Блог http://webekm.com/ и още нещо.

Demokrasi ve Kalkınma

Prof. Dr. Bekir Parlak tarafından yazıldı. Aktif .

bekir-parlak1

Demokrasi ve Kalkınma: 21. Yüzyılın Ayrılmaz İkilisi
Yeni yüzyıl, yeni yüzüyle geldi insanlığa. Küreselleşme elbisesi içinde karşımıza çıktı. Post-modernizm, parolası oldu.Değişim ise omurgası. Her şey değişecekdedi ve dediği gibi de oldu. Değişmeye başladı her şey, hem de kökünden ve en derinden.


Yirmi birinci yüzyıl, hayata bakışımızı, düşüncelerimizi, ideolojilerimizi, beğenilerimizi, eğilimlerimizi, bildiklerimizi ve bu yüzyıla kadar getirdiklerimizi yeniden yorumlattı bize. Ve dediği gibi insanlığı getirdi dize.

Bu yeni çağın olmazsa olmazları var. Bu çağın vazgeçilmez fenomenleri var. Bunlar, çağı okumasını bilenlerin ve hem bugünü hem de ileriyi görenlerin yabancısı değil. Bunlardan belki de en önemlisi “DEMOKRASİ ve KALKINMA” olgularıdır. İkisi bir arada ve daima yan yana. Demokrasi olmadan kalkınma, kalkınma olmadan demokrasi olmuyor, olsa da kolay olmuyor veya tadı olmuyor ve daha da önemlisi kalıcı olamıyor.

Demokrasi, insanlığın eski çağlardan günümüze taşıdığı bir erdem. Kalkınma, zenginliğin ve refahın yolu. Birbirleriyle el ele vermiş ikizler gibiler. Demokrasi geliştikçe kalkınma daha hızlı ve sürdürülebilir oluyor, kalkınma arttıkça demokrasi daha rafine hale geliyor, ergenleşiyor, olgunlaşıyor ve sosyal bünyede ve sindiriliyor.

Her ne kadar 1980’li yıllardan bu yana kalkınma politikaları çoğunlukla ekonomi ve piyasa sektörüne yoğunlaşmış olsa da- ki bunlar önemlidir- asıl olan kalkınmanın insan unsuruna dayandırılması ve onun katılımının sağlanmasıdır. Bu dönemden insanoğlu bir ders çıkardı: siyasetin, yani politikaya ve yönetime katılmanın, insanların kendi hayatlarına yön verirken oynadığı önemli rolün görmezden gelinmemesi gerektiği... Siyasi kalkınma, insani gelişmenin motorudur ve unutulma lüksü bulunmamaktadır.

Gerçek Kalkınmanın Anlamı

Bugün artık, kalkınma yarışına girmiş olmak, bazı olumlu göstergelere sahip bulunmak yetmiyor; esas olan, demokrasinin gelişmesi, hukukun üstünlüğü, insan haklarının korunması, sosyal ve kültürel ilerleme ile toplumsal huzur ve güvenliğin sağlanmasıdır. Kalkınma demokrasinin itici gücü, demokrasi de kalkınma en değerli süsüdür.

bekir-parlak-2

Sürdürülebilir kalkınma ancak tutarlı, şeffaf ve sorumlu ülkelerde mümkün olabilmekte, bu nedenle politik ve sosyal katılımcılığa önem veren bir yönetimin geliştirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Kalkınmanın devamı ve refahın adilane yaygınlaşması, demokrasinin içselleştirilmesi ve sekteye uğramaması ile yakından ilgilidir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın Abdullah Gül’ün, Londra’da Oxford Üniversitesi İslam Araştırmaları Merkezi'nde ''İslam Dünyası, Demokrasi ve Kalkınma'' konulu bir konferansta ifade ettikleri gibi, günümüz dünyasında demokrasi, insan hakları, iyi yönetim ve müşterek sorumluluk artık ne bir lükstür ne de bir seçenektir. Hiçbir toplum bu dönüşüme karşı duramaz. Bunun için başlangıç noktası da barışçıl ve hoşgörülü mirasımızı daha özgür, demokratik ve gelişmiş dünyaya açılmamızı sağlayacak etkin mekanizmalara uyarlamak olmalı.

