Büyük Göç: Afrika

Tayfur Coşkunüzer tarafından yazıldı. Aktif .

buyuk goc kapak

Gezegenimizin masum çocuğu, içimizdeki hırçın dalgaların sığınağı, seyyahların ve maceraperestlerin gizemli kıtası, bir tarafı yosun kaplı, bir tarafı ıssız kayaların ve taşların sessizliği altında esir kalmış, keşfedilmeyi ve ilgiyi hak eden geçmişle günümüzü bir arada yaşayan devasa bir kıta Afrika...  

Afrika kıtası birçok enleri içinde barındırıyor; en uzun nehir Nil nehri, ikinci en büyük kıta, en fakir ülkeler, en büyük krater, dünya mirası büyük doğal alanlar bu kıtada... Orta ve güney Afrika’da doğal yaşamın en güzel barınakları özgürce yaşayan hayvanlara ev sahipliği yapıyor, bu alanların bulunduğu ülkeler için de büyük gelir kapısı. Orta Afrika’nın kalbi sayılan Kenya’da ve Tanzanya’da yaptığımız safari unutulmaz anlar yaşamamızı sağladı. Ben de Serengeti, Manyara, Ngorongora ve Masai Mara da büyük göç esnasında yaşadıklarımızı anlatmaya çalışacağım...

buyuk goc ekip

Yolculuğa çıkmadan önce, eksiklerimizi tamamlamak için, Ertuğrul Kaplan, Faik Çelik, İlhan Parseker, İrfan Demirdüzen, Sedat Çağlar ve benim bulunduğum seyahat ekibimizle bir araya geldik. 10 günlük bir seyahate başlamak için havaalanında buluştuk… Thy uçağıyla Nairobi’ye 6.5 saatte vardık... Geceyi Naioribi’de şehir merkezindeki Hilton otelde geçirdik. Sabah Masai Mara’ya gitmek üzere Wilson havalanına ulaştığımızda batılı yüzlerce insan görünce, Masai Mara’nın tam bu dönemlerde çok iyi olduğu bilgisini aldik.. Ben aralık ayında geldiğimde bu kadar kalabalık değildi, o dönemde göçün izlenme mekanının Serengeti olduğunu da bilmiyordum. Masai Mara’da binlerce hayvanın göçüne tanıklık edeceğimiz için büyük heyecan yaşadım, uçakla Mara da toprak bir havaalanına indiğimizde ekiptekiler çok şaşırdılar, çünkü ilk defa toprak bir havaalanına inmişlerdi. Ben ve Ertuğrul bey daha önce böyle bir tecrübe yaşadığımız için sakindik... Masai Mara’daki, Serengeti’de ve doğal parklarda tüm havaalanları böyle toprak zemindir.

Mara’da bizi karşılayan yerel rehberler eşliğinde kaldığımız Olonana kampa ilerlediğimiz esnada yol üzerinde gördümüz binlerce hayvan bizi çok heyecanlandırdı, daha önce geldiğimde bu kadar büyük sürüler görmemiştim, wildebeest, zebra ve bufalo sürüleri alabildiğine Masai Mara’ya yayılmışlardı... Olonana Kamp, sade, temiz ve çok düzenli görünümüyle gözümüze çarptı…Kampımız nehrin kıyısında olduğu için, geceyi çağlayandan dökülen su sesiyle geçirdik... Sabah 2 araçla safariye başladık, ekipten İrfan Demirdüzen ve ben bir araçla, Faik Çelik, İlhan Parseker, Sedat Çağlar, Ertuğrul Kaplan’da diğer bir araçla yola çıktık. Onlar bizden daha hızlı yol alırken ben bizim şöförden biraz huylanmaya başladım, çünkü köyün yanından geçerken kimi gördüyse sohbet etmeye başladı… Zaman burada çok önemli, yakalayacağınız en küçük detay sizin oraya ne kadar erken vardığınızla ilgili bir hadise… Bizden önce çıkan arkadaşlar aslanın wildebeesti yakaladıkları anı görme imkanını elde etmişler, biz de oraya ulaştığımızda bir kaç kare alma şansını elde ettik...

