Kalkınmanın Yolu Yatırım...

Prof. Dr. Bekir Parlak tarafından yazıldı. Aktif .

kapak

Yatırım: Kalkınmanın Sihirli Değneği

Günümüzün en çok konuşulan kavramlarından biridir yatırım. Güncel gelişmelerde, medyaya yansıyan haberlerde, iş aleminde, devlet ve hükümet kademelerinde, uluslararası görüşmelerde, kısacası paranın ve üretimin olduğu her yerde yatırım konuşuluyor.
Yatırım, ulusların zenginliğini, ülkelerin dünya ligindeki yerini,global ekonomideki gücünü ve uluslararası siyasetteki cürmünü belirlemektedir. Dünyanın genel anlamda geldiği bugünkü ekonomik ve sosyal düzey ,yatırımlar sayesinde olmuştur. Ingiltere’de başlayan Endüstri Devriminden sonra yaklaşık üç yüzyıl boyunca gerçekleşen, ama son yüzyılın ikinci yarısında hızlanan ve farklı coğrafyalara yayılmakla beraber, belli bölgelerde toplanan irili ufaklı global ve ulusal yatırımlar ve irili ufaklı projeler, insanlığı bugünkü üretim ve tüketim seviyesine, diğer deyişle maddi gücüne ulaştırmıştır. Öyleyse nedir bu sihirli kelimenin anlamı?
 
Kavram olarak yatırım (investment), belli bir dönemde bir ekonomide mevcut sermaye malları ve teçhizat stokuna yapılan net ilavedir. Diğer bir deyimle yatırım; bir devre içinde üretilen ve ithal edilen mallardan tüketilmeyerek ya da ihraç edilmeyerek, gelecek devreye aktarılan kısımdır. Eskime ve aşınma bedeli (depreciation) kadar yatırıma, telafi edici (ikame) yatırım denir. Menkul değerlerin (hisse senedi, tahvil v.b..) satın alınması yatırım değildir; çünkü yeni üretim kapasitesi yaratmamıştır. Yatırımları, genel olarak “kamu yatırımları” ve “özel yatırımlar olarak” gruplandırabiliriz. Kamu yatırımlarını, “Genel Bütçe Kuruluşlarının Yatırımları” ve “Katma Bütçeli Kuruluşların Yatırımları” şeklinde ayırmak mümkündür. Özel yatırımlar ise daha çok “Dış Kaynaklı Yatırımlar (Yabancı Sermaye Yatırımları)” ile “Yerli Özel Teşebbüs Yatırımları” olarak iki grupta değerlendirilir. Aşağıdaki harcamalar yatırım harcamaları olarak kabul edilir:
 
1. Alet, makine, teçhizat gibi sermaye mallarına,
 
2. Bina, yol, köprü, baraj ve benzeri inşaatlara
 
3. Firmalarca depolarında bulundurdukları ham, yarı ham ve mamul mallara (bu üçüne envanter ya da stok da denir) yapılan harcamalar yatırım harcamalarıdır.
 
Bir ekonomide milli gelir ve istihdam düzeyini belirleyen iki harcama kalemi vardır: “Yatırım” ve “Tüketim” harcamaları. Yatırım harcamaları tüketim harcamalarına nazaran daha çok dalgalanmalar gösterir ve çarpan etkisi (multiplier effect) ile milli gelir ve istihdam üzerinde daha geniş etkiler yapar. Böylece yatırım yoluyla yaratılan gelir bu amaçla yapılan harcamalardan birkaç kat daha fazla olmaktadır.
Yatırım harcamaları milli geliri artırıcı istihdam hacmini yükseltici bir etki yapar. Tasarrufların böyle etkisi yoktur. Kısa dönemde milli geliri azaltıcı etki yaparlar. Ancak yatırımlara gerekli fonları hazırlayan tasarrufların yatırımlara dönüşerek uzun vadede gelir ve istihdam artırıcı unsur oldukları açıktır.
 
Zenginliğin Anahtarı Yatırım
 
Dünya ülkelerinin ekonomik ve sosyal gelişmişlik düzeyleri karşılaştırıldığında adeta devlerle cücelerin kıyası misali, aralarında devasa farkların olduğu göze çarpar. “GSMH” açısından bakıldığında bir tarafta 12 trilyon dolarlık bir ekonomiye sahip ABD, yine 4 trilyon doların üzerinde ulusal hasılaya ulaşan Japonya, 2 trilyonun üzerinde ekonomik gücü bulunan Almanya, Ingiltere, Fransa ve Çin yer alırken, diğer tarafta bu ülkelerin ancak yüzde 1’i ile yüzde 10’u arasında bir ekonomik hasılaya sahip, güçsüz ve fakir ülkeler bulunmaktadır. Gücün temel belirleyicisi toplam milli hasıladır. Bir ülkenin toplam geliri, nüfusuyla ve yüzölçümüyle kısmen bağlantılı olsa da esas faktör, ülkenin yer aldığı coğrafya, sahip olduğu doğal kaynaklar, sanayi ve ticaret deneyimi, sermaye birikimi, yetişmiş insan gücü, teknoloji yaratmadaki mahareti, dış yatırımları çekme cazibesi, siyasi istikrarı, devletin siyasi rejimi ve gelenekleri ile hükümetlerin ekonomiye bakış açısı ve uyguladığı politikalardır. Bütün bu faktörler iki kelimede özetlenebilir: “Yatırım ve Üretim Kapasitesi”.