Demokrasi ve İnsan Hakları

bekir-parlak-5

Demokratik bir toplum, bireyin gelişimi için gerekli koşulları en iyi şekilde oluşturan, onun haklarını koruyan, bireyi özgürleştiren ve zenginleştiren ortamları sağlayan bir verimli zemindir. Nasıl ki verimli topraklarda en iyi ürünler elde ediliyorsa, demokratik toplumlarda da fikren, zihnen ve bedenen gelişmiş bireyler ve böyle bireylerden oluşan sağlıklı ve kalkınmış toplum ortaya çıkıyor. 

bekir-parlak-6

Demokrasinin gelişmesinin temel ön kuşlarından biri belki de birincisi, insan haklarının en üst düzeyde sağlanması ve kalıcı bir şekilde korunmasıdır. Eğer insan hakları bireyin eksiksiz gelişmesi için gerekli bir koşulsa, demokratik toplum da, bireyin gelişimi için gerekli çerçeveyi oluşturması bakımından bu hakların kullanılması için gerekli bir koşuldur, ayrıca, demokratik bir toplum bireylerin topluluğun yaşaması için gönüllü olarak verdiği desteğe dayandığından insan hakları böyle bir toplumun ön koşuludur.

Evrensel Gerçekler ve Pratikler

Türkiye’nin üyelik için müracaat ettiği ve gerekli gayretleri sarf ettiği Avrupa Birliği, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nden kaynaklanan ve uluslararası topluluk tarafından 1993 Viyana konferansında yeniden teyit edilen şu üç temel ilkeyi benimsemektedir: a) Ulusal, kültürel veya dini nitelikte hiçbir gerekçenin İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde en üstün tutulan ilkelerin önüne geçemeyeceği anlamına gelen evrensellik ilkesi; b) Yurttaş hakları ve siyasi haklar ile ekonomik, sosyal ve kültürel haklar arasında ayrımı engelleyen bölünmezlik ilkesi; c) İnsan haklarının sahibi ve kalkınma sürecinin yararlanıcısı olarak insan üzerinde odaklaşan yeni bir kalkınma tanımıyla bağlantılı olarak insan hakları, demokrasi ve kalkınmanın karşılıklı bağımlılığı ilkesi.

Demokrasi ve ekonomik kalkınma, pek çok eserde, anlaşmada, bildirgede, organizasyonda ve diğer her tür sosyal, iktisadi, siyasi, kültürel ve idari metin ve söylemde hep yan ayan anılmakta ve birbirinden ayrılmamaktadır. Buna 1997 yılında kurulan ve kısa adı GUAM. olan uluslar arası örgütü misal verebiliriz. GUAM, Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan ve Moldova'nın baş harflerinden oluşur.

Demokrasi ve Ekonomik Kalkınma için GUAM örgütü, 1996 yılında kurulan Şanghay İşbirliği Örgütüne alternatif olarak, bölge ülkelerinin Amerika Birleşik Devletleri ve AB ile daha yakın ilişkilere girmesini, NATO'nun bölgede daha etkin hale gelmesini arzu etmektedir. Örgütün son toplantısı, 1 Temmuz 2008'de Gürcistan'ın Karadeniz sahil kenti olan Batum'da yapıldı. GUAM, 9 Aralık 2003'te BM Genel Kurulunda Gözlemci Örgüt statüsüne sahip olmuştur.

Azgelişmiş Demokrasi- Azgelişmiş Ekonomi

Bugünün dünyasında yaklaşık 150 ülke ve 5 milyar insan azgelişmişlik sorunu ile karsı karşıyadır. Azgelişmişlik kalkınmada, büyümede, milli gelirin dağılımında, eğitim düzeyinde, kentleşme oranında ve kadın-erkek eşitliğinde kendini gösteren bir sorundur. Yolsuzluk, yoksulluk ve demokrasi sorunu azgelişmiş ülkelerle birlikte anılmaktadır. Bu konuda her yıl dünya çapında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, Özgürlük Evi ve Uluslararası Şeffaflık Örgütü gibi uluslararası alanda faaliyet gösteren kuruluşlar belirli parametreler kullanarak ve çeşitli veriler hazırlayarak ülkelerin gelişmişlik ve azgelişmişlik düzeyini ortaya koymaktadır. Listede Avrupa ülkelerini üst sıralarda, Afrika, Ortadoğu, Güney ve Doğu Asya’daki ülkeleri alt sıralarda görmekteyiz. Bu konuda yapılması gereken görev yolsuzluk ve yoksulluğun azaltılarak, demokratikleşme sürecinde ilerleme kaydetme ve gelişmiş ve azgelişmiş ülkeler arasındaki uçurumun kapatılmasını sağlamaktır.