Sonra yolumuza devam ettik ama yine geride olduğumuz için bu sefer gergedanı görmeyi kaçırdık, bizim ekip gergedanı açık arazide görmüşler ve fotoğraflarını çekmişler, biz de çalıların arasında mutlaka bulacağız diye bayağı bir zaman harcadık, ama sonunda rhinoyu (gergedan) görebildik, açık arazide olmadığı için çok iyi fotoğraf alamadık… Bu sefer diğer ekip göçün olduğu nehrin kıyısında göçü izlerken biz de başka bir yerde dolaşıyorduk. Onların bu geçiş esnasında timsahın bir ceylanı parçalama anını görüntülediklerini duyduğumda direk olarak bizim şöföre baktım ve onun yüzünden göremediğimizi ifade ettim...

buyuk goc1Öğlen yemeği için kamptan aldığımız kumanyaları büyük bir ağacın altında küçük bir portatif masanın üzerinde yedikten sonra, diğer ekibin otele döneceğini duyduğumda hemen şöförümüzü değiştirmek için harekete geçtim ve yeni şöförümüzle birlikte göçün olduğu nehir kıyısına ulaştık... Burada gördüğümüz şeyler başka bir yerde yaşama imkanı olmayan bir görüntüydü, çünkü akbabalar nehrin tüm kıyılarını tutmuş bekliyorlardı. Onun yanında nehir kıyısında onlarca timsah dinlenmeye çekilmişti. Bu kadar büyük timsahları daha önce hiç görmemiştim. Hepsi de karnını doyurduğu belli olan sürüngenlerdi, nehrin kıyısında ayrıca göçe hazırlanan wildebeest ve zebralar bu manzarayı gördükleri halde yine de karşı kıyıya geçme arzusunu yenemiyorlar, bu da var olmakla olmamak arasında çok kalın çizgilerin olmadığını bize daha iyi anlatıyordu... Wildebeestler ve zebralar karşıya geçerken yaşlı olanları öne sürüyorlarmış bunu da şöförden öğrendik… Genelde sürüler halinde geçiyorlar adeta birbirlerine kenetlenmiş şekilde karşıya geçerken nehirde olan bir hareketlilik esnasında geri dönüp neredeyse yüzlerce metre koşarak nehirden uzaklaşıyorlar, çıkarmış oldukları toz bulutu ve oluşturdukları enfes görüntüler bizi olduğu kadar yüzlerce araç içerisinde bekleyen insanları da heyecanlandırıyordu... Hayat döngüsünün nasıl işlediğini burada daha iyi müşahede ediyor insan... Bu bakımdan böyle bir tecrübeyi yaşamakta büyük fayda var diye düşünüyorum... Burada beklerken televizyoncular ve profesyonel fotoğrafçıları da görünce bu anın ne kadar önemli olduğunu daha iyi anladık. Nehrin kıyısında uzun süredir bekleyen sakallı 60’lı yaşlarında bir kişiyi farkedip şöföre kim diye sordum, bu adamın burada 6 aydır bulunduğunu dönem dönem geldiğini ve hayatını fotoğrafla kazandığını ifade etti, bu kişi “Steve Bloom” du... Fotoğraflarını görünce fotoğrafın emek ve sabır gerektirdiğini bir kez daha anladım... Bu sabır ve emeği görmek isterseniz www.stevebloom. com ziyaret edebilirsiniz... Masai Mara’da göçten sonra gördüğümüz aslanlar, çitalar, ceylanlar bizi heyecanlandırmaya devam etti...