tchayat november 200623

Bu faktörler ülkelerin küresel ekonomideki yerini tayin etmektedir. Dünya üzerinde, özellikle Avrupa’da ve Güney Doğu Asya’da nüfusu ve toprağıyla küçük, ekonomisi büyük devletler varken, bilhassa güney yarım kürede kendi büyük, ekonomisi küçük pek çok ülke bulunmaktadır. Belçika, Isviçre, Hollanda, Danimarka, Singapur, Hong Kong ve Taiwan gibi nüfus ve yüzölçümü olarak çok küçük ülkelerin, kendilerinden kat kat büyük ülkelerden çok daha fazla ulusal gelire sahip olmaları, “yatırım” ve “üretim” olgusuyla açıklanabilmektedir. Üretenlerin zenginliğini de, fakirlerle aralarındaki derinliği de bu anahtar kavramlar ortaya koymaktadır. Çarpıcı bir örnek olması bakımından Lüksemburg’u ele alırsak, 2586 km² yüzölçüme ve toplam 475 bin kişilik nüfusa sahip olan bu ülke 2002 yılında 126 milyar dolar’lık yabancı sermaye girişiyle, Türkiye’nin (622 bin dolar) tam 200 kat fazlası yabancı sermaye çekmeyi başarmıştır.
 
Ülkelerin toplam ulusal ekonomik gücünü belirleyen ana indikatörlerden biri de, kişi başına milli gelir (KBMG)dir. Konuya bu açıdan bakıldığında aynı tabloyla karşılaşılmaktadır. Satın alma gücüyle Lüksemburg’un kişi başına milli geliri 76 bin, Norveç’in 65 bin, Izlanda’nın 56 bin, Isviçre’nin 49 bin, Isveç’in 39 bin, Hollanda, Avusturya ve Finlandiya’nın 36 binin üstünde iken, Myanmar adlı ülkenin sadece 83, Burundi’nin 126, Kongo’nun 137, Etiyopya’nın 170 dolarda kalmaktadır. Asya, Afrika, Güney Amerika ve Ortadoğu’daki pek çok ülkenin kişi başına milli geliri 5 bin doların altında seyretmektedir. Ülkemiz için bu rakam 5700 dolardır. Rakamlar bize, ülkeler arasındaki uçurumları gösterirken, bir gerçeği daha işaret etmektedir; o da dünyada en çok yatırım yapan ve yatırım çeken devletlerin, bu rekabette öne çıkmalarıdır.
 
Dünyanın son dönemlerde en hızlı kalkınan ülkesi olan Çin, bu mucizeyi, devletin yatırım konusundaki etkili ve kararlı politikaları sonucu iç ve dış yatırımları görülmemiş bir hızla artırmak yoluyla gerçekleştirmiştir. Çin, halen dünyanın en çok yabancı sermeye çeken ülkeleri arasında ilk sıralarda (dünya üçüncüsü) gelmekte ve yaklaşık 15 yıldır bu cazibesini koruyabilmektedir. Ülkemize şimdiye kadar gelmiş bütün yabancı sermayeden daha fazlasını, Çin, bir yılda çekebilmektedir. Bu gelişmeler sonucunda söz konusu ülke, dünya ekonomi liginde jet hızıyla üst sıralara yükselmektedir. Günümüzde Çin, pek çok sektörde rekabet edilemez bir güç haline gelmiştir. Çin’in 2005 yılı sonu itibariyle GSMH’sı 2.225 trilyon dolar olmuştur. Büyüme oranı uzun yıllar izlediği seyri devam ettirmiş ve yüzde 9.9 olarak gerçekleşmiştir. Kişi başına milli gelirini 6.800 dolara yükselten Çin, ihracatta da bu başarı grafiğini sürdürmekte ve 2005 yılında 752 milyar dolar ihracatla dünya ülkeleri arasında en üst sıralara yerleşmiş durumdadır. Çin mucizesi, yatırım faktörünün bir ülkeyi nereden nerelere taşıyabileceğini, yirminci yüzyılın ikinci yarısındaki Almanya ve Japonya mucizelerinden sonra günümüzdeki en iyi örneği olarak gösterilmektedir. Çin gerçeği içinde nice dersler barındıran bir “yatırım manifestosu”, bir “kalkınma efsanesi”dir. Görüldüğü üzere yatırım, ekonomik kalkınmada en önemli araçlardan biri, belki birincisidir. Global rekabette boy gösteren ülkelerin adeta boynundaki şampiyonluk madalyonu, gerdanındaki bir incisidir.
 