Görüldüğü gibi ekonomik azgelişmişlik ile demokratik azgelişmişlik bir arada bulunmakta, biri diğerini çağırmaktadır. Azgelişmişlik sorununa kalkınma ve demokrasi ile ilişkisi bağlamında yaklaşmak doğru bir yöntem olacaktır. Azgelişmişlikten kurtulmanın yolunun kalkınmadan mı yoksa demokratikleşmeden mi gerçekleşeceği sorusuna verilecek yanıt daha baştan bellidir: Her ikisinden de... Yani demokratikleşme ve kalkınma birlikte gerçekleşmeli, birbirinden destek almalı, biri diğerine cesaret vermeli ve birinin aksaklık ve eksikliğini diğeri tamamlamalı ve refah ve güvenlik yolunda el ele ilerlemeli.

bekir-parlak-4

Azgelişmiş ülkelerde demokrasi anlayışı gerekli ve yeterli düzeyde gelişememiş, bundan başka ekonomik nedenlerden dolayı süreklilik kazanamamıştır. Ekonomik kalkınma demokratik rejimlerin temelini oluşturmaktadır. Bu bağlamda azgelişmiş ülkelerdeki demokrasi ile gelişmiş ülkelerdeki demokrasi, hem algılama hem de uygulama boyutlarıyla oldukça farklıdır. Güçlü demokrasiler, kalkınmış ülkelerde görülür, aynı mantıkla, kalkınmış ülkelerde demokrasi de kurum ve kurallarıyla yerleşmiş olmakta ve istikrarlı hale gelmektedir. 

Bu konunun duayenlerinden olan Arend Lijphart’ın otuz altı ülkenin yönetim biçimleri ve performanslarını analiz eden “Demokrasi Motifleri” başlıklı kitabında, bir demokrasinin istikrarlı ve güçlü hale gelip gelmediğinin belirlenmesinde sadece demokratik motiflere bakılamayacağı öne sürmekte, bununla birlikte ekonomik ve sosyal motiflerin çok önemli faktörler olduğu sonucuna varmaktadır. Özellikle etkili ekonomik politika üretme ve demokrasinin niteliği arasındaki ilişkileri iyi incelenmesi gerekir.

Demokratik Gelişmişlik Düzeyinin Belirleyicileri

Bu aşamada, demokrasinin ve demokrasisi incelenen toplumun niteliği ile ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyi ortaya konulmalıdır. Diğer bir ifadeyle, iki önemli eksende ayrıntılı bazı kontrol noktalarının ve testlerin yapılması gerekir. İlk eksen “demokratik gelişmişlik düzeyi” dir. Bu eksende, ülkenin siyasal ve yönetsel kurum ve kurallarının yapısı ve işleyişi anayasal ve yasal boyutları ile uygulama ve realize edilme durumları analiz edilir. Bu çerçevede; demokrasinin çoğulculuk derecesine göre ülkenin küresel boyutta demokrasi yelpazesindeki yerinin belirlenmesi, demokratik deneyim süresi, kuvvetler ayrılığı prensibinin uygulanabilirliği, anayasal rejimin öğeleri, insan hakları ve bunların anayasal güvenceye kavuşturulabilme seviyesi, hür seçimlerle yürütmenin el değiştirip değiştirmemesi, etkin siyasal mekanizmaların seçimle belirlenme durumu, seçimlerin düzenli aralıklarla yapılabilmesi, seçimlerin serbest olması ve gizli oylama açık tasnif kuralına uyulması, birden fazla siyasi partinin olması, muhalefetin iktidara yükselme şansının bulunması, temel kamu haklarının tanınması ve güvence altına alınması, yönetimin tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine tabi olması, yasaların anayasaya uygunluğunun denetlenmesi, yargı güvencesinin sağlanması ve hakimlerin bağımsız olması, vatandaşların eşit sayılması ve bunun anayasal güvenceyle korunması, sivil toplumun organizasyon ve faaliyet yetenekleri, çıkar gruplarının çoğulculuğu, sivil yönetimin hakimiyeti, asker-sivil ilişkilerinin militer niteliklerden uzaklığı, kaybeden grupların karar alma süreçlerinden dışlanmaması, vatandaşların yönetimin eylem ve işlemlerine karşı yargı yollarını etkili olarak kullanabilmeleri, şeffaf ve hesap veren yönetim, yerel ve ulusal düzeylerde siyasete ve yönetime katılım yollarının çeşitliliği, bunları etkin kullanabilme durumu ve siyasi otorite tarafından desteklenmesi, kamu yönetiminde etik denetim ve sorumluluk, önemli kararların ilgili vatandaşların görüşlerine başvurularak alınması, yolsuzlukla etkin mücadele ve bunun gibi faktörler değerlendirilerek demokrasinin gücü, istikrarı, derinliği ve yaygınlığı belirlenebilir.