Mara’dan içimizde geri dönmek adına bir takım özlemlerle ayrıldık... Bizi almaya gelen küçük uçak ekiptekilerin moralini bozdu, çünkü uçak sadece bizim için ve tek motorluydu. Aslında bu ekiple ilk defa tek motorlu uçağa binişimizdi ve bundan sonra macera başlıyordu… Ama bizim haberimiz yoktu... Yolda küçük bir kamp havaalanına tekrar inip, aşağıdan 1 yolcu alarak yolumuza devam ettik... Mara’dan Wilson havaalanına gelirken yaşadığımız adrenalin herkesin yorgun olmasına neden olmuştu, Wilson’da pasaport işlemlerinden sonra Tanzanya Klimenjero’ya havaalanına da aynı uçakla gideceğimizi öğrendiğimizde ekipte uğultular başladı, yorucu bir yolculuktan sonra Klimenjero’ya indik fakat ekip arkadaşlarımız hiç memnun değillerdi ve kızgınlık yorgunluk bir arada pasaport kontrolü için bekliyorduk havaalanında... Aşı kartlarımızı yanımıza almadığımız için burada tekrar aşı kartı çıkarttık ve bu da aşı kartlarımızı unutmamamız gerektiğini hatırlattı tekrar… Aslında Rwanda ve Kenya’da böyle bir problem yaşamadık, Tanzanya yönetimi daha dikkatli sanırım... Klimenjero havaalanından Manyara’ya, Manyara’dan da Serengeti’ye yine aynı küçük uçaklarla ve inişli çıkışlı yolculukla ulaştık... Serengeti’deki havaalanında bizi bekleyen yere rehberler eşliginde Serengeti Kempski otele ulaşmamız 40 dakika sürdü, burada otel sahibi Dubai’li işadamı Ali bey ile tanıştık. Bize gösterdikleri ilgi ve alakadan sonra yolculuk esnasında yaşadığımız tüm olumsuzlukları unuttuk... Otel doğanın içerisindeydi, odamızın balkonundan neredeyse hayvanlara dokunacak pozisyonda yapılmıştı... Oteli çok beğendik... Tam dinlenecek yer dediler Faik bey ve Ertuğrul bey, aramızda otel sahibi olan Sedat bey de aynı tespitte bulundu....

buyuk goc12

Serengeti’de fotoğraf çekmek isteyen 3 kişi sabah safariye erken çıktık, 7’de otelden ayrıldık, yol boyunda ağaç altlarında gördüğümüz bayrakları şöföre nedir diye sorunca şöför “bayrakların altında taslar olduğunu ve onların altında da aşı olduğunu ve bir sinek ısırmasında mutlaka acilen yapılması gerektiğini” söyleyince hemen tedbir aldık ve aracın içerisine o kocaman sinekleri sokmamaya çalıştık. Saatler ilerlediğinde hemen diğer arkadaşları arayıp bu durumu anlatarak tedbir almalarını istedik... Şöförümüz bize Serengeti’de hayvanların çok yoğun olmadığını çünkü bu dönemde Masai Mara’ya göç ettiklerini söyledi.

Wildebeestler, zebralar ve diğerleriyle beraber yaklaşık 2 milyon hayvan bu göçü yaşıyor yani büyük çoğunluğu şu an Masai Mara’da diyordu şöför, burada görebileceğimiz çok hayvan yok diye kendi aramızda konuştuk, çünkü sadece belirli yolları kullanmak durumundasınız bu da hayvana yaklaşabilme imkanını ortadan kaldırıyordu... Masai Mara’da böyle olmadığını söyledik şöföre, sen git içeriye dal dedik ama nafile çünkü cezaları büyükmüş... Öyle bir imkanımız yok dedi şöför... Anlaşılan çok beklenti içinde olmayacaktık... Serengeti’de gördüğümüz hayvan miktarıyla Masai Mara’yı karşılaştıramıyorduk bile, dönem itibariyle Masai Mara’nın daha iyi olduğuna kanaat getirdik... Saatler ilerlediğinde aç oldukları her hallerinden belli olan bir aslan ailesiyle karşılaştık, 2 dişi aslan büyük bir sessizlik içerisinde gözlerine kestirdikleri ceylan sürüsünü süzüyorlardı, uzaktan başlayan takip yaklaşık 100-150 metreye kadar indi... Bizim gibi birçok araçta onları uzaktan takip ediyordu, herkes iyi bir pozisyon almanın derdindeydi, biz de, ağaç altında gizlenerek bekleyen aslana yakın olmak için iyi bir yer seçtik, beklediğimize değdi diğer aslan bize yakın olan aslanın 200 metre uzağındaydı o da harekete geçmek için en uygun anı bekliyordu… Derken, uzaktaki aslan kurumuş sarı otların arasından ilk hamlesini yapmaya başladı ve sürüyü önüne alıp bizim bulunduğumuz tarafa doğru sürdü. Bize yakın olan aslan ise tam hazırlıklı değildi aslında, ama ne çare, ok yaydan çıktı bir kere diyerek saldırıya geçti ve gözüne kestirdiği ceylanın peşinden koştu ama ceylanlar koşmuyorlar resmen uçuyorlardı ve 200 metrelik bir koşturmadan sonra aslanlar yoruldular ve bu işten vazgeçtiler... Yaklaşık 1.5 saatlik bir strateji de sonuçsuz kaldı, biz de başka hayvanları görmek için yolumuza devam ettik...

