Hasankeyf

tchayat tarafından yazıldı. Aktif .

hs1

İlk çağlardan beri bir çok kavmin gözbebeği ve merkezi olan Hasankeyf, bir çok kültür ve medeniyetin izlerini üzerinde taşamaktadır.Ortaçağ sonlarına kadar Mezopotamya ile Anadolu'nunkesişim noktasında ticaret ve ekonomik açıdan önemli bir merkezdi;Hasankeyf.Yüzlerce cami, kilise, saray ve şehir kalıntısıyla günümüzeulaşan Hasankeyf sorumsuz yönetim, eğitimsiz insanlar eliyle asırlardır yağmalanıyor.Halkın mağaralarda yaşıyor olması, fakirlik ve ilkellik belirtisi zannedilerek alelacele küçük beton evlerden oluşan konutlar tarihsel kent üzerine yapılarak pek çok anıt yok edilmiştir.

Arkeolojik çalışmalarında yeterince yapılmadığı herşeyi ile üzerimizde bir sorumluluk olarak duran bu şehir restore edilip dünya insanlığına bir kültür mirası olarak sunulmalıydı. Bu doğa harikası şehir artık yorgun ve hüzünlü. Hala doğal yapısını koruyan belki dünyanın nadir kentlerinden "Hasankeyf" Ilısu Barajı gölünde kaybolacağı günü bekliyor. Belki de bizim kültür miraslarımıza karşı yaptığımız ayıplardan birini örtmek için.

hasankeyf 2

Her köşesinde değişik medeniyetlerin ortaya çıktığı, binlerce mağarası ile bir çok kültüre beşiklik etmiş Hasankeyf'te çocukların da sevgi dolu kalpleri biraz buruk, fakat ışıl ışıl gözleri, koşup oynadıkları tarihi mekanların Dicle sularıyla barışacağı günleri beklemenin umudu ile bakıyor. Eski çağlardan beri iskan yeri olarak kullanılan mağaraları, nehre inen gizli su yolları, iyi korunan yekpare taştan ve muhteşem kapılarıyla KALE'si, Artuklular döneminde Fahrettin Kararslan tarafından yaptırılan döneminde dünyanın en muhteşem yapısı açılıp kapanma özelliği ile Dicle'yi aşan beş kemerden oluşan KÖPRÜ'sü, alçı süsleme ve kitabeleriyle Eyyubilerin Hasankeyf'teki ilk eseri olan ULU CAMİ'si, 1400'lü yılların başında Dicle'nin kıyısına Eyyubi sultanı tarafından yaptırılan mabedin kalıntıları yanındaki minare hala geçmişi haykırıyor. Taşta dile gelen ayetler, süsler ve kitabeler sanatın zirvesinden bir nefes gibi bize sesleniyor.
hasankeyf 3

Hasankeyf, insanlığın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Mezapotamya bölgesindedir. Hem içinden Dicle nehrinin akıp gitmesi, korunmaya müsait coğrafi yapısı, mesken olarak kullanılan binlerce mağarası hep dikkatleri çekmiş ve çağlar boyunca stratejik önemini korumuştur. Yekpare taştan meydana gelen kalesi nedeniyle “Hısn Keyfa” adını almıştır. Ancak başka isimler de kullanıldığı bilinmektedir.

ANTİK DÖNEMDE HASANKEYF
Milattan önceki dönemlerde Hasankeyf’in ne gibi tarihi gelişmelere sahne olduğu, kimlerin burada hüküm sürdüğü tarihin karanlık sayfalarından biridir.

BİZANS DÖNEMİNDE HASANKEYF
Miladi ilk asırlarda Hasankeyf, Bizanslılarla Sasaniler arasında el değiştirmiş. Zaman zaman Bizanslıların zaman zaman da Sasaniler’in elinde kalmıştır. Miladi dördüncü asrın ortalarında Hasankeyf’e sağlam bir kale yapan Bizanslılar, hemen hemen burayı bir daha Sasaniler’e hiç kaptırmamışlardır. Bizansın hakimiyeti Müslümanların burayı elegeçirdiği 7. Asrın başlarına kadar sürmüştür.