Ekonomik Gelişmişlik Düzeyinin Belirleyicileri

İkinci eksen “ekonomik gelişmişlik düzeyi” dir. Bu eksende ise, ekonomik ve sosyal gelişmişlik seviyeleri, ekonomik yapı ve işleyiş dikkate alınarak, ekonomik ve mali kurumların performansları ve etkinlik düzeyleri ile toplumun sosyal gelişmişlik durumu hesaba katılarak inceleme yapılır. Bu kapsamda; insani gelişme endeksindeki konumunun ortaya konulması, GSMH ve yıllık büyüme oranı, Kişi Başına Milli Gelir, bölgeler arası gelir farklılıkları, toplumsal kesimler arası gelir değişimleri, hane halkı ortalama gelir hareketleri, asgari geçim düzeyi ve gelir ilişkileri, yoksulluk sınırı altındaki nüfus, açlık sınırı altındaki nüfus, kamu yatırımlarının iller ve bölgeler arası dağılımı, illerde ve bölgelerde toplam ve kişi başına banka mevduatları, kişi başına otomobil ve beyaz eşya, elektronik eşya sahipliği, kişi başına ve total enerji tüketimi, toplam enerji üretimi ve açığı, kamu borçlarının mili gelire oranı, cari açık ve milli gelir içindeki yeri, işsizlik oranı ve gelişimi, toplam nüfus içinde sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınanların oranı, kişi başına doktor ve öğretmen, şehirlerin ruhsatlı ve imarlı kesimlerinin toplam yerleşim alanına ve nüfusuna oranı, içme suyu ve kanalizasyon sağlan köy yerleşimlerinin oranı, yatırım ve projelerde kamu yararının önceliği, ihracatta sanayi mamullerinin oranı, ithalatta yatırım mallarının ve ara malların oranı, tarım kesiminde çalışan nüfusun toplam nüfus içindeki payı ve gelir düzeyi, hizmetler sektörünün gelişmişlik seviyesi ve ekonomi içindeki yeri, okuma-yazma bilenlerin oranı, yüksek öğrenim görenlerin toplam eğitilmiş nüfustaki payı, mesleki eğitimin orta ve yüksek öğrenimdeki yeri, genel tasarruf eğilimi ve oranı, devletin ekonomideki yeri ve etkinlik seviyesi, kamu kaynaklarının kullanım etkinliği, merkez bankasının bağımsızlığı, mali kurumların etkin denetimi, özel kesimde ve kamuda ortalama verimlilik oranları, kalkınmanın mekan ve sektör boyutuyla gerçekleşmesi, teknoloji üretimi, ileri teknolojideki bilgi ve deneyim birikimi, ar-ge’ye yapılan kamu ve özel sektör harcamaları ve eklenebilecek başka kriterler, bize ekonomik gelişmişlik düzeyi hakkında somut sonuçlar verecektir.

Yukarıda belirtilen kriterlerin ışığında bir ülkede demokrasinin ve ekonominin gelişmişlik düzeyleri ve istikrar seviyeleri belirlenir. Her iki eksendeki kriterlerin her biri diğer eksendeki kriterlerin varlığıyla ve etkinliğiyle yakından ilişkilidir. Örneğin şeffaf yönetim ve idarenin hesap verebilirliği ile kamu kaynaklarının etkin kullanımı birbirinden bağımsız olamaz. Eğitime harcanan para ve demografik yapının yetkinliği ile istihdam düzeyi ve işsizlik oranları yakından ilişkilidir. Yönetime katılım düzey ve etkinliği ile ekonomik ve kamusal karar ve politikaların isabeti ve uygulanabilirliği yakından alakalı durumlardır.