2.5 milyon yıl önce Ngorongoro yanar dağının püskürttüğü lavlar bu düzlük alanda öbek öbek küçük çıkıntılar oluşturmuş ve bunların arasından ağaçlar yeşermişti... Bu görüntüleri çekerek otele dönmek üzere yola çıktık... Otele ulaştığımızda diğer ekip tavla oynamaya başlamıştı bile, her akşam Faik beyin getirdiği tavla ile tavla turnuvaları düzenleyerek yorgunluk atıyorduk, çoğunlukla kazanan İlhan Parseker oldu... İrfan Demirdüzen ile Faik Çelik’in maçları hep çekişmeli olunca hepimiz pür dikkat seyrettik... Serengeti’den Manyara’ya çok yorulmadan tek uçakla geçmemiz ekibi rahatlattı, Manyara havaalanı Serana lodgenın yanında olduğu için ayrıca sevindik… Serena lodgelar bu parklarda en yaygın otel zinciri.... Manyara’da göle giderken gördüğümüz boabab ağaçları ilgimi çekti, şöföre burada boabab ağacı var mı dediğimde çok var diyordu... Devasa ağaçlar... Ama en büyükleri Güney Amerika ile Madagaskar’da sanırım...

buyuk goc7

Manyara gölünde flamingolar ve diğer tüm hayvanları görmek mümkün, ama filamingoları görmek için kıyıya yaklaşmak istediğimizi söyledim şöföre, mümkün değil dedi… Biz de uzaktan çekebildiğimiz kadarıyla yetindik... Burada filamongoları görmek için gelen binlerce turisti görünce aklıma Erciş geldi… Yılın 2 ayı Erciş’e gelen filamingoları görmeye neden kimse gelmez diye, hem daha yakından izleme imkanına sahipken... Manyara’dan Ngorongora’ya uçakla gitmeyeceğimizi duyunca hepimizde mutluluk oluştu, yaklaşık 1 saatlik araba yolculuğundan sonra ulaştığımız Ngorongoro milli parkında bizim gibi onlarca araç gördük... Ngorongoro krateri dünyanın en büyük krateri, 20 km çapında, 600-700 metre derinliğinde adeta etrafı duvarlarla çevrili ağaçlık ve dümdüz bir alan... Dünya mirası listesinde olan bu bölgede leopar, aslan, çita,gergedan, fil, bufalo, zebra, wildebeest, gazel, impala ve kraterin dibindeki Magadi gölünde yaşayan flamingoları görebiliyorsunuz...

Masai köyünü ziyaret ettiğimizde buradaki yaşamın gerçekten ilkel ve tamamen zor şartlar altında olduğu gördük.

Masai halkının Ngorongoro’dan çıktığını söylüyordu bize şöförümüz, biz de Masai köyünü ziyaret ettik, buradaki yaşam gerçekten tamamen ilkel ve zor şartlar altındaydı… Masai köyünden sonra kraterin içine doğru yol alırken yol o kadar kötü ki hepimizin suratı tozdan bembeyaz oldu. Kraterin içi alabildiğine büyük ve her tür hayvan görmek mümkün... Kraterin içindeki göller ve bitki örtüsü bizi şaşırttı, 1994 yılı rakamlarına göre 24.000 büyük baş hayvanı bünyesinde barındırıyormuş, buradaki 600-700 metre yükseklikteki kapalı alanı adeta duvar varmış gibi düşündüğümüzde, kendi kendine bir döngü mevcut olduğunu anladık… Bu da insana ayrı bir fikir beyan ediyordu... Ngorongoro’da karşılaştığımız hayvanlar içerisinde dikkatimizi en çok çekenler flamingolar, filler ve turnalar oldu... Burada küçük bir alanda olduğu için olsa gerek daha çok bir arada yaşıyorlardı...

Ngorongoro milli parkından sonra Manyara’daki otelimize döndük. Bir gün sonra da yine aynı yolu kullanarak Klimenjero, Nairobi’ ye gidecektik, hepimizde küçük uçak fobisi oluşmaya başladı... Fotoğraflar için www.tcoskunuzer. com web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_ABOUT_AUTHOR

Tayfur Coşkunüzer

Tayfur Coşkunüzer