Блог http://webekm.com/ и още нещо.

Enerji Serüveni

Prof. Dr. Bekir Parlak tarafından yazıldı. Aktif .

bekir-kapak

İnsanlığın Enerji Serüveni
İnsanlık için her geçen gün daha büyük önem kazanan bir kavram ve olgudur “Enerji”. Bu yazıda enerjinin tanımsal içeriğinden başlayarak, tüm insanlık için ne kadar kritik bir değer taşıdığı anlatılacak, buradan da ülkemiz açısından enerji sektörünün değerlendirilmesi yapılacaktır. Amacımız, içinde yaşadığımız çağda enerjinin insanlık alemi, toplum ve birey açısından taşıdığı vazgeçilmez değerine işaret ederek, enerji kaynaklarımızın en verimli ve rasyonel bir şekilde kullanımına dikkat çekmektir.

bekir01Enerji; insanlık için yaşamsal değeri olan bir olgudur. Tarihsel olarak insanoğlunun farklı zaman dilimlerinde ve farklı ortam koşullarında ihtiyaç duyduğu ve kullandığı enerjinin türünün, niteliğinin, hacminin ve kullanım şeklinin de farlılıklar gösterdiği bilinmektedir. Bu sürecin ilk aşamasında önce kendi bedensel enerjisiyle yetinebilen insan, sonra diğer canlıların enerjilerini kullanmaya başlamıştır. Ateşin kullanımıyla büyük bir adım atmış, daha sonra basit makinelerle potansiyel enerjiyi kinetiğe çevirmeyi başararak, sade ve basit düzenekler sayesinde kol gücünün yapabildiğinden daha fazla enerjiye sahip olabilmiştir.

Ateşin bulunmasından çağlar sonra çok önemli bir aşama olan buharlı makinelerin icadı, insanlığın yaşam serüveninde yeni bir çığır açmış, buhar gücünden elde edilen enerji, sanayileşmeyi başlatarak, ekonomik ve sosyal yaşamı kökünden ve geri dönülmeyecek biçimde değişime uğratmıştır. İngiltere’de başlayan, oradan dalga dalga önce Avrupa’ya yayılan, sonra dünyayı saran bu dönüşüm insanlığın yazgısını değiştirmiştir. Yüzyıllar boyunca su, rüzgar, dalga gücü ve termal kaynaklardan doğal ve doğrudan elde edilen küçük hacimli ve işletme değeri olmayan enerjiden sonra fosil yakıtların kullanımıyla birleşen buhar enerjisi, ekonomik gelişmenin ve refahın itici gücü olmuştur.

Bu aşamadan sonraki en büyük devrim, hiç şüphesiz “elektriğin bulunması” dır. Bu buluş, dünyayı daha önce hiçbir şeyin etkileyemediği ölçüde değiştirmiştir. Günümüzdeki çağdaş yaşamın ve üstün teknolojik düzeyin temelinde elektrik vardır. Onsuz hemen hiçbir şeyin olamayacağı bu muhteşem güç, insanoğlunun yaşamında yepyeni bir sayfa açmıştır. Modern yaşam, elektrik enerjisiyle mümkündür ve bugün onsuz kalmayı hiç kimsenin göze alamayacağı kadar elektrik enerjisine bağımlı olduğumuz herkesin kabul ettiği apaçık bir gerçektir.

bekir06

Elektriğin icadı kadar önemli bir durum da onu nereden ve hangi yollarla elde edeceğimiz, ihtiyaçlarımıza nasıl yetiştireceğimiz sorusunun her zaman canlı kalması ve cevabının her zaman kolay olmamasıdır. Uzun zaman diliminde su ve fosil yakıtlar (linyit ve kömür) kullanılarak elde edilen elektriğe, geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısında daha kompleks yöntemlerle ve büyük yatırımlarla uranyum gibi değerli minerallerin işlenmesi sayesinde daha çok miktarda ve yaygın olarak sahip olunabilmektedir. Ama bu da değerli başak kaynakların tükenişi anlamına geliyor. 