Yatırım Neyi Sever?
 
Üretimin ve refahın temeli yatırımsa, bunun nasıl gerçekleştiği, başka bir deyişle yatırımın nereyi ve niçin tercih ettiği önemli bir soru olarak karşımıza çıkar. Bu sorunun ne kadar iyi cevaplandığı ya da cevaplanamadığı ve gereklerinin ne ölçüde yerine getirilebildiği, ülkelerin kalkınma düzeylerine bakılarak gayet iyi anlaşılabilir. Az önce kısaca değinilen Çin realitesi, bize bu konuda çok şeyler söylemektedir.

tchayat november 200621

Yatırım ya da daha somut bir ifadeyle sermaye, en çok istikrarı, devletin getirdiği kolaylıkları, hükümetlerin ilgi ve yaklaşımındaki pozitifliği, rasyonel ve cezbedici ekonomik ve mali politikaları, bürokratik esneklik ve sadeliği, güven ve huzur ortamını sevmektedir. Yatırımların global ve bölgesel ölçeklerde yoğunlaşma seyrine bakıldığında, pazarın büyüklüğü ve diğer büyük pazarlara yakınlığı, ulaşım ve iletişim olanakları, hammadde ve işgücü teminindeki kolaylıklar, emeğin maliyeti, yan sanayinin gelişmişlik durumu, ölçek ekonomilerinden yararlanabilme kapasitesi, yatırımın hinterlandı ve ülkenin siyasal ve sosyal gidişatı ile orta ve uzun vadede beklenen gelişmeler, yatırım sermayesi için önde gelen faktörler olmaktadır. Bu faktörler ne kadar pozitifse, o bölge ya da ülke o derece yatırım çekebilmektedir.
 
Kuruluş yeri seçiminde girişimciler özellikle; malzeme, sabit yatırım malları, işgücü, yardımcı (yan) hizmetler, kredi ve devlet yardımlarına bakarak hareket etmektedirler. Sözü edilen faktörlerin her biri yatırımcıların kuruluş yeri seçiminde belirleyici rol oynamaktadır. Bu faktörlerden sadece birini, örneğin, “yardımcı hizmetler” bahsini ele aldığımızda, konunun ne kadar kompleks ve hassas olduğu anlaşılır. Kuruluş yeri seçiminde, dolayısıyla yatırım tercihinde etkili olan yardımcı hizmetler kapsamına; taşıma hizmetleri, bakım ve onarım gibi teknik hizmetler, araştırma ve geliştirme hizmetleri, bilgi işlem, hukuk, yönetim ve vergi danışmanlığı hizmetleri, sigortacılık, piyasa araştırması, reklamcılık, toptancılık ve perakendecilik, stoklama gibi ticari hizmetlerle bankacılık, leasing ve factoring gibi finansal hizmetler girmektedir.

tchayat november 200624

Yatırımlar için belirleyici olan bu faktörlerin ışığında yatırımcı, sonuçta temel bazı değişkenlere bakarak nihai kararını verir. “Sermayenin marjinal etkinliği (marjinal efficiency of capital)” olarak bilinen bu iktisadi kritik, adeta, yatırım sermayesine yön veren bir yol levhası gibidir. Bu açıdan bakıldığında bir firmanın yatırım konusunda vereceği karar şu üç değişken etrafında şekillenir:
 
1. Yatırım için gerekli bina, makine ve teçhizatın arz fiyatı,
 
2. Yatırımdan ömrü boyu getirmesi beklenen hasılat,
 
3. Cari faiz oranı.
 
Yükselen Ülke Türkiye’de Yatırımlar
 
Dünden Bugüne Kalkınma Serüvenimiz
 
Osmanlı Devleti’nden Cumhuriyet’e geçerken, yaşanan savaşlar ve türlü zorluklar nedeniyle devletimizin imkanları oldukça kısıtlı, milletimiz ise fakir ve kıymetli pek çok şahsiyetini yitirmiş durumdaydı. Cumhuriyetin ilk yıllarında devlet eliyle sanayileşme politikaları uygulanmış, temel toplumsal gereksinimler karşılanmaya ve belli ölçüde sermaye birikimi sağlanmaya çalışılmıştır. 1930’lara doğru özel teşebbüsün inisiyatifine ağırlık veren ekonomi politikasına geçilmişse de, gerek sermaye, teknik bilgi ve alt yapı yetersizliği, gerekse 1929 Dünya Ekonomik Buhranı, yeniden, kalkınmanın devlet eliyle gerçekleştirilmesi tercihini zorunlu kılmıştır. Ülkemizin ilk sanayi hamlesi ve bugün dahi kullanılan çok sayıdaki alt yapı ve üretim yatırımları, o yıllarda hayata geçirilmiştir. Demiryolları, maden işletmeleri, fabrikalar, bankalar ve araştırma enstitüleri, Türkiye’nin kalkınma yarışında belli mesafeler almasını sağlamıştır.
 
