Kanser Olsaydım!

Dr. Murat Baş (ac@tchayat.org) tarafından yazıldı. Aktif .

Ben kanser olsaydım,.....
Bunu “musibet” değil bir “fırsat” olarak görürdüm,...
Bana kanser olduğum söylenseydi,şaşırmazdım,....
Sadece başkaları kanser olur diye düşünmediğimden,
Kendimi hazırlıklı bulurdum.

Kabullenmek için direnmezdim,

Bir suçlu gibi savunma psikolojisine düşmezdim,…

Bedenimin ve benliğimin farkına varırdım.

Hastalığımın kontrolünü doktorlar da dahil olmak üzere başkalarına bırakmazdım.

Tüm teşhis ve tedaviler konusunda tek karar verici ben olurdum.

Tedavi seçeneklerine bir vahiy gibi bakmazdım.

Önce ne kadar zamanım kaldığını (tahmini de olsa) öğrenirdim,...

Hayatımı yeniden kurgulardım,...

Hayatı yeniden tanımaya ve insanın doğasına ulaşmaya çabalardım.

Geçmişin tüm pişmanlık ve kaygıları ile geleceğin belirsizliğinden kurtulurdum.

Keyifli ve en az yüz yıl sürecek bir hayatın planlarını yapmaya koyulurdum.

Sanki geçmişte hiç yaşamamış ama gelecekte yaşanacak olağanüstü ve özgür bir hayatım olacağını anlayışıyla hareket ederdim.

Ertesi günü yeniden dünyaya gelmiş gibi yatağımdan uyanırdım.

Hastalığın üzerine ısrarla gitmek ve onu mutlaka yeneceğim inadıyla kalan ömrümü hastane koridorları ve doktor ofislerinde geçirmezdim.

Hiç kimseye hiçbir şey söyleme ve izah etme ihtiyacını hissetmezdim.

Zihnimi, hayatımı en zevkli ve en anlamlı nasıl yaşayacağım üzerine odaklardım.

Mucize diye yutturulan tedaviler de dahil, hiçbir şeyin dikkatimi dağıtmasına müsaade etmezdim.

Bana ölecekmiş gibi bakanlara; “evet, öleceğim, çünkü doğmuştum” derdim.

Ölümüme kaygılanan eşim çocuklarım ve yakınlarıma belki kendilerinin benden önce ölebileceğini söyleyerek kendi yaşamlarının farkına varmalarını söylerdim.

Her türlü himayeyi reddederdim,..

O ana dek bana hep “mutlak-değişmez hakikatler” diye ezberletilenlerin bir yalan balonu olabileceğini düşünürdüm.

Tanrı ile “özel” bir diyalog-ilişki kurar ve özel bir randevu alırdım. Araya hiç, ama hiç kimseyi sokmadan, bir dost, bir arkadaş gibi.

Kendimi ve herşeyi unuturdum.

Sadece kalbimin atışlarına ve karanlıktaki karıncanın yürüyüşüne kulak verirdim.

Artık bütün gün özgürce,ne yapacak bir işim ne de bir ödeyecek bir borcum olmadığını düşünmenin keyfini yaşardım.

Bende takıntı halini almış “hayat ödevleri”ni bir kenara bırakırdım.

Kendimi “atlı karınca” daymış gibi kabul edip,

Bir tur daha, bir tur daha atardım.