bekir02Enerji kaynağı ve kullanımıyla ilgili mühim bir aşama da, petrolün ve doğal gazın bulunarak, bunların tüm dünyada başlıca bir enerji kaynağı olarak değerlendirilmesidir. Günümüzde insanoğlu, petrol ve türevlerine bağımlı hale gelmiş, ısınmadan, ulaşım araçlarına, fabrikalardan savaş makinelerine, çoğu ürünün hammaddesinden kimya sektörüne kadar yüzlerce alanda kullanılan bu değerli kaynak, kullanımının yoğunluğun paralel olarak hızla tükenmektedir. Petrol ve elektrik eksenine yerleşen enerji, yüzyılı aşan bir mazide ve tam olarak tahmin edilemeyen bir gelecekte, insanlığın en değerli kaynağı ve en kritik konusu olmaya devam edecektir. Enerjiye hakimiyet, güç demektir. Ekonomik gücün kaynağı olan enerji, böylelikle siyasi ve askeri gücün de temelini oluşturmaktadır. Bu nedenle, ülkelerin enerji savaşları, toplumlarının geleceğine dair verdikleri bir yaşamsal mücadele anlamını taşımaktadır.

Enerji: Dünyanın Geleceğinde Kilit Sektör

Bugün her kes ve her ülke “-enerji…, daha fazla enerji…”- talepleriyle, kendilerinin ve gelecek nesillerinin yaşamının temel bir koşulu olan gerekli ve yeterli düzeyde enerjiye sahip olmanın savaşımı içindedir. “İnsanoğlunun enerjiye bağımlılığı” oluşturduğu uygarlığın içeriği gereği gittikçe daha da artmaktadır.

bekir07

Evet enerji bugünün, ama bilhassa geleceğin “kilit sektörü”dür. Enerji sektörü hem dünyada hem Türkiye’de katlanarak büyüyecek. Global ekonomide önümüzdeki 10 yıllık dönemde yılda yüzde 4 civarında bir büyümenin kesintisiz olarak gerçekleşeceği beklenmektedir. Enerji sektörü hem ülkemizde hem de dünyada büyüme ve refahı belirleyecek temel parametre olacaktır. 

bekir04Dünyayı doğru okuduğumuz zaman, ülkeler ve bloklar arasındaki ekonomik, siyasal ve askeri rekabetin ve bitmeyen mücadelenin arka planında hep aynı kritik olguyu görürüz: “enerji”. Petrol savaşları, nükleer enerjide hegemonya mücadelesi, uranyum gibi enerji için önem taşıyan madenlere sahip olma yarışı, enerji naklinde ve inisiyatifi ele geçirme rekabeti, boru hatlarının güzergahları ve ihalelerinde tanık olduğumuz amansız cedelleşme, enerji kaynaklarının aranmasında ve değerlendirilmesinde kullanılan teknolojinin geliştirilmesinde üstünlük sağlama yarışı, bu bitmeyen senfoninin yabancısı olmadığımız nakaratlarıdır.

Enerjinin kritik değer taşımasının altında bir takım gerçekler yatmaktadır. Bunlar; enerji kaynaklarının sınırlı olması ve hızla tükenmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının henüz yeterli düzeyde işletilememesi ve yaygınlaşmaması, dünya nüfusu artışının devam etmesinden ve gelişen yaşam standartlarından dolayı enerjiye olan ihtiyacın giderek artması, ülkelerin enerji kaynaklarını ve sektörün kazançlarını daha çok elde tutma savaşı, askeri ve stratejik alanlarda en önemli madde oluşu, uzay teknolojisinde olmazsa olmaz bir öneme sahip bulunuşu, ekonomik büyüme ve refahın motor gücü niteliği taşıması ve ticari değeriyle birlikte stratejik kıymetinin de günden güne artması. Nereden bakarsak bakalım, enerji dünyanın geleceğine damgasını vuracak bir konudur.

