Kavga

Dr. Murat Baş (ac@tchayat.org) tarafından yazıldı. Aktif .

Hayatın bütün kademelerinde devam ettirilmesi gereken bir şey midir?
 
Bir insan niçin kavga eder? Gündelik meselelerin, insanlık onurunu ayaklarının altına aldığı, münasebetleri mekanikleştirdiği, anlayış derinliğini günden güne azalttığı, insanlar arasındaki ilişkileri alabildiğine çarpıklaştırdığı, hırsların, ihtirasların, çok kazanma arzusunun ve ruhsal bozuklukların çok geniş alanlar bulduğu, haysiyetli ve dürüst insanı bunaltacak bir ruh çoraklığına sahip medeniyetin içinde yaşayabilmenin tek yolu mudur kavga etmek?
Görülen her çirkinliğe, yanlışlığa, her bayağılığa ve şerefsizliğe, her yanılgıya ve hataya karşı kıyasıya kavga etmek midir tek yol? Acaba kavga hayatın bütün kademelerinde devam ettirilmesi gerekli bir şey midir? Oysa bu hayatı yaşamak için bir ömür harcıyoruz.
 
Insanoğlu ne kadar güçlü dirençli olursa olsun bütün ömrünü ardı arkası kesilmeyen kavgalarla geçirebilir mi? Bunu yapabilse bile, böylesi kavgacı bir kişi, hayatında sıradan, basit sorunları bile kavga ederek çözüyorsa, üstelik kavga etmek onun hayattaki tek sığınağı, tek değeri ise bu kişinin psikozda olmadığını söyleyebilir misiniz? Düşüncesi ve ruh sağlığı, sağlam birisi, yaşama biçimi olarak kavgayı seçse bile, en küçük bir mütarekeyi, görüş alışverişini, tartışmayı, kavga ve küfür ile yapmaktan başka bir yol tutmamışsa, bu insan hayatın anlamını keşfetmiş midir sizce?
Baştaki sorumuza dönelim; bir insan niçin kavga eder? Gündelik meseleler için mi? Günlük meseleler ve başımıza gelenler, sıradan olduklarında bile bizi ilgilendirmeli midir? Günlük meselelerimiz, derin çözümlerimiz olduğunda gerçek anlamına ancak kavuşabilirken, yaşadığımız olaylara kavgacı yaklaşımımız sıhhatli olabilir mi?
 
Hayatında tefekküre, sanata derin bilgiye yer olmayan bir insan kavgadan başka neye sığınabilir ki? Gündelik hayatın akışına kapılan, yaşamındaki en ufak bir aksaklıktan paniğe giren, pireyi deve yapan, çözümü adi üslubu ile kavga ederek, pire için yorganı yakmakta bulunacaktır elbette.
 
Gündelik meselelerle uğraşarak, temel meseleleri zihninin dışında tutarak kavga ederek çözüm buldum zehabına kapılanlar; 'Ömrünüz boyunca kavga ederek hangi meseleleri çözdünüz? Hangi mutlulukları ve dostlukları yaşadınız?' sorularını hak etmiyorlar mı? Temel meseleler yerine 'sahte ve suni meseleler' konularak, örneğin; borçları nasıl ödeyeceğim, haczi nasıl engelleyeceğim? Ücretimi nasıl artıracağım? Daha çok nasıl kazanacağım? Şu sınavı nasıl geçeceğim? Şu makama nasıl atanacağım? Bu ünvanı, payeyi nasıl elde edeceğim? Insanların beni alkışlamalarını nasıl sağlayacağım? Enflasyon ne olacak? Çocuğu hangi koleje göndereceğim? Işte tüm bunlar 'asıl' meselelermiş gibi gösterilerek 'asıl' olmayan kavgalara sürükleniyor insanoğlu. Basit kavgaların insanı kolayca oluverir bu durumda.
Oysa tüm bu meseleleri kavga-küfür ederek kaş-göz yararak, kalp kırarak ve dostlukları birer birer tüketerek çözdüğümüzü farz edelim. Bunları çözersek ne olacak? Insan nereye ulaşacak? Amaç rahatlık ve refah ise, niçin refah? Niçin sıkıntısız bir hayat? Işte, günlük meseleleri başımıza salanlar, bizlerin bu meselelerden başımızı alıp, başka şeyler düşünmemizi istemezler. Tefekkür, sanat, soğukkanlılık, barış, sanat, soğukkanlılık, barış, sebat, sabır gibi çözümden ziyade bize düşünme yolu açan şeylerle donanmamızı istemezler.
 
Oysa bize kurulan bu tuzağı, birbirimizi tüketen, içimizi kemiren kavgacı üslubumuzu böyle aşabiliriz. Önce insanı giderek genişleyen bir ihtiyaç çemberi, çok kazanma hırsı, mevcut olanı kaybetme kaygısı içine atılıyorlar, sonrada bunlara ulaşmanın yollarını zorlaştırıyorlar ve çözümleri saptırıyorlar. Böylece insanlar, kendilerine 'zorluk' diye sunulan bu engellerle, sorunlarla cebelleşiyor, kavga ediyor. Basit ve gündelik meseleleri çözmenin tek yolu ise, temel meselelerin çözümüne ilişkin düşüncelerimizle anlam kazanır. Eğer, temel meselelere eğilmez isek, günlük olayların çözümünde yer alan bozukluklar ve aksaklıklarla uğraşacak ve daha çok kavga edeceğiz demektir. Temel meselelere eğilmeden derme, çatma çözümlerle ilgilenmek bütün vaktimizi bize zorla kabul ettirilen kavgacı hayat biçimine harcamak önümüze tek çıkar yol olarak konulmaktadır.
 
Gerçekten yaşamak istiyorsak ölmeyi bilmemiz,öğrenmemiz ve göze almamız gerekir. Oysa 'Hayat acımasız, ölmemek için öldüreceksin' diye öğretmişti babam. Belalar, sorunlar artıkça giderek hırçınlaşıyor, öfkeden kan beynimize sıçrıyor, kendimizi tutamayıp kavga ediyorsak, ağzımızı tutamayıp galiz küfürler savuruyorsak, dostlukları ve arkadaşlıkları hoyratça harcayabiliyorsak, hayata 'ölmemek için öldüreceksin' penceresinden bakıyorsak, yazık değil mi bize?…