Oydaşmacı Demokrasilerin Büyük Gücü

Demokrasinin işlevsellik ve gelişmişlik seviyesi ile ekonomik gelişme ve kalkınma düzeyi böylesine birbiri içine geçmiş olgulardır. Analizlerde gözden uzak tutulmaması gereken önemli bir nokta da incelenen ülkenin hangi tür bir demokrasi rejimine tabi olduğu hususudur. Demokrasinin günümüzde iki temel uygulama şekli “çoğunlukçu demokrasi” ile “oydaşmacı demokrasi”dir. Çoğunlukçu demokrasi tanımı çoğunlukların yönetmesi, azınlıkların ise muhalefette kalması gerektiğini ileri sürer. Oydaşmacı demokrasi modeli bu görüşe karşı çıkar. Nobel ödüllü ekonomist Sir Arthur Lewis’in de ifade ettiği gibi, çoğunlukçu modelin çoğunluk yönetimi ve iktidar-muhalefet karşıtlığı şeklinde cereyan eden siyasal yaşam anlayışı, demokrasinin temel ilkelerini dışlayıcı olduğundan demokratik olmayan prensipler ve pratikler olarak yorumlanabilir.

Lewis’e göre demokrasinin genel anlamı, “bir karardan etkilenen herkesin, bu kararın alınışına doğrudan ya da seçilmiş temsilcileri aracılığıyla katılma fırsatına sahip olması”, ikinci anlamı ise “çoğunluğun iradesinin geçerli olması” şeklindedir. Şayet bunun anlamı, kazanan parti veya partilerin bütün yönetim kararlarını alabilmesi, buna karşın kaybedenlerin ise eleştirebilmekle birlikte yönetemeyeceği ve kararlara etki edemeyeceği şeklindeyse, demokrasinin bu iki anlamı birbiriyle çelişir: “Kaybeden grupları karar alma sürecinden dışlamak, çok açık bir biçimde demokrasinin temel anlamını ihlal etmektir. Kuzey İrlanda gibi derin ayrımların olduğu toplumlarda, çoğunluk egemenliği, demokrasiden ziyade çoğunluk diktatörlüğü ve iç kargaşa anlamına gelebilmektedir. Oydaşmacı modele İsviçre iyi bir örnek oluşturmakta, Belçika da yine bu modele oldukça yakın özellikler göstermektedir.

Yapılan araştırmalar göstermiştir ki; makroekonominin yönetimi ve kalkınmanın başarılmasında oydaşmacı demokrasiler, çoğunlukçu demokrasilerden daha üstün performans sergilemektedirler. Oydaşmacı demokrasiler, demokrasinin nitelikleri ve demokratik temsil konusunda olduğu kadar, kamusal siyasetler konusunda da daha iyi ve daha nazik politikalar uygulamaya koymak konusunda daha eğilimli ve yetenekli gözükmektedir.

Demokrasi ve kalkınma, bir anlamda devlet merkezli kalkınmadan, vatandaş merkezli kalkınmaya giden yol değişikliğinin de formülü olmaktadır. Vatandaşın devlet için değil, devletin vatandaş için var olduğu ve algılandığı katılımcı, güven ve istikrarın hakim olduğu, zenginliklerin dengeli paylaşıldığı bir toplumun inşasında demokrasi ve kalkınma, biri için diğerinin feda edilemeyeceği bir dualizmi işaret etmektedir.