Uzmanlarca yapılan değerlendirmelerde dünyadaki mevcut kaynakların hızla tükendiği ve öngörülebilir bir gelecekte de yetersizlik düzeyinin hızla artacağı belirtiliyor. Bununla birlikte dünya enerji kaynakları rezervi iyi kullanıldığında hatırı sayılı bir dönem insanlığın gereksinimini karşılayacağı söylenebilir. Amerikan Jeolojik Araştırma sonuçlarına göre Dünya’da 3 trilyon varil petrol rezervi bulunuyordu. Şimdiye kadar yapılan üretim miktarının da 1 trilyon varil civarı olduğu varsayıldığında geriye kayda değer bir miktarda rezerv bulunabileceği ifade ediliyor. Zaten, “işbirliği” ihtiyacı konusu da bu noktadan itibaren başlıyor. Zira, kalan rezervlerin şimdiye kadar çıkartılandan farkı jeolojik –belki de daha çok politik- “ulaşılabilirliği” konusundaki zorluktur.

Dünyada hali hazırda üretime açık olan kaynakların; petrol için 50–100 yıl, gaz için 60–150 yıl ve kömürün de 150–300 yıl yetecek potansiyele sahip olduğu belirtiliyor. Bu tahminlere geliştirilecek/verimliliği artırılacak mevcutlar ile yeni bulunacak kaynaklar dahil değil. Kabul edelim ki fosil yakıtlar, insanoğluna büyük bir konfor sağlıyor. Ancak bu kaynakların artan oranda kullanımının, insanlığın sonunu da hazırladığın söyleyenler var! Gelecek iki yüzyıl içinde fosil yakıtların büyük oranda tükeneceği gerçeği, bizi alıştığımız konforlu hayatı sürdürebilmek için yeni enerji arayışlarına itiyor. Yaşamın sürdürülebilir olması için kaynakların sürdürülebilir olması yetmiyor, bundan da önemli olan kaynakların “yenilenebilir” olmasıdır.

Kavramsal tanımlamada “iş yapabilme yeteneği” olarak tarif edilen enerji, günümüzde, bireylerin, işletmelerin, kamu kurumlarının ve devletlerin “iş” yapabilme kapasitelerini anlatır aslında. Enerjiye sahip olma potansiyeli ile bunu en verimli ve etkin bir şekilde kullanma kabiliyeti, bugünün dünyasında, toplumların ve devletlerin “başarılarını” belirleyen ana unsur konumundadır. Tam bu noktada yaşamın sürdürülebilir olması için enerjinin yenilenebilir olması gibi bir zorunlulukla karşı karşıya kalmaktayız.

Görülebilir Gelecek İçin “Yenilenebilir Enerji”

bekir05Dünyada meydana gelen nüfus artışı, sanayileşme ve hayat standartlarındaki hızlı yükseliş beraberinde enerjiye olan talebi artırmaktadır. Artan enerji talebi ile fosil ve hidrotermal enerji ile karşılanan enerji gereksinimi, dünya ülkelerini değişik enerji kaynaklarına yöneltmiştir. Bu yönelimin adresi “yenilenebilir enerji” kaynaklarıdır.

Gelecekte enerji kullanımının “yenilenebilir” olma özelliği, salt kaynakların kısıtlı olması ve bunların hızla tükenmesi değil, aynı zamanda enerjinin yüzyıllardır ama özellikle yirminci yüzyıldaki kullanım şeklinin ve artan yoğunluğunun atmosferde sera etkisi yaparak küresel ısınmaya sebep olmasıdır. Fosil yakıtlardan kaynaklanan küresel iklim değişikliğinin etkisiyle, ülkeler ve enerji üreticileri gözlerini sınırlı kaynakları ikame edecek yeni, temiz ve yenilenebilir enerji alternatiflerine yöneltmiştir.

