Mali Gündem

Ömer Kalın tarafından yazıldı. Aktif .

düşük enflasyona

Alışabilecek miyiz?

Ülkemizde uzun yıllar üç haneli yüksek enflasyonla birlikte yaşadık. Hiper enflasyonları gördük.Yine üç haneli faiz oranlarını gördük. Hiç çalışmadan, hiç üretmeden, terlemeden, işçisiyle, vergisiyle uğraşmadan, birkaç gecede servetine servet katan insanları tanıdık.

Tabi ki yine bir kaç gecede servetini kaybeden, iflas eden işadamlarını da tanıdık. Aldığı bir malı ikinciye yine aynı fiyattan satın alamayan esnafı ve ayda iki üç kez değişen fiyat listelerini gördük. Senelerce esas amacı kulanım olan ve kullanıldıkça değer kaybetmesi gereken otomobillerin durduğu yerde enflasyon sebebiyle değer kazandığını hatta yatırım aracı olarak görüldüğü günleri yaşadık. Bol sıfırlı paraları saydık yıllarca. Sıfırları hesap makinelerine, bilgisayar programlarına, defter ve belgelere sığdırmakta zor anlar yaşadık. Ülkemize has özel iki sıfırlı üç sıfırlı tuşlar icat ettik. Yıllar içinde enflasyon artışları ve faiz gelirleri önemli bir kitle için sürekli geçim kaynağı oldu. Sonuç olarak ülkemiz ekonomisi iflas etmiş ülkeler ile aynı listelerde yerini aldı.

Evet artık enflasyon oranı tek rakamlara düştü. Faiz oranları ise enflasyon oranını yakalamak için çalışıyor. Malların fiyatları durduğu yerde artmıyor. Bir-iki yıl önceki liste fiyatları ile eşya satın almanız mümkün. Bir-iki senede köşe dönmeler kısa zamanda çok para kazanmalar artık yok. Artık az çalışıp çok para kazanmak hiç yok. Yine çok yüksek kar marjlarıyla iş yapmak da artık yok. Artık çok kısa sürede büyüyüp karşımıza çıkan holdingleri de göremeyeceğiz. Devlet kadrolarına artık binlerce insan işe alınmayacak. Artık bir kişinin yapması gereken işi gerçekten bir kişi yapacak. Devletin sırtından çalışmadan yatarak maaş alma zamanı sona erecek. İşletmeler artık yüzde 3-5 lik kârlara razı olacak. Artık eskisi gibi yüzde 20-25’lik kârları unutmak zorunda. Tabi buna paralel olarak devlette vergi açısından işletmeleri böyle kabul etmek zorunda. Yani işletmelerden ezbere yada zorla yüzde 20-25’lik kâr oranlarıyla vergi istemeyecek. Devlet de yüzde 2-3’lük kârlara razı olmak zorunda. Devlet için kolay olmayacak ama gerçek bu.

Peki biz bundan sonra nasıl çalışmadan, üretmeden, az çalışarak, terlemeden, kendimizi zorlamadan zengin olacağız? Hem de bu kadar alışmışken? Maalesef olamayacağız. Artık o dönem bitti. Değişen gerçekler ile beraber kendimizi ve firmalarımızı bu gelişime ayak uydurmalıyız. Yüksek kâr marjı ile mal satamayan firmalar, düşen satış kârlarına karşılık maliyetlerini ve giderlerini mutlaka kontrol etmeli, sabit giderlerini tekrar gözden geçirmeli.

Planlamalar tamamen uzun vadeli olmalı. Kısa vadede hiçbir yatırım planın getirisinin olmayacağını bilmeli. Fiyatların artmadığı bu dönemlerde gereksiz mal stokuna girmemeli, stoklarını minimum seviyede tutarak finansman maliyetini en aza indirmeli. Firmalar kendilerini revizyona tabi tutmalı.

Üretim, planlama, personel, pazarlama, muhasebe kısacası tüm departmanları ile birlikte revizyondan geçmeli. Kalite kontrol sistemleri geliştirilmeli ve daha çok önem verilmeli. Daralan ekonomilerde rekabet daha zor olduğundan rakip firmalar ile rekabet edebilmek için kaliteli mal üreten firmaların şansları rakiplerine göre mutlaka daha çok olacaktır.

Üretimde kalite birinci hedef olmalı, çalışan personelin kalifiye olmasına dikkat edilmeli, personel bu açıdan tekrar gözden geçirilmeli. Firmalar kendi bünyelerinde eğitim faali-yetlerini başlatmalı. Dışarıdan işin uzmanı olan kişilerden üretim, kalite kontrol, pazarlama gibi tüm departmanlar için eğitimler alınmalı. Firmalar geleneksellikten vazgeçmeli. Alternatif ürünlere yönelmeli. Katma değeri yüksek ürünleri tercih etmeli. Bunun içinde Ar-ge faaliyetlerine önem vermeli. Firmalar küçük de olsa bünyelerinde bu departmanı mutlaka kurmalı. Dünya ekonomisinde söz sahibi dev firmaların maliyetlerinin içinde en fazla payı araştırma geliştirmeye ayırdıkları unutulmamalı.

İhracat üretici firmaların en büyük hedefi olmalı. Her firma ürünü ile ilgili mutlaka yurt dışında pazar aramalı. Bünyelerinde dış ticaret departmanı kurmalı, yabancı dile önem vermeli, her firmada yabancı dil bilen en az bir eleman olmalı. Yurt dışına açılacak bir kapı, yapılacak bir ihracat, zor durumda kalmış firmanın kurtuluşu olabilir.

Teknoloji takip edilmeli. Üretici firmalar konuları ile ilgili en yüksek teknolojiye sahip olmak ve onu maksimum şekilde kullanmak ve bu şekilde daha fazla fayda sağlamak zorundalar. Yine aynı şekilde iletişim araçlarında teknolojik gelişmeler takip edilmeli ve değişen iletişim kolaylıklarından istifade edilmeli. Markalaşmaya önem verilmeli. İşletmeler kendi markaları ile piyasada var olmaya çalışmalı. Bunun için gerekli harcamalardan kaçınmamalı. Ulusal ve uluslararası fuarlara mutlaka katılmalı. Gerek stand açarak gerek ziyaretçi olarak fuar organizasyonlarında mutlaka yer alınmalı.

Enflasyonun ve faizlerin düşmesi ile işler açılmadı. Aksine piyasalar daraldı. İnsanların alım güçleri azaldı. Yani enflasyon ve faizdeki düşüş göstergelere hemen yansıdı ama piyasalara yansımadı. Çünkü enflasyon düşüklüğünün neticeleri uzun dönemde görülecek, kısa dönemde böyle bir beklenti içine girmemiz yanlış olur. Bunun için sabırlı olmamız, kendimizi ve firmalarımızı değişikliklere paralel olarak yenilememiz ve eskisine göre daha çok çalışmamız, daha çok üretmemiz gerekiyor.

Üretim kapasitesi artmış, yarın endişesi olmayan, ekonomik güven ortamında uluslar arası rekabet ile başa çıkabilen ve dünyaya açılabilen işletmeleri görmek mümkün olacak.

Saygı ve sevgilerimle