safhasında. Birilerinin sırtına basarak, ne pahasına olursa olsun çıkarlarına ulaşmak, hep birilerinin kafasında. Oyunları hazırlayanlar, oynayanlar, oynatanlar ve kenardan seyredip göbek atanlar, hepsi aynı gök kubbenin altında. Bazıları bronzu bile bulamazken, bazılarının gözü hep “altın”da. Kimisi ise elmasa bile iltifat etmez, o bilir ki elmaslar onun insanlığı için yetmez.

İnsanlar birileri için “ölmeyi”, öldürmeyi” ve “öldürtmeyi” gündemlerinden çıkarıp, “yaşamı”, “yaşamayı”, “yaşatmayı” öğrendikleri zaman, yepyeni ufuklar açılacak insanlığın önünde o zaman. Bir büyük, kapsayıcı ve kuşatıcı üst kimlikte buluşmak o kadar zor mu? En üst kimlik?.. Tek Dünyanın Vatandaşları... Aynı geminin yolcuları... Güneşin ayırmadan ısıttıkları... Ay’ın gecelerini ışıttıkları... Yaratan’ın evrenin küçücük bir noktasındaki bir küre içinde iç içe yaşattıkları... Biz insanlar... Uçsuz bucaksız bir kainatta, zerre hükmünde olmayan ufacık bir dünyada, yine küçücük sorunları koskocaman kavgalara, kanlı savaşlara, acımasız yıkımlara, soykırımlara, katliamlara, kısacası içilen “kan”a ve biçilen “can”a çeviren insanlar...

Medeniyetlerin çatışmasını beklerken, hangi trenleri kaçırıyoruz bir bakalım. Savaşların bilançosunun bir muhasebesini yapalım. Dökülen kanların hesabının nasıl verileceğini yürekten duyalım. İnsanlık için atılan her iyi adımı da aynı yüreklilikle kutlayalım. “Dünya Çadırı”nın altında toplanmışız hepimiz. Yeryüzündeki herkesle nihayetinde ortak çizilmiş kaderimiz. Ve gerçekte muhtacız yek diğerine her birimiz.

tek-dunya5

Ozon delinirse hepimiz geriliriz. Ozonda açılan delik, hepimizin bindiği gemide açılan deliktir. Ormanlar yok olursa kesilir nefesimiz. Kuraklıkta bükülür belimiz. Doğal felaketlerde çaresiz kalır elimiz. Çevre tahribatında tutulur nutkumuz dilimiz. Nükleer silahlar ise ortak felaketimiz. Dünya çadırının üstüne hepimiz vursun damgasını. “Çadırımız, kimsenin malı değil, hepimizin sığınağı” diyelim. Her birimizi varlığı çadırımızın uygarlığı bilelim. Renklerimiz ve gözlerimiz, dillerimiz ve dinlerimiz, öykülerimiz ve efsanelerimiz, bölgelerimiz ve törelerimiz farklıysa, bu, insan olduğumuz gerçeğinden, aynı çadırın altında gölgelendiğimizden, aynı yerden gelip, aynı yerlere gittiğimizden daha mı önemli. Gözlerimizin renkleri farklı olsa da hepimiz aynı gözyaşlarıyla ağlamıyor muyuz? Gözyaşlarımızın rengi farklı mı?

tek-dunya4Küreselleşme çağında, küresel avcıların ağındayız. Devlet üstü örgütler varken, koskoca dünya bu örgütlere darken, insanoğlu özgürlüğünü istiyor. Şefkat istiyor, adalet istiyor, barış, istiyor, güvenlik istiyor, huzur istiyor, hülasa insana yakışanı istiyor. Ya insanlara dramlar yaşatanlar ne istiyor? Dünya, adil paylaşıldıkça hepimize yetecek kadar büyük, sırtlanlar gibi saldırdıkça, her birimize yetmeyecek kadar küçüktür. Büyüklük ya da küçüklük cismaniyette değil, ruhaniyettedir. Biçimde değil, insanın içindedir. Gerçekte, büyük ve erdemli idealleri olmayanlar, insanlıktan nasibini almayanlar küçüktür.

Beş saniyede bir çocuk, bir günde 17 bin çocuk, bir yılda 6 milyon çocuk açlıktan ölüyorsa bu, hepimizin, tüm insanlığın bir ayıbı, aslında insanlığımızın kayıbı değil de ya nedir? Yoksulluğun diz boyu olduğu yerlerde, tabii ki insanlık ta sürünür yerlerde. Ama başka başka yerlerde, insancıklar şaşırırlar paracıklarını harcasınlar nerelerde. Kiminin bacağında donu, kiminin de servetinin sonu yok. O da insan, öbürü de... Öyle mi?

Birbirimizle iyi geçinmek bizim sorumluluğumuza bırakılmış. Elbette herkesin ve her topluluğun mizaç ve huyu farklı olacaktır. Kimse kimseye, hiçbir millet de diğer bir millete benzemez, istese de benzeyemez. Hepimiz farklıyız. Aynı zamanda farklılıklarımızla imtihan olmaktayız. İnsanın iradesinin hakkını vererek bir arada yaşayabilme ve başkalarıyla beraberlik tesis edebilme yollarını araştırması gerekir. Bu yaşamsal bir gerekliliktir.

Dünya tek... Hepimiz tek dünyanın vatandaşlarıyız. Pasaportumuz, dünya çadırının üyesi bulunmamız... Kimliğimiz, önce insan olmamız, sonrası global çadıra vurduğumuz damgamız... Zaman, insanların birbirlerine duydukları saygı ölçüsünde, kaybettiklerimizi bize tekrar kazandıracak, bunun da ötesinde yepyeni erdemleri tattıracaktır. Birbirimizi ötekileştirme hastalığından kurtulunca, daha nice hastalıklardan da kurtulmuş olacağız. Hoşgörü kelimesi bile yetmemeli... Niye bir tarafta hoş gören, diğer tarafta hoş görülen olsun. Olması gereken hüsn-ü kabul. Kabul edeceğiz birbirimizi; her halimizle, ne varsa gönlümüzde vereceğiz yek diğerimize.

tek-dunya2

Bir mum başka bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmezse, biz de gönlümüzün ışığını cömertçe sunacağız tüm insanlığa. Yaratılanı seveceğiz “Yaratan”dan ötürü, ayrım yapmayacağız ve bölmeyeceğiz bütünü. Bilmiyor muyuz hüzün dolu insanoğlunun dünü ve bugünü. Şeb-i Aruz gibi bekliyoruz bir ihtişamlı düğünü. İnsanoğlunun kendi elleriyle ördüğü kördüğümü, yine kendi elleri ile çözecektir, yeter ki EY İNSAN! Gör düğümü.

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_ABOUT_AUTHOR

Prof. Dr. Bekir Parlak