1970’lerde yaşanan “enerji krizi” nden itibaren gündeme gelen yenilenebilir enerji, günümüzün en çok yatırım yapılan alanlarından biri haline gelmiştir. Bugün için toplam enerji üretiminde payları henüz düşük olsa da yakın gelecekte gereksinim duyduğumuz enerjinin büyük bir bölümünü bu tür alternatif enerji kaynaklarından elde edeceğiz. Hemen her ülke bu konuda çalışmalar yapmakta, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını kolaylaştıracak ve yaygınlaştıracak araştırmalara yoğunlaşmaktadır. Örneğin Avrupa Birliği enerji stratejisinde yenilenebilir enerjinin, enerji ihtiyacının yüzde 20’sini karşılaması şeklinde bir kriter benimsenmiştir.

Nedir “yenilenebilir enerji”? Bu sorunun cevabı bizi enerji konusunda alternatif kaynaklara yönlendirmekte ve insanlık için yeni umutları beraberinde getirmektedir. “Yenilenebilir enerji (kaynakları)”, sürekli devam eden tabii süreçlerdeki mevcut enerji akışından elde edilen enerjidir. Bu kaynaklar güneş ışığı, rüzgar, akan su (hidrogüç), biyolojik prosesler (biyokütle ve biyoyakıtlar), jeotermal ve küçük ölçekli enerji kaynakları (piezoelektrik, termoelektrik, elektromanyetik radyasyoelektrik) olarak sıralanabilir.

Bu yeni, temiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarından ilk akla gelen ve halen en yoğun olarak kullandığımız enerji hiç kuşkusuz “su”dur. Sonra dünyanın yeni gözdesi rüzgar enerjisi, pek çok ülkenin ama özellikle ABD ve Hindistan’ın ciddi rakamlara ulaşan yatırımlar yaptığı güneş enerjisi, kuzey ülkelerin en büyük gücü olan ve ülkemizde de önemli potansiyeli bulunan jeotermal, dünyanın her yerinde değerlendirilebilecek bir kaynak olan biyokütle ve bazı uzmanlarca henüz yenilenebilir enerji kategorisine alınmasa da üzerinde son zamanlarda çokça durulan hidrojen sıralanmaktadır. Bu alternatif enerji kaynakları üzerinde daha ayrıntılı bilgiler vermek istesek de yazının hacmi bunu mümkün kılmamaktadır.

Kavramsal olarak en genel anlamda, yenilenebilir enerji kaynağı ; enerji kaynağından alınan enerjiye eşit oranda veya kaynağın tükenme hızından daha çabuk bir şekilde kendini yenileyebilmesi ile tanımlanır. Örneğin, güneşten elde edilen enerji ile çalışan bir teknoloji bu enerjiyi tüketir, fakat tüketilen enerji toplam güneş enerjisinin yanında çok küçük kalır. En genel yenilenebilir enerji formu, güneşten gelendir. Bazı formlar güneş enerjisini ve rüzgar gücünü depolar. Yenilenebilir enerjinin tesisler, hayvanlar ve insanlar tarafından kalıcı olarak tüketilmesi mümkün değildir.

Günümüzde tüm yenilenebilir ve alternatif enerji kaynakları enerji talebinin yüzde 2,5'lik bir kısmını karşılıyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın tahminlerine göre 2015 yılında yenilenebilir enerji kaynaklarının toplam talebin yüzde 3.3’ünü karşılaması planlanıyor. 2003 yılında dünya genelinde elektrik üretim sektörüne 150 milyar doların üzerinde yatırım yapılırken güç üretimi için yenilenebilir kaynaklara yapılan toplam yatırım 33 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Uluslararası Enerji Ajansı'nın projeksiyonuna göre 2001-2030 yılları arasındaki dönemde yenilenebilir enerji kaynaklarına 10 trilyon dolarlık yatırım gerçekleşecek. OECD ülkeleri arasında da yenilenebilir kaynakların enerji üretimindeki payının yüzde 25'e ulaşması hedefleniyor.