İSLAM DÖNEMİNDE HASANKEYF
Müslümanlar burayı ikinci halife Hz.Ömer döneminde M.638. yılında fethettiler. Halifeler döneminin ardından sırası ile Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler ve Osmanlılar buraya hakim oldu.
hasankeyf 4

Hasankeyf, tarihi önemini Artuklular’ın M.S.1101 yılında buraya hakim olması ile kazandı. Bu tarihten itibaren o günkü ismi ile HISN KEYFA, ortaçağın önemli şehirlerinden biri oldu. Hasankeyf’i Artuklular’dan alan (M.1232) Eyyubiler, henüz bölgeye tam hakim olamadan Moğol istilası ve harabiyeti ile karşılaştı. Bircok yerleşim yeri gibi burası da altüst oldu. Eyyubiler, Moğol şokunu atlattıktan sonra 14. Asrın başlarından itibaren Hasankeyf’i yeniden imar etmeye başladı. Özellikle bugün Hasankeyf’te bulunan birçok eserde imzası bulunan Eyyubiler’in, Sultan Süleyman zamanında bu imar faaliyeti zirveye ulaştı. Hasankeyf, Eyyubiler zamanında tarihinin en parlak dönemlerinden birini yaşadı. Nihayet Osmanlılar’ın gücüne karşı direnemeyen, Safeviler’in baskıları ve iç hesaplaşmalarla iyice yıpranan Eyyubiler, 1515 yılında burayı Osmanlılar’a bıraktı. Bu tarihten itibaren ticaret yollarının değişmesi ve doğudan gelen göçlerin azalması gibi faktörler şehrin tarihi önemini kaybettirdi. Ancak bütün ihmallere ve tabii tahribata rağmen birçok eseri günümüze ulaştırdı. Şimdi kısaca bu eserlerden bazılarına değinelim.

KALE
Kalenin eski çağlardan beri bir iskan yeri olarak kullanıldığı mağara yapılardan anlaşılmaktadır. Ancak kale olarak kullanılmaya başlanması Bizanslılar dönemine rastlamaktadır. Yekpare taştan olması nedeniyle çok korunaklı olması, üzerinde birkaç tarihi eserin olması, gizli yollarla nehre inilmesi ve kaleye çıkan yol üzerindeki zarif, muhteşem taş kapısıyla dikkatleri çekmektedir.

Kalenin dikkate değer özelliklerinden biri de, gerek Artuklular gerekse Eyyübiler döneminde buraya su çıkarılmış olmasıdır. Asırlarca kale bu su ile hayat bulmuş. Bu suyun kesildiği olağanüstü zamanlarda kalenin kuzeyinde yer alan merdivenli yollarla nehirden su alınmış. Kalenin tarihlerde silah zoru ile ele geçirildiği yazılmıyor.

KÖPRÜ
Tarihi kaynaklarda köprünün 1116 tarihinde Artuklu Fahrettin Karaaslan tarafından yapıldığı yazılı. Ancak Hasankeyf 638 yılında Müslümanlarca fethedildiği sırada bir köprüden bahsedilmektedir. Bu nedenle köprünün antik bir temel üzerinde yapılmış olması ihtimal dahilindedir.
hasankeyf 5

Kemer açıklılkları itibariyle ortaçağda yapılan taş köprülerin en büyüğüdür. Ortadaki büyük kemeri taşıyan iki orta ayağın arasındaki açıklık 40 metredir. Doğu ve batıdaki küçük kemerler dışındaki ortadaki büyük kemerler tamamen yıkılmış durumda.