Çok partili siyasal yaşama geçilen 1950’li yıllarda özellikle alt yapı, öncelikli olarak da ulaşım yatırımları yeniden hızlanmıştır. 1960 yılında yapılan Ihtilal sonrasında Türkiye, “Planlı Kalkınma Dönemi”ne geçmiş ve “beş yıllık kalkınma planları”yla iç ve dış yatırımları yönlendirme ve gerçekleştirmeye çalışmıştır. Aynı yıl kurulan Devlet Planlama Teşkilatı, Türkiye’de kalkınmanın tek elde planlanarak koordine edilmesi ve izlenmesi misyonuyla donatılmış, planlı ve dengeli kalkınmanın kurumsal sorumlusu olarak kamu yönetiminde ve ekonomik yaşamda yerini almıştır. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın (2001-2005) bittiği ve Dokuzuncu Kalkınma Planı’nın (2007-2013) eşiğinde bulunduğumuz bu dönemde Türkiye’nin yatırım karnesine baktığımızda, notların çoğunun halen zayıf olduğu ve dünya rekabet okulunda sınıf atlamamız için yapılması gereken çok şeylerin bulunduğu görülür.

tchayat november 200625

Türkiye, geride bıraktığımız yüzyılın ikinci yarısında uyguladığı ithal ikameci sanayi politikalardan ihracata dayalı sanayi politikalarına zamanında geçemediği, ülkenin yer altı, yer üstü ve beşeri kaynaklarını rantabl kullanamadığı ve yabancı sermaye yatırımlarını çekecek, dahili yatırımları da hızlandıracak ekonomik ve mali politikalar ve araçları etkili olarak uygulayamadığı için, kalkınma yarışında yola aynı şartlarda, hatta daha iyi durumda başladığı ülkelerin gerisinde kalmıştır. Bu yarışın kaybedilmesinde ülkede yaşanan siyasi istikrarsızlıklar ve beraberinde gelen yönetsel sürekliliğin sağlanamaması da oldukça önemli rol oynamıştır.
 
Türkiye’nin Yatırım Karnesi
 
Ülkemizin yatırım karnesi, her dönem farklı notlarla karşımıza çıkıyor. Siyasi istikrarsızlıklara ve bir takım iktisadi handikaplara bağlı olarak gelişen ekonomik kriz dönemlerinde, yatırımların da ciddi olarak sekteye uğradığı gözlenmektedir. Kamu ve özel sektör yatırımlarının ekonomik ve siyasi istikrarın yaşandığı ve makro ekonomik göstergelerin dengede olduğu dönemlerde arttığı bilinmektedir. Yabancı sermeye yatırımları da doğal olarak daha hassas bir şekilde bu faktörlerden etkilenmektedir.
 
Yatırımların son altı yıldaki gelişimi, sektörel, bölgesel ve yatırım türüne göre verilen yatırım teşvik belgelerini incelenerek izlenebilir. Böylece Türkiye’nin yatırım karnesi net bir şekilde görülebilir. T.C. Merkez Bankası’nın verilerine göre, 2001-2005 yılları itibariyle ülkemizdeki yatırım teşvik belgeli yatırımların gelişimi analiz edildiğinde, son yıllarda sektörler toplamında yatırımların düzenli bir biçimde arttığı belirlenir. Dikkati çeken husus, 2003 yılında önceki yıllara göre yatırımların oldukça yüksek bir artış trendine girmesidir. Her ne kadar 2004’de bir miktar gerileme olsa da 2005 yılında aynı seviyeye ulaşılabilmiştir. Sektörler itibariyle en yüksek artış oranının madencilikte, en düşük artışın ise hizmetler sektörü yatırımlarında yaşandığı görülmektedir. En fazla yatırım ise imalat sektöründe gerçekleşmiş, bunu hizmetler sektörü izlemiştir. Bölgeler itibariyle yatırımların seyrine baktığımızda, her zaman olduğu gibi en çok yatırımın Marmara Bölgesine yapıldığı, Doğu Anadolu Bölgesinin de, yatırımlardan en az nasiplenen bölge olduğu fark edilir. Türkiye’de son dönemde yapılan yatırımların türüne göre inceleme yaptığımızda, komple yeni yatırımların en büyük paya sahip olduğu, onu tevsii ve tamamlama yatırımlarının izlediği, en düşük yatırımın ise kalite düzeltme kategorisinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır.