Avrupa Birliği’nin Enerji Politikaları

Tüm dünya bağlamında ve aynı zamanda Türkiye için önem arz eden Avrupa Birliği’nin enerji politikası, dayandığı ilkeler itibariyle gelecekte enerjiye nasıl baktığı hususunda bizlere fikir vermektedir. AB’nin enerji politikası, rekabet gücü, enerji arzının güvenliği ve çevrenin korunması arasında bir dengeye vararak, toplam enerji tüketiminde kömürün payını korumayı, doğal gazın payını arttırmayı, nüler enerji santralleri için azami güvenlik şartları tesis etmeyi ve yenilenebilir enerji kaynaklarının payını arttırmayı hedeflemektedir. Enerji, AB’nin en eski ortak politika alanlarından birisidir.

bekir08

AB’nin enerji politikasının temelinde birey bulunmaktadır. Tüketicilere daha ucuz enerji, daha yüksek kalitede ve kesintisiz bir hizmet sağlanması Birliğin enerji politikasının esas hedefini teşkil etmektedir. AB’nde konuyla ilgili sürece baktığımızda, Ortak enerji politikasını belirleyici nitelikteki yaklaşımları etkileyen önemli değişiklikler yaşandığı görülür. 1973 petrol bunalımından önce, AB üyesi ülkeler, gelişmiş ülkelerin çoğu gibi enerji tüketimlerinde tutumsuz davranmanın yanı sıra ithalata da aşırı bağımlıydılar. Petrol bunalımı, enerji arzını dış stoklardan koruyacak bir stratejiye ihtiyaç olduğunu göstermiştir. 

1980’lerle birlikte çevre, bir başka ilgi konusu olarak ortaya çıkmıştır. Üretimden kullanıma kadar, mevcut enerji sistemin küresel çevreye çok zararlı olduğu genel olarak kabul edilmiş, çevreyi tehlikeye atmadan enerji sistemlerinin nasıl yönlendirileceği konusu önemli bir soru haline gelmiştir. 1980’lerin sonsunda ise, Avrupa Birliği, bu defa, enerji piyasalarının serbestleşmesi yönünde yeni bir eğilimle karşı karşıya gelmiştir. Bu bağlamda, ülkeler arasında parçalanmış mevcut piyasaların bütünleştirilmesinin gereği anlaşılmış ve enerji iç pazarı, artan rekabetin odağı haline gelmiştir.

Bu gelişmeler ve düşünceler, 1995 yılında kabul edilmiş olan ve AB enerji iç pazarı için genel ilkeleri ve hedefleri ortaya koyan “Avrupa Birliği İçin Bir Enerji Politikası” başlıklı Beyaz Kitap’ta yansıtılmıştır. Enerji arzının güvenliği, çevrenin korunması ve genel rekabet gücü, günümüzde AB Enerji Politikası’nın en önemli hedefleri olarak belirlenmiştir. Buna paralel olarak, bu alanda ortak bir politika oluştururken, sosyal ve ekonomik bütünleşmenin gerçekleştirilmesi, yaşam kalitesinin arttırılması ve bölgeler arasındaki dayanışmanın geliştirilmesi de dikkate alınmıştır.

Enerji sektöründe iç pazarın oluşturulmasına yönelik çalışmalar hızla devam etmektedir. Avrupa Komisyonu, 13 Mart 2001’de doğal gaz ve elektrik piyasalarının 2005 yılında tamamen serbestleştirilmesine yönelik bir tedbirler paketi önermişti. Buna göre, doğal gaz ve elektrik piyasalarının rekabete açılması, bu kapsamda tüketicilerin tedarikçilerini seçebilme özgürlüğüne kavuşması öngörülmüştür. Komisyonunun önerileri arasında sınır ötesi tarife belirleme kurallarının benimsenmesi, elektrik ve doğal gaz için bir Avrupa altyapı planının geliştirilmesi ve AB’nin komşularıyla elektrik piyasalarının karşılıklı açma anlaşmaları için müzakerelerin başlatılması da bulunmaktadır.