Sürdürülebilir Kalkınma ve Bireysel Özgürlükler

Gerçekçi bir yaklaşım yapıldığında bütün bunların sağlanmasında kalkınmanın sürdürülebilir olması ile demokrasinin istikrar kazanması en kritik noktalardır. Sürdürülebilir kalkınma, bugünkü nesillerin ihtiyaçlarını, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini tehlikeye sokmaksızın karşılayabilen kalkınmadır. Sürdürülebilir kalkınmanın odağında insan bulunmaktadır. İnsanlık onuru, temel insan hakları, adalet, özgürlük, barış, karşılıklı saygı-sevgi, yeni kalkınma anlayışının merkezinde yer almaktadır. Artık güçten ziyade akla inanma vardır. Sürdürülebilir kalkınmanın odağındakilerin gerçekleşebilmesi demokraside daha kolay olacaktır. İnsanlığın deneyimleri bunu göstermektedir. Kuşkusuz yirmi birinci yüzyıl bilgi çağıdır. Bu çağda bilgi ve onun yansıması olan teknoloji en önemli rekabet aracıdır. Demokrasi, egemenliğin halktan kaynaklandığı yönetim biçimi; toplumda bireylerin karşılıklı hak ve özgürlüklerinin sağlandığı ve korunduğu bir yaşam biçimidir. İçinde bulunduğumuz yüzyılda demokrasinin geleceğini belirleyen olan belli başlı önemli oluşumlara bakacak olursak şunları tespit ederiz; Etnik ve Dinsel Kökenli İç veya Bölgesel Savaşlar-Bölünmeler, Ölüm-Kalım Savaşı: Terörist Faaliyetler, Demokrasiyi Yaşatacak Nesilleri Tehdit Eden Unsur: Uyuşturucu, Demokrasiyi Yaşatmada Engel Güç Odakları: Menfaat Grupları, Sanal Bir Potansiyel: İnternet ve nihayet Küreselleşme: Demokrasi için hem fırsat hem de tehdit.

Analitik yaklaşıldığında “bireysel özgürlüklerin”, bu konunun zeminini oluşturduğu söylenebilir. Eğer birey kendini özgür hissediyor ve mutlu ise, mutlaka devletine ve kurumlarına sahip çıkacaktır. Korku ile kazanma olmaz, korku ile kazanılanlar elde kalmaz. Taban demokrasisi ve katılımcı demokrasi bireyin kendini ifade etmesini ve özgür hissetmesini sağlayacaktır. Ekonomik ve sosyal kalkınmayı da yine tabana yaymak ve tabandan başlatmak en doğrusudur. Köklü değişimleri yerelden başlatmak, kalkınma tarihinin bize gösterdiği nice gelişmiş toplumların deneyimleriyle kanıtlanmış bir stratejidir.

Demokrasi İle Kalkınma Birbirini Tamamlar

Demokrasinin ekonomik gelişmeye nasıl katkı yaptığı özel bir inceleme alanıdır Demokrasinin ekonomik gelişmeye olumlu katkılarının, gelişmeyi sınırlayıcı ya da olumsuz katkılarından daha belirgin olduğu bugün bilinen ve ispatlanan bir realitedir. Demokrasi otokrasilere göre, toplumsal çatışmaları yönetmede, siyasal istikrarı sağlamada ve toplumsal felaketleri engellemede daha başarılı olduğundan dolayı ekonomik gelişmeye de daha fazla katkı sağlamaktadır. Aynı şekilde, demokrasi beşeri sermaye birikimini artırarak ve gelir eşitsizliğini azaltarak büyüme hızının yükselmesini tetiklemektedir. Tüm bilimsel bulgular göstermektedir ki, demokrasi gelişmekte olan ülkeler için bir lüks değil, bilakis ekonomik gelişme ve dengeli kalkınma için temel değer olarak kabul edilmesi gereken bir zorunluluktur.

bekir-parlak-3

Yazımımızın iki temel kavramı olan demokrasi ve kalkınma arasındaki ilişkiyi ve etkileşimi bilim adamları ampirik araştırmalarla incelemişlerdir. Bu bilim adamlarından olan Kurzman, Werum ve Burkhart, demokrasi ve büyüme arasındaki ilişkiyi belirginleştirmeye yönelik olarak 1963 ile 1997 yılları arasında yapılan 47 kantitatif çalışmanın bulgularını özetlemişler ve sonuçta 19 çalışmada demokrasi ve kalkınma (bir yönüyle büyüme) arasında pozitif bir ilişki bulurlarken, 6 çalışmada negatif bir ilişkiye rastlamışlardır. Yani demokratik gelişme ile ekonomik ve sosyal gelişme arasında güçlü bağlar tespit edilmiştir. Negatif çıkan sonuçlarda ise, demokrasi geliştikçe ve hukuk nizamı egemen oldukça, bazı meşru olmayan kazançların ve ekonomik değer artışlarının önünün kesilmesi, legal kazançların ise kabarık büyüme rakamlarını desteklememesi gibi gerçekte pozitif kabul edilecek durumlar gözlenmektedir.