tchayat november 200629

Türkiye’nin yatırım karnesine kamu yatırımları açısından baktığımızda, 2000’li yıllarda genel olarak istikrarsız bir seyrin olduğu anlaşılır. Devlet Planlama Teşkilatı’nın verileri ışığında, kamu yatırımları 2001’de bir önceki yıla göre yüzde 30 azalarak, 13.5 katrilyon, 2002’de 15.6 katrilyon, 2003’de yüzde 33 azalarak 10.5 katrilyon, 2004 yılında ise aynı seviyeyi koruyarak yine 10.5 katrilyon olarak gerçekleşmiştir. Kamu yatırımlarında ciddi artışların sağlanmamasının, kamu finansma nındaki sıkıntılardan ve bütçedeki borçlanma ve faiz giderlerinin yüksekliğinden kaynaklandığı bilinmektedir. Ulusal bütçemizin halen büyük bölümü iç ve dış borç ve faiz ödemlerine gitmektedir. Kamu yatırımlarının, özel yatırımları tetikleyen ve özel yatırımlara zemin hazırlayan bir yatırım türü olduğunu düşünürsek, ülkemizin bu alanda bir an önce etkili bir yatırım hamlesini başlatmasının gereği ortay çıkar.
 
Incelememize yabancı sermaye yatırımlarıyla devam ettiğimizde, bu alanda kayda değer gelişmelerin yaşandığını görürüz. Türkiye, son yıllarda yabancı sermaye konusunda, önceki dönemlerle kıyaslandığında büyük atılımlar yapmıştır. T.C. Merkez Bankası’nın bilgilerine dayanarak şunu söyleyebiliriz: 2002’de 622, 2003’de 745, 2004’de 1.291, 2005’de 8.551 ve 2006’nın ilk altı ayında 7.381 milyon dolar doğrudan yabancı sermaye girişi gerçekleşmiştir. 2003 yılından sonra ülkemiz yabancı sermayeyi çekme konusunda deyim yerindeyse şeytanın bacağını kırmış gözükmektedir. Türkiye son iki yılda, önceki dönemlerde gerçekleşen tüm yabancı sermaye yatırımından daha fazlasını ülkeye çekebilmeyi başarmıştır. Siyasi iktidarın bu konudaki kararlılığı ve kurumsal ve yasal zeminlerde attığı emin adımlar, bu önemli sıçramayı sağlayabilmiştir.
 
Bilindiği üzere doğrudan yabancı sermaye yatırımları bütün dünyada, ekonomik gelişme ve büyüme hedeflerinin gerçekleştirilmesi için gerekli önemli araçlardan bir tanesi olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle, günümüzde yabancı sermaye ve ekonomik gelişme arasındaki ilişki ekonomik içerikli yazılarda oldukça fazla işlenen bir konu haline gelmiştir. Çeşitli ekonomik kavramlar arasındaki karşılıklı ilişkiler ağı incelendiğinde yabancı sermaye yatırımlarının ülke ekonomisi için önemi daha açık olarak ortaya çıkmaktadır, Şöyle ki;
 
- Dış ticaretin büyüme ve gelişme üzerindeki olumlu etkisi genel kabul görmüş ve ülkelerin ekonomi politikalarını yönlendirmiştir. Mal ve hizmetlerin yabancı pazarlara taşınmasını sağlayan yabancı sermaye yatırımları ise, dünya ticaretinin yönünü, kompozisyonunu ve hacmini belirleyen uluslararası üretimi organize etmektedir.
 
- Yabancı sermayenin büyüme ve kalkınmaya olan olumlu etkisi yabancı sermaye yatırımlarına ilişkin politikalarda kendisini göstermektedir. Öte yandan, ticaret ve ticaret politikaları yabancı sermaye yatırımlarının kompozisyonu, yönü ve büyüklüğünü etkilemektedir.

tchayat november 200626

-Yabancı sermayeye karşı, II. Dünya Savaşı sonrasında oluşan olumsuz tavır 1980’li yıllarda ortadan kalkmış, ülkeler yaşadıkları borç krizinin de etkisiyle dış piyasalardan borçlanmaktansa, yabancı sermaye yatırımlarına yönelmişlerdir.
 