Avrupa Birliği’nde enerji alanında güncel ve önemli bir alan olan yenilenebilir enerji konularında genel çerçeveyi çizen iki önemli belge vardır. İlki Beyaz Bildiri, ikincisi ise Yeşil Bildiri olarak anılan ve politika hedeflerini belirleyen bu dokümanlar, Birliğinden enerji konusundaki ana stratejilerini gösterirler. Bunların ışığında hazırlanan ve yürürlüğe giren yönergeler ve diğer hukuki metinler, İç Pazar tedbirlerinden binalarla ilgili mevzuata ve yaygınlaştırma kampanyalarına kadar uzanan bir kurallar dizisi meydana getirirler. Enerji, Avrupa Birliği için stratejik bir öneme sahip bir konudur. AB’nin enerji ihtiyacı, sadece 1990-2000 yılları arasında % 10 artmıştır. 200 yılı verilerine göre dünyadaki enerji tüketiminin %15’i AB’ye aittir. AB, mevcut durumuyla dünyanın en büyük enerji ithalatçısı ve ABD’den sonra ikinci büyük enerji tüketicisidir. Bu alanda hal hazırda %50 oranında olan dışa bağımlılığın 2030 yılında %68’e çıkacağı tahmin edilmektedir.

Türkiye’de Enerji Sektörü: Bugüne ve Gelece İlişkin Değerlendirmeler

bekir03Ülke gündeminin belirleyici konu başlıklarından biri olan enerjinin, günden güne daha da kritik bir değer taşıyacağı açıktır. Nüfusu artmaya devam eden ve ekonomik kalkınmasını sürdüren bir ülke olarak, enerjiye olan gereksinimimiz her geçen gün yükselmektedir. Türkiye’de kişi başına enerji tüketimi yıllık 2 bin 500 kw/saat düzeyindedir. Bu rakamın 2020 yılına kadar yaklaşık iki katına çıkacağı öngörülmektedir. Yıllık % 7 oranında büyüme anlamına gelen bu gelişimi sağlamak kolay olmayacaktır. Halen sahip olduğumuz üretim santrallerinin gücü, artan ihtiyacı karşılayacak düzeyde değildir. Ülkemizde bir yandan enerji sektöründe yeni ve büyük yatırımlara ihtiyaç duyulurken, diğer yandan mevcut altyapının hızla yenilenmesi gerekmektedir.

Ülkemizde enerji konusu, sorunları ve fırsatlarıyla beraber oldukça kompleks çok yönlü bir denklem gibidir. Bünyesinde pek çok problemi ve fırsatı barındıran enerji sektörü, geleceğimizi şekillendirmede başka bir sektörle kıyaslanmayacak bir konuma sahiptir. Enerji sorunları, bütüncül bir yaklaşımla ve sistematik bir biçimde ele alınmak ve ivedilikle çözüme kavuşturulmak durumundadır.

Türkiye’de enerjiye yapılan yatırımlarla büyüme arasında paralel bir ilişki yoktur. Bugün 200 milyar kw/saat enerji üretimine gereksinim duyulurken, mevcut kapasite ile 160 milyar kw/saat enerji üretimi yapılabiliyor. Ortaya çıkan 40 milyar kw/saat enerji açığının kapatılabilmesi için bir yandan yeni yatırımların hızla devreye alınması gerekirken, diğer yandan üretilen enerjiyi en verimli bir şekilde kullanma zorunluluğumuz söz konusu olmaktadır.

Konuya realist yaklaştığımızda Türkiye’de enerji açığı olduğu ve bunun ikamesi için uluslar arası alanda kritik ve riskli adımlar attığımız bilinmektedir. Enerji açığının temel nedeni altyapı eksikliğidir. Ayrıca yüklü miktarlarda kaynak gereksinimi, yüksek teknolojiye sahip olma ve kullanma kabiliyeti, bu konudaki politika ve stratejilerin rasyonalitesi ve isabetliliği gibi hususlar temel bariyerler olarak ön plana çıkmaktadır. Yatırım sadece üretim santraller yapmakla bitmemekte, üretilen enerjinin nihai noktaya iletim aşamalarında ortaya ciddi kayıplar çıkmaktadır. Kaçak-kayıp oranının azaltılması, enerji açığının giderilmesinde büyük önem taşıyor. Bunun yanında enerjinin verimli kullanımı da çok mühim bir konu olmaya devam etmektedir.