EL-RIZK CAMİİ
Dicle nehrinin doğusunda köprü ayağına yakın bir mevkide yer alır. Portal girişindeki kitabeden eserin, 1409 yılında Eyyubi Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. Bugün camiden sadece minare sağlam kalmış. Kısmen yıkılmış portal giriş kapısında yer alan kitabenin altında bitkisel süsler arasında Allah’ın doksan dokuz ismi yazılmış. Camiin önemli özelliklerinden biri de cami minaresinin çift yollu olmasıdır.

SULTAN SÜLEYMAN CAMİİ
Minare şerefeden itibaren bilinmeyen bir tarihte yıkılmış. Minare, kuşaklara ayrılmış, kuşaklar farklı bitkisel süslerle bezenmiş. Ayrıca minare kaidesinde yer alan kufi yazılar, esere başka bir güzellik kazandırmış.

ZEYNEL BEY TÜRBESİ
Kısa bir süre Hasankeyf’te hakim olan Akkoyunlular’a ait tek eserdir. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel Bey’e ait olduğu üzerindeki kitabeden anlaşılmaktadır. Türbenin silindirik gövdesi üzerinde turkuvaz ve lacivert sırlı tuğla ve kuşaklar oluşturulmuş. Bu kuşaklarda sıra ile "ALLAH, MUHAMMED ve ALİ" isimleri hayranlık verici bir şekilde yazılmıştır. İçeriden sekizgen bir özellik arzeden yapının mezar bölümü açılmış. Hasankeyf'teki birçok eser gibi yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya. Kendi türünün Anadolu'daki nadir örneklerinden olan türbenin, Hasankeyf'teki diğer eserlerle beraber koruma altına alınması ve restore edilmesi gerekir.

KALEDEKİ ULU CAMİ
Eyyubiler’in Hasankeyf’teki ilk eseridir. 1325 yılında bir kilise kalıntısı üzerine inşa edilmiş. Yapı gibi minaresi de genellikle moloz taşlardan yapılmıştır. Minarenin kuzeyinde bulunan alçı süsleme ve kitabe dikkate değer. Cami minberinden günümüze ulaşan ahşap kitabe, yazısı ve oyma süsleri ile günümüze ulaşan nadir parçalardardan biridir.

KÜÇÜK SARAY
Kalenin kuzey-doğu ucunda bulunmaktadır. Saray, aşağıdan itibaren yontulmuş kaya kütlesi üzerinde inşa edilmiş. Eyyubilerin Hasankeyf’teki ilk eserlerinden biridir.
Kuzeye bakan cephedeki pencerenin üstünde iki aslan kabartması, bu kabartmaların ortasında kufi levhalar yer almaktadır. Sarayın kuzey ve batı cephelerinde alçı süslemelerin izlerine rastlamaktadır.

BÜYÜK SARAY
Kalenin kuzeyinde Ulu Camiinin altında yer almaktadır. Büyük ölçüde yıkılmış ve göçükler altında kalmıştır. Yapının en önemli özelliği, binadan bağımsız, giriş kapısının karşısında diktörtgen bir kulenin yükseliyor olmasıdır. Burası kesme taşlardan örülmüş, köprüden olduğu gibi taşlar madeni kromplarla birbirine kenetlenmiştir. Burasının gözetleme kulesi veya yıldırımlık görevi gördüğü tahmin ediliyor. Genel özelliklerinden dolayı Artuklular'a ait olduğu tahmin ediliyor.

İMAM ABDULLAH ZAVİYESİ
Betonarme köprünün batı yakasındaki tepecikte yer alır. Hz. Muhammed'in Cafer-i Tayyar'ın torunu İmam Abdullah'a ait olduğu bilinmektedir. Eser asli yapısını koruyamamış, sık sık tadile uğramıştır. Kubbenin bitişiğindeki minare amaçlı kullanılan kule, kısmen harap olmuştur. Kubbenin girilş kapısındaki kitabeden, Eyyubiler tarafından tamir edildiği anlaşılmaktadır.

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_MORE_ARTICLES