-Bu gelişmeye paralel olarak, fikri mülkiyet hakları, hizmet sektörü, yatırımların sigortalanması, anlaşmazlıkların çözümü, istihdam, yabancı sermayenin teşviki konuları uluslararası düzeyde ele alınan konular haline gelmiştir.

tchayat november 200620

Dünyada yabancı sermaye hareketlerine bakıldığında, Türkiye’nin son yıllarda yaptığı atağa rağmen oldukça gerilerde kaldığı görülür. 2004 yılında en çok yabancı sermaye çeken ülkelerin başında ABD 95.9 milyar dolarla birinci sırada yer almaktadır. Ingiltere 78.4 milyar Dolarla ikinci, Çin 60.6 milyar dolarla üçüncü sırada gelmektedir. Bu ülkeleri, sırasıyla Lüksemburg (57.0), Avustralya (42.6), Belçika (34.1) Hong Kong (34.0), ve Fransa (24. 3) izlemektedir. Türkiye 2004 yılına ait bu sıralamada 2.7 milyar dolarla 35’inci olabilmiştir. Fakat yukarıda gösterildiği üzere 2005 (8.5) ve 2006 (ilk altı ay 7.4) rakamları baz alınacak olursa ülkemizin üst sıralara doğru yükselişe geçtiği anlaşılır. Yabancı Sermaye Derneği’nin (YASED) bu verileri bize cesaret aşılamaktadır. Bu olumlu gelişmeyi yabancı sermayeli şirket sayısındaki düzenli ve gittikçe hızlanan artışlara bakarak da anlamak mümkündür. Hazine Müsteşarlığı’nın verileri bize bu yılın ilk altı ayında geçen yılın aynı dönemine göre yabancı sermayeli şirket sayısında yüzde 21 artış yaşandığını bildirmektedir. 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 17 Haziran 2003’den 31.08.2006 tarihleri arasında kurulan yabancı sermayeli şirket sayısı, o döneme kadar kurulan toplam şirket sayısına göre yüzde 139.6 olarak gerçekleşmiştir. Yabancılar ülkemizde özellikle, toptan ve perakende ticaret, imalat sanayi, gayri menkul kiralama, iş faaliyetleri gibi alanlarda yoğunlaşmaktadır.
 
Bu arada tabiri caizse elin oğlu da boş durmamaktadır. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Örgütü (UNCTAD)’ın “Dünyada Doğrudan Yabancı Yatırım Girişleri (1991-1996)” adlı raporuna göre, Ingiltere’nin 1991-96 yıllık ortalama yabancı sermaye girişi 16.5 milyar dolar, Fransa’nın 18.4, Avustralya’nın 6.2 ve Çin’in 6.0 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bunların hemen yukarıda sunulan 2004 verileri dikkate alınırsa, ülkelerin yabancı sermaye çekme yarışında nasıl bir efor sarf ettikleri daha iyi anlaşılır.
 
Güçlü Türkiye’nin Olmazsa Olmazı: Yatırım”
 
Kim ne derse desin Türkiye, büyük hedeflerin ülkesidir. Uluslararası vizyonu olan ve dışa açık bir ülke durumundaki Türkiye, akılcı yatırım politikaları ve dengeli kalkınma programlarıyla büyümesine ivme kazandırabilecek güçtedir. Yaşadığımız coğrafya, tarihi birikimimiz ve devlet geleneğimiz, ülke olarak hinterlandımız, sahip olduğumuz genç, dinamik ve eğitimli nüfusumuz ile yer altı ve yer üstü kaynaklarımız bize, gelecekte daha büyük ve daha müreffeh Türkiye’yi kurma yönünde gereken kuvveti ve cesareti vermektedir. Bugünün yürüyen orduları artık, askerler değil, girişimciler, iş adamları, tüccarlar, bilim adamları, yöneticiler ve teknik uzmanlardır. Zenginlik ve güç, teknoloji ve sermayeden geçmekte, ancak, her şey dönüp dolaşıp insanda başlamakta ve insanda bitmektedir. Bir ülkenin asıl gücü, iyi yetişmiş, kendine ve milletine güvenen, motive edilmiş ve hedefleri olan insan kaynağıdır. Devlet-millet bütünleşmesi, bu büyük gücün fitilini ateşlemeye yetecektir.
 