Gerçekçi ve uygulanabilir bir “enerji stratejisi”, bu alanda atılması gereken ilk adım olmalıdır. Gelişmiş ülkeler, uzun dönemli stratejik planlarını olabildiğince ayrıntılı ve reel bir şekilde yaparken, ülkemizde halen net ve kapsayıcı bir enerji stratejisi bulunmamaktadır. Enerjideki dışa bağımlılığımız ekonomik olduğu kadar, siyasi ve askeri bakımlardan da bir zaaf oluşturmakta ve kamu bütçemizin borçlanma tarafını gittikçe ağırlaştırmaktadır. Türkiye, bir yandan pahalı ve sorunlu bir şekilde dışarıdan temin ettiğimiz doğal gazla cedelleşirken, öte yandan hala nükleer enerji konusunda tam bir konsensuse varmamış, bir taraftan da dünyanın enerji koridorlarından bir olma iddiası ve rekabetinde henüz kabul edilen bir üstünlük sağlayamamıştır. Yenilenebilir enerji kaynaklarına ait çalışmaların 2005’de çıkarılan 5346 sayılı yasayla hızlanması hedeflenirken, bu yolda daha istediğimiz noktaya ulaşmaktan oldukça uzağız.

10-13 Ocak 2008 tarihleri arasında kutlanan Enerji Verimliliği haftasında bir konuşma yapan Sayın Başbakan, bugünün dünyasında gelişmişliğin ölçütlerinden birinin de o ülkenin ürettiği ve kullandığı enerji miktarı olduğunu vurgulayarak, 2020 yılına gelindiğinde, enerji tüketiminin iki kattan fazla artacağının öngörüldüğünü dile getirmiştir. Başbakanımız devamla, “Onun için sınırlı olan başta doğal gaz olmak üzere enerji ve enerji kaynaklarımızı daha akılcı kullanmak, enerji üretimini çeşitlendirmek, alternatif enerji kaynaklarını devreye almak ve enerji verimliliğini sağlamak zorundayız” diyerek konunun önde gelen noktalarına işaret etmiştir.

Türkiye’nin hidrolik, kömür, doğal gaz gibi tüm enerji kaynaklarını kullansa da 2023 yılında talebi karşılayabilecek durumda olmaması nedeniyle nükleer enerjiye yatırım yapması konusunu itidalli bir ama gerçekçi ve rasyonel bir çerçevede ortak aklın damıtılmasıyla sonuca ulaştırılması elzemdir. 9.11. 2007 tarihinde kabul edilen 5654 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi İle Enerji Satışına İlişkin Kanun’un, nükleer enerji gibi çok önemli bir sahada hukuki boşluğu doldurmuş, bu sayede nükleer teknolojinin Türkiye’ye gelmesinin yolu açılmıştır. Kanun, kamu iştiraki ve yatırımlarını dışlamamakla birlikte, ülkemizin artan elektrik enerjisi talebinin enerji politikalarıyla uyumlu şekilde karşılanmasında büyük öneme sahip olacak nükleer santrallerin özel sektör marifetiyle gerçekleştirilmesini temin edecek yönde düzenlemeler getirmektedir. Bilindiği gibi Türkiye’de 2010-2020 dönemi arasında toplam, yaklaşık 5000 MW güce sahip üç nükleer santralin devreye alınması planlanıyor.

Dokuzuncu Beş Yıllık Kalkınma Planı, Türkiye’de herhangi bir enerji krizinin yaşanmaması için, 20020’ye kadar en az 91 milyar dolarlık yeni yatırımın yapılması gerektiği işaret ediyordu. Enerji piyasasın özelleştirilmesine yönelik çalışmalar bir süredir gündemde olmasına rağmen, Zorlu Grubu’nun kazandığı ilk özelleştirmenin devamı henüz gelmedi. Enerji sektöründe özelleştirmenin başarıyla sürdürülmesi, ülkemiz açısından öncelikli konulardan biridir.

