Sanat ve Güzellik

Canan Temizelli tarafından yazıldı. Aktif .

canan-kapak

Sanat ve Güzellik Üzerine Küçük Bir Dokunuş...
Tanrı insanı yarattı, insan Tanrı’dan aldığı ilhamla sanatı... Her şey hayal etmekle başladı. Hayallerin; söze, melodiye, renge, şekle dönüşmesi sanatı yarattı.

Sanatçı duygularını sanata çevirirken aslında kendi yaradılışını aktarır eserine. Sevgisini, aşkını, hüznünü, acılarını, çocukluğunu, gençliğini, hatta geçkin ihtiyarlığını, etrafında gördüklerini, içinde yaşattıklarını, dününü, bugününü ve yarından beklentilerini, belki inançlarını ve belki isyanını yani ruhunu...

Sanatçının ruhunu ifadesidir eser. Eserindeki ifade; nesnel anlatımda biçim olarak değerlendirilemese de; ölçü, denge, ritim ya da armoninin sağladığı hoşa giden bağlantılarla sanat olmaya, güzel olmaya başlar. M.Kemal ATATÜRK’ün de dediği gibi; “Sanat güzelliğin ifadesidir… Bu ifade söz ile olursa şiir, nağme ile olursa musiki, nakş ile olursa ressamlık, oyma ile olursa heykeltıraşlık, bina ile olursa mimarlık olur…”

Güzellik, kişilere göre değişkenlik gösterse de, sanat eserinde bulunması gereken vazgeçilmezdir. Peki nedir güzellik?

canan-02Platon’a göre güzellik bir ideadır ve idea oluğu için de; zaman ve mekan dışı mutlak varlıktır. Böyle bir güzelliğe Platon “kendiliğinden güzel” adını verir. Platon için yaşadığımız varlık alanı eksik ve kusurludur. İdea dünyasına ait güzellik, sanat eserinde bir görüntü kazanır. Sanat güzellik ideasından ne kadar pay alırsa o kadar güzel olur.

Aristoteles’e göre güzellik; bir ahenk, orantı ve düzendir. Bu nedenle orantıdan yoksun hiçbir şey güzel olamaz. Buradan da anlaşılacağı gibi Aristoteles güzelliği matematiksel ele almıştır.

Güzelliği metafizik anlamında ele alan Hegel’e göre, güzellik mutlak ruhun nesnelere yansımasıdır. Yine aynı şekilde Schopenhaur “güzellik, mutlak iradenin kendisini dışlaştırmasıdır” demiştir.

Çağdaş Felsefede Benedetto Croce ise güzelliği, mutluluk veren bir biçimleniş olarak açıklamıştır.

Sanat eserindeki güzellik ise; o eseri meydana getiren elemanların ya da figürlerin yalnız başına doğadaki güzelliği demek değildir. Öyle olsaydı, doğada güzel bulduğumuz bir şeyin sanatta da zorunlu olarak güzel olması, yine doğada çirkin bulduğumuz bir şeyin de aynı şekilde sanatta çirkin olması gerekirdi. Bu da sanat eserlerinde; ölüm, savaş, acı gibi insanda kötü duygular uyandıran temaların işlenmemesi anlamını taşırdı. Peki; Michelangelo’nun Pieta (merhamet) heykeli, İsa’nın ölümünü ifade ettiği için çirkin olarak değerlendirilebilir mi? Ya da Gustav Klimt’in Yaşamın (Kadının) Üç Çağı adlı tablosunda resmettiği yaşlı kadın tabloyu çirkin mi kılmaktadır?

Sanatta güzellik, eserin ifadesindeki güzelliktir. Sanatçı eserine konu olarak çirkini de almış olsa, çirkini güzel bir şekilde ifade edebilmelidir. Sanatta “neyin” yapıldığı değil, “nasıl” yapıldığı önemlidir.

Sanat felsefesinde, sanat eserlerinin “nasıl” oluştuğu üzerine değişik yaklaşımlar olmuştur.

Taklit Olarak Sanat yaklaşımına göre; sanat eserinde gördüğümüz, sanatçının algıladığı şeyleri taklit ederek bize yansıtmasıdır. Sanatçı doğayı eserinde ne kadar aslına uygun yansıtabilirse, eseri o kadar güzel olarak değerlendirilir.

Yaratma Olarak Sanat yaklaşımına göre; sanat eseri, sanatçının kendi yaratıcı gücü, yeteneği ve coşkusunun oluşturduğu estetik objedir. Yaratma olayı, sanatçının algıladığı maddi varlığa duygu, düşünce ve hayal gücünü katması olayıdır. Bir sanat eseri, sanatçının kattığı değerlerle anlam kazanır.

Oyun Olarak Sanat yaklaşımına göre ise; sanat etkinliğini bir oyun gibi değerlendirmek gerekir. Nasıl ki; bir çocuğun oynadığı oyununda çıkar, günlük kaygı yoksa ve olabildiğince özgürlük varsa, sanatçı da bir oyuncu gibi gerçek dışı bir dünyada eserini oluşturur.