Bilimsel araştırmalar özellikle, politik istikrara olumlu katkı yapması, gelir eşitsizliğini azaltması, beşeri sermeye kaynağını geliştirmesi ve yetkinleştirmesi, karar mekanizmalarına daha etkin katılım sağlayarak daha isabetli kararların çıkması ve bu kararların sahiplenilmesi, ortak aklın bir süzgeçten geçirilerek en rafine sonuçlara ulaşılması, bireysel özgürlüğün girişimciliği beslemesi, başarısız iktisadi politikaların ve siyasi iktidarların daha kolay devreden çıkartılabilmesi ve kamu kaynakları ve faaliyetleri üzerinde daha etkin denetim yapılabilmesi gibi etkiler nedeniyle, demokratik gelişme ve hazmetme kapasitesinin, ekonomik kalkınma ve büyümeyi doğrudan ve dolaylı olarak desteklediğini ortaya koymuştur.

Vatandaşın Sorumlulukları ve Hakları

Gerçekte vatandaşların ekonomik ve politik karar verme süreçlerine doğrudan katılımı, kendi hayatları kadar çevre üzerinde de etkiler oluşturan temel bir hak ve sorumluluktur. Demokratik bir devlet, sadece anayasasına bunu yazan devlet değildir. Esasında demokratik bir devlet, halkın ekonomik ve politik karar verme süreçlerine doğrudan katılımını sağlanmak için gerekli stratejileri ve destek politikalarını hazırlayan ve bu sürece toplumun ilgili tüm katmanlarını dahil eden ve dezavantajlı grupları karar verme süreçlerine katılım için yüreklendiren bir devlettir. Bireyin kendi demokrasi vizyonunu elde edebilmesi için; karar verme mekanizmalarının merkeziyetçi zihniyetten uzaklaştırılması, devletin şeffaflık ilkesini benimsemesi ve bireye bilgiye ulaşım hakkını kullanması için gereken desteği vermesi gerekmektedir. Bu süreç, hali hazırda mevcut olan sistemde karar verme gücüne sahip olmayan grupların bu güçlerinin tanınmasını da kapsamına almakta olduğundan demokrasinin işlerlik kazanması anlamında da önemlidir. Böyle bir toplumsal yapı ve siyasal sistemde, hem demokrasi gelişecek, hem de kalkınma hızlı ve dengeli bir şekilde gerçekleşecektir.

TMMO’nun bir bilimsel toplantısının sonuç bildirgesinde ifade edildiği gibi; “Kamu yararına planlama, kalkınma ve istihdam odaklı gelişmelerin gerçekleşmesi, ancak demokrasinin tüm ilke ve kurumlarıyla egemen olduğu, insan hakları ve özgürlüklerinin tam anlamıyla uygulandığı bir ortamın oluşturulması ile sağlanabilecektir. Bir diğer anlamda, demokrasi ile kalkınma birbirini reddeden değil, birbirini tamamlayan ve geliştiren durumlar olarak görülmelidir. Üreterek büyüyen ve paylaşarak gelişen bir ülkede yaşamak, herkesin hakkı ve aynı zamanda sorumluluğu olmalıdır.

KAYNAKLAR:

1. C.Can Aktan, Türkiye Avrupa Birliği'nin Neresinde? İzmir: EGİAD Yayını, 2000.
2. Rıdvan Işık, Azgelişmişlik Sorunu, Demokrasi Krizi ve İnsani Kalkınma Endeksine Göre Azgelişmiş Demokrasiler, Yüksek Lisans Tezi, Danışman: Yrd. Doç. Dr. Gülise GÖKÇE, Konya, 2006.
3. Arend Lijphart, Demokrasi Motifleri, , Çeviri. Güneş Ayas, Utku Umut Bulsun, Salyangoz Yayınları, İstanbul, Mart 2006.
4. Ali Rıza ERDEM*, Kutret GEZER** Sürdürülebilir Kalkınma İçin Demokrasinin Geleceği, Akademik Dizayn Dergisi Journal Of Academic Design 2010;4(2).
5. Adem DOĞAN, Demokrasi Ve Ekonomik Gelişme Erciyes Üniversitesi İktisadi Ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı 25, Temmuz – Aralık 2005.
6. Arzu ÖZYOL, Sürdürülebilir Kalkınma Ve Katılımcı Demokrasi

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_ABOUT_AUTHOR

Prof. Dr. Bekir Parlak

Bookmaker bet365 The best odds.

Full premium BIG Theme for CMS