Enerji politikaları ülkemizin enerjide dışa bağımlılığını azaltacak ve enerjinin verimli kullanımı sağlayacak şekilde yürütülmeli ve kalkınmanın motoru olan bu sektöre kamu ve özel kesimin daha çok yatırım yapması teşvik edilmelidir. Türkiye’nin halen yüksek oranda dışa bağımlı bir enerji politikası var. Bu politikanın değiştirilmesi, enerjinin çeşitlendirilmesi, yerli kaynakların kullanımının özendirilerek enerji özelleştirmelerine hız verilmesi yoğun bir gündem oluşturuyor. Öngörülerin odaklaştığı otuz yıllık süreçte, AB’nin enerji politikaları da doğal gazın yükseldiği ve petrolün azalacağı bir sürece uyum sağlamak zorunda. Türkiye, işte bu süreç içinde geçiş ülkesi konumunu avantajlı hale getirme şansını n da iyi kullanmalıdır. Dünyadaki petrol ve doğal gaz rezervlerinin yaklaşık % 75’i Ortadoğu ve Hazar Bölgesinde bulunması, ülkemizin önemli bir enerji koridoru ve enerji terminali olmasına imkan vermektedir.

Hülasa olarak, enerji geleceğin sektörü, enerji hammaddeleri de en kritik ürünüdür. Bu sektörün ulusal düzeyde geniş katılımlı bir çerçevede strateji ve politikaları ayrıntılı ve gerçekçi olarak belirlenmeli ve istikrarlı bir şekilde uygulanmalıdır. Özellikle, enerjinin verimli kullanımı, enerjinin geri kazanımı, enerjinin çeşitlendirilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelinmesi, enerjinin özelleştirilmesi, gerekli yatırımların vakit geçirilmeden yapılması, dışa bağımlılığın azaltılması bu süreçte öne çıkan hususlar olmalıdır. Unutulmamalıdır ki devran eskisi gibi dönmüyor! Ülke olarak çarkımızı iyi ve sürekli olarak döndürebilmek için enerji konusuna azami dikkat göstermemiz ve önceliğimize almamız mutlak surette gereklidir.

Kaynaklar:
-Muhammer Kaya, Geleceğin Sektörleri, Osmangazi Üniversitesi Teknoloji Araştırma Merkezi (TEKAM), 2008.
-Murat Çolakoğlu, Pricewaterhouse Coopers, 19. Dünya Petrol Kongresi, Madrid, 2008.
-Soner Aksoy, “Nükleer Enerji Yatırımlarının da Özel Sektör Yapmalı”, İşveren Dergisi, Cilt: 46, 3Aralık 2007.
-Gelecek Trendler, Yenilikçi Araştırmalar Dergisi, Mayıs 2007.
-Bursa Ekonomi, Nisan 2008.
-Yenilenebilir Enerji Konusundaki AB ve Trük Mevzuatının Karşılaştırılması, Türkiye Çevre Vakfı Yayınları.
- Avrupa Birliği’nin Enerji Politikası 15 Soruda 15 AB Politikası, No: 13, Avrupa Birliği İletişim Projesi, İktisadi Kalkınma Vakfı, Ağustos 2005.
-Bursa Ekonomi, Kasım 2007.
- Y..Tatsumi, & Eggins S., Subduction Zone Magnatism, Blackwell, Cambridge, England, 1995.
- J.W. Lund, Freeston D.H. Worldwide Direct Uses of Geotehrmal Energy, Proceedings of the World Geothermal Congress (WGC) 2000 Texbook, Japan.
-www.wikipedia.org
-www.kobifinans.com.tr

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_ABOUT_AUTHOR

Prof. Dr. Bekir Parlak

Bookmaker bet365 The best odds.

Full premium BIG Theme for CMS