Türkiye son yıllarda iyi bir büyüme trendi yakalamış gözükmektedir. 2006’nın ilk altı ayında büyüme hızı Türkiye Istatistik Kurumu’nun verdiği bilgiye göre yüzde 7.5 olarak gerçekleşmiştir. Ekonomi bu oranda büyüdüyse, bu ülkede üretim artışı olmuş demektir. Ihracatta patlama olmadı, fakat, ihracatın düzenli bir biçimde artması önemli bir üretim talebi yaratıyor. 2006 yılının yüzde 7’lik bir büyümeyle kapatılması, 2007 için ümitleri yenilemekte ve yatırımlar için güven vermektedir.

tchayat november 200631

Bugün uluslararası piyasalarda yüz milyarlarca dolar paraya yön veren yatırımcılar ve fon yöneticileri, yeni bir yatırım adası keşfetmişlerdir. Bu yeni ülke Türkiye’dir. 2005 ve 2006 yıllarında dünyada yabancı sermaye artışı bakımından dikkat çeken bir performans sergileyen ülkemiz, aynı kararlılığı ve istikrarı sürdürebilirse, yakın gelecekte, yıllık 30-40 milyar dolar gibi büyük yabancı sermaye rakamlarının girişini görebileceğiz. Türkiye, The Economist dergisine göre, bu yıl yükselen piyasalar arasında en çok doğruda yabancı sermaye çeken 7’inci ülke oldu. Dergide batılı uzmanlar, 2010 yılına kadar Türkiye’nin daha da yukarılara tırmanacağını vurgulamışlardır. Türkiye, uluslararası borsalar arasında son üç ayda sağladığı yüzde 13.76 artış oranıyla,Almanya’dan sonra dünya ikincisi olmuştur. Bunların yanı sıra ülke içindeki kamu ve özel sektör yatırımlarını hızlandıracak ekonomik, mali ve idari önlemler ve kolaylıklar zamanında ve rasyonel bir şekilde hayata geçirilirse, Türkiye hem dışarıdan, hem de içeriden aldığı bu güçle yoluna daha hızlı ve emin adımlarla devam etme imkanına kavuşacaktır.
 
Uluslararası rekabet sıralamasında 2005 yılı itibariyle 12 sıra birden yükselerek 59’uncu olan Türkiye’nin yeri elbette bu değildir. Küresel yabancı sermayeyi çekebilme ve ülke içinde bu sermayeyi tutabilme başarısı oranında ülkemiz, yeni teknolojiler ve mali açıdan taze kan akışıyla rekabet gücünü katlayarak geliştirme kapasitesine ulaşacaktır. Türkiye, enflasyonu indirme politikasıyla makro alanda istikrarı sağlarken, ekonomisini daha sağlam temellere oturtma eşiğine gelmiş durumdadır. Yabancı sermaye yatırımlar için, Çin, Hong Kong, Singapur, Belçika, Lüksemburg, Ingiltere kadar olmasa da, önceki dönemlere göre cazip imkanlar sunan ülkemizin Avrupa Birliği yolunda attığı adımlarla, uluslar arası referansını ve imajını gittikçe daha olumlu bir hale getirmektedir.
 
Yatırım konusu, bazı olumlu gelişmelere rağmen, Türkiye ekonomisinin dün olduğu gibi bugün ve yarın da en önemli sorunları arasında yer almaktadır. Bu konu, böylesine önem taşımasına ve ülkemizin yerli ve yabancı yatırımcılara ve akılcı yatırımlara şiddetle ihtiyacı olmasına karşın, amaçlanan hedeflere henüz ulaşılabildiğini söylemek güçtür. YASED’in araştırmasına göre, Türkiye’nin yatırım çekememesinin ve yatırımların istenen düzeyde gerçekleşememesinin nedenleri özellikle geçmiş yıllar için aşağıdaki gibi sıralanabilir:
 
1. Uzun yıllar süren ekonomik ve siyasi istikrarsızlık,
2. Mevzuatın karmaşıklığı, aşırı bürokrasi ve kırtasiyecilik,
3. Hukuku ve adalet sistemindeki aksaklıklar,
4. Önemli bir bölümü kayıt dışı ekonomide kaynaklanan rekabet ihlalleri,
5. Vergi oranlarının yüksekliği ve sistemin karmaşıklığı,
6. Yüksek girdi maliyetleri,
7. Özelleştirme uygulamalarında ilerlemenin uzun dönem boyunca sağlanamaması,
8. Gümrüklerde tarife dışı engeller,
9. Fikri ve sınai mülkiyet haklarının yeterince korunmamamsı,
10.Uluslararasında rekabet edemeyen bir vergi ve teşvik sistemi.

tchayat november 200630

Bütün bu analizlerden sonra, Türkiye’de yatırımları çekmek, iç ve dış yatırımları hızlandırmak ve ülke kalkınmasına ivme kazandırmak için yapılması gerekenler ise şu şekilde sıralanabilir:

tchayat november 200628

1. Kayıt dışı ekonominin asgariye indirilmesi,
2. Karmaşık durumda olan vergi sisteminin sadeleştirilmesi,
3. Kurumlar ve gelir vergisinin indirilmesi,
4. Istihdam üzerindeki yüklerin azaltılması,
5. Fikri ve sınai mülkiyet haklarının korunması,
6. Gümrüklerde yaşanan tarife dışı engellerin ortadan kaldırılması,
7. Teşvikler ve vergi konusunda yatırımcı çekmek amacıyla kullanılan mekanizmaları geliştirmek,
8. Türkiye’de yatırım yapılacak alanların haritalarının çıkarılması,
9. Yapılacak yatırımlara ülke ölçeğinde bütünsel bir sistem mantığıyla yaklaşılması,
10. Özellikle kamu yatırımlarında mekan ve sektör boyutunun yeterince dikkate alınması,
11. Yatırım Promosyon Ajansının kurulması,
12. Ulaşım alt ve üst yapısının ülke genelinde hızla yeterli ve modern bir düzeye getirilmesi,
13. Enerji alanında ciddi projeler ihtiyacı olan Türkiye’de enerji yatırımlarına özel önem verilerek, gelişmenin ana dinamiğini sağlıklı kılması ve gelecekte olası bir enerji darboğazının önüne geçilmesi,
14. Adli sistemin etkin işleyişinin ve yasaların yaptırımının sağlanması,
15. Türkiye’nin bölgesinde bir enerji ve ulaşım köprüsü olması yönünde rasyonel adımların atılması,
16. Yatırımları teşvik için devlet yardımlarının daha etkin, rasyonel ve gelişmeyi ateşleyici bir sistemle gerçekleşmesi,
17. Türkiye’deki işletmelerin yüzde 99’unu, istihdamın yaklaşık 1/3’ünü oluşturan Küçük ve Orta Ölçekli Işletmelerin (KOBI), yatırım ve istihdam kapasitelerini geliştirici önlemlerin alınması ve bu doğrultuda gereken desteğin daha etkin olarak sağlanması, KOBI’lerin gücü ve potansiyelinin iyi değerlendirilmesi
18. Ihracatın kolaylaştırılması ve girişimcilere bu konuda daha çok destek verilmesi,
19. Yurt dışındaki tüm temsilciliklerimizin, yatırımcı ve ihracatçılarımıza gereken yardım ve desteği sağlaması,
20. Türkiye’nin yurt dışında daha etkin ve yaygın olarak tanıtılması,
21. Ar-Ge yatırımlarına hız vererek, teknoloji üreten bir ekonomiye sahip olmak,
22. Vergideki kayıp ve kaçakların azaltılması ve devlet yarınları için daha elverişli kaynaklara ulaşılması,
23. Kamu arazilerinin tahsisinin sağlanması ve yatırımların bu yönüyle de kolaylaştırılması,
24. Yarı iletkenler, telekomünikasyon ekipmanları, bilgisayar ekipmanları, ilaç, otomatik bilgi işlem makineleri, doğal gaz, elektrik makine ve cihazları, elektrik iletim aygıtları, biyoteknoloji, ileri elektronik, robotik teknoloji, alternatif enerji kaynakları kullanan ekipmanlar gibi yeni yatırım alanlarına yatırımların yönlendirilmesi,
25. Kırsal kalkınma için özel yatırım planlarının ve projelerinin hayata geçirilmesi ve kalkınmanın bölgeler ve yöreler itibariyle dengeli hale getirilmesi,
26. Çok önemli bir sorun olan cari açığın kapatılmasına hizmet etmek üzere ihracatı artıracak, ithalatı azaltacak yatırımların öncelenmesi,
27. Ülke kaynaklarının en doğru biçimde yeniden tespit edilmesi ve kaynakların en rasyonel ve verimli yöntemlerle değerlendirilmesi,
28. Girişimciliğin özendirilmesi ve girişimcilere yönelik yeni destek ve etkinliklerin gerçekleştirilmesi,
29. Ulusal mukaveleye dayalı şeffaf ve çağdaş bir sanayileşme planına geçilmesi,
30. Faiz ve rant eksenli ekonomik yapıdan, yatırım ve üretim eksenli, gerçekçi, üretken ve reel katma değeri yüksek ekonomik yapılanmaya gidilmesi.
Evet, kaybedilen yıllar ve kat edilemeyen yollar ortadadır. Bundan sonra yapılması gereken, geçmişin hatalarından gereken dersleri alarak, yanlışlardan kurtularak ve doğrulara odaklanarak yola yeni bir şevkle ve enerjiyle çıkmaktır. Devlet-millet bütünleşmesi ve isabetli bir yol haritasıyla, kalkınma yarışında ivme kazanmamız ve küresel rekabette öne çıkmamız mümkündür. Bunun için gereken kaynaklara ve olanaklara sahibiz. Esas yapılması gereken Türkiye’nin önünü açacak siyasi ve iktisadi kararların ve politikaların vakit geçirilmeden alınması ve kararlılıkla uygulanmasıdır.

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_ABOUT_AUTHOR

Prof. Dr. Bekir Parlak