Блог http://webekm.com/ и още нещо.

İşletmelerimizin Ömrü

tchayat tarafından yazıldı. Aktif .

img650

İşletmeler, özellikleri itibariyle birer canlı varlıktır. Onlar da doğarlar, büyürler, gelişirler ve zamanla entropiye karşı koyamayarak yaşam sahnesinden çekilirler. İşletmelerin yaşam koşulları, gerçekte doğadaki yaşam koşullarından çok farklı değildir. Çevresel değişkenler ile örgüt içi ve örgüt dışı koşullar, işletmeleri doğrudan ve dolaylı olarak etkilemektedirler.  Her gün değişebilen ve değişim hızının gittikçe arttığı bir ortamda, işletmelerin sağlıklı bir bünyeye sahip olarak gelişmeleri ve hayatiyetlerini sürdürmeleri, onların önündeki kritik değer ifade eden en önemli konudur.

İşletmelerin ömürleri, içinde bulundukları koşullara ve değişime ne ölçüde ayak uydurabildiklerine bağlı olarak değişmektedir. Değişime kolay adapte olabilen, esnek bir organizasyon yapısına sahip, kurumsallaşmış ve çağdaş yönetim tekniklerine ve uygulamalarına kucak açmış işletmelerin daha uzun ömürlü oldukları ve entropi eğilimini (bozulma ve yok olma eğilimi) kırdıkları bilinmektedir. Uzun ömürlü işletmeler, dünü, bugünü, ama özellikle yarını iyi bilen ve bildiklerini iyi değerlendirebilen organizasyonlardır. Gelecek perspektifli olmayan ve kurumsal alt yapısını rasyonel şekilde kurmayan işletmelerin başarılı olmaları, daha da önemlisi başarılarını kalıcı kılmaları mümkün gözükmemektedir. Başarıları kalıcı kılmadan hayatta kalmak gün geçtikçe zorlaşmaktadır. Elde edilen kazanımların ve başarıların süreklilik kazanması ise büyük ölçüde sistem kurmaya ve bu sistemi etkinlikle

çalıştırmaya bağlıdır. El yordamıyla ve geleneksel yöntemlerle, iptidai bir biçimde işlerin yürümesi, bu çağda eskisi kadar kolay olmayacaktır. Değişim parametrelerinin devamlı olarak arttığı günümüzün olağanüstü koşullarıyla baş edebilmek, çağın gerektirdiği donanımlara sahip olmakla, gerekli modelleri ve sistemleri kurmakla ve sistemi sürekli geliştirmekle mümkündür. Yeni yüzyılın başında olduğumuz şu dönemde, bu zamana kadar benzeri görülmemiş bir değişim ve dönüşüm yaşanmaktadır. İşletmeleri farklı derinlikte ve boyutlarda etkileyen bu         dönüşüm, onları da değişmeye ve yeni duruşlar almaya zorlamaktadır. Değişimi gerekli kılan unsurlar genel   olarak şu şekilde sıralanabilir.

                        a. Ekonomik, sosyal, kültürel ve teknolojik boyutlarıyla yaşanan küreselleşme,

                        b. Bilgi teknolojilerindeki büyük atılımlar,

                        c. Kişiler, örgütler, bölgeler ve ülkeler arası iletişim entegrasyonunun hızlı gelişimi,

                        d. Hammadde, yarı mamul ve son ürün düzeylerindeki baş döndürücü teknolojik gelişme,

                        e. Müşterilerin bilinçlenmesi ve beklentilerin değişmesi,

                        f. Tüketici haklarının korunması yönünde yaşanan gelişmeler,

                        g. Çalışanların eğitim ve bilinç düzeylerindeki artışa paralel olarak, çalışan memnuniyetinin daha önemli hale gelmesi,

                        h. Yeni pazarlarda hakimiyet kurabilme taleplerinin artması ve yeni ve güçlü aktörlerin rekabet ortamına girmesi,

                        i. Uluslar arası entegrasyonların ve ulus-üstü birliklerin rekabet koşullarını zorlaştırması.

untitled-1

Evrensel düzeyde ve hemen her ülke için geçerli olan ve işletmeleri değişime zorlayan bu faktörlere, ülke içindeki özel koşulları ve işleme bünyesinde değişimi zorlayan oluşumları da eklediğimizde, rekabet edebilme ve ayakta kalabilmenin ne kadar zor olduğu anlaşılır.

Sürdürülebilir bir büyüme ve rekabet üstünlükleri elde edebilme, her şeyden önce yaşayan bir sistem kurmayı gerektirmektedir. Bunun ilk ve en önemli adımı günün koşullarını karşılayan bir kurumlaşmanın sağlanması ve işletmelerin profesyonel bir yaklaşımla yönetilmesidir.

Ülkemiz açısından konuya eğildiğimizde, sayıları toplamda 780 bini bulan işletmelerimizin ezici çoğunluğunun (yüzde %98) küçük ve orta ölçekli firmalardan oluştuğu, bunların da önemli bir bölümünün aile şirketlerinden meydana geldiği görülür. Aile şirketleri, bir takım avantajları bünyesinde barındırsa da, kurumsallaşamamış ve etkin bir üretim ve yönetim sistemi kuramamış olanların, kısa ömürlü oldukları ve gelecek kuşaklara aktarılamadıkları gözlenmektedir.

Yapılan araştırmalar (Gözlem, 3 Mayıs 2004), Türkiye’de birinci kuşaktan ikinci kuşağa geçen aile işletmelerinin yüzde 46’sının, üçüncü kuşağa geçişte ise yüzde 96’sının kapandığını gösteriyor. Diğer bir ifadeyle ikinci kuşağa aktarılan aile işletmelerimizin yaklaşık yarısı ikinci kuşağın elindeyken kapanıyor, üçüncü kuşağa aktarılabilenlerin ise sadece yüzde 4’ü ayakta kalabiliyor.

Kurumsal alt yapısını kuramamış ve belli bir insana ya da insan grubuna bağlılıktan kurtulamamış şirketler, ikinci kuşakta yarıya yakın bir oranda ya satılmakta ya da batmaktadır. Üçüncü kuşağa devredilebilen yüz şirketten ise geriye üç-dört şirket kalabilmektedir. İşletme ömrü yüz yılı aşkın kaç şirketimizin olduğunu düşünecek olursak, konunun önemi ve geçerliliği daha da iyi anlaşılır. Avrupa ve ABD’de yüzyıldan, hatta iki yüzyıl ve daha ötesinden günümüze gelen yüzlerce şirketin ortak özelliği, kurumsallaşma ve profesyonel yönetim mantığıdır.

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_MORE_ARTICLES

Bookmaker bet365 The best odds.

Full premium BIG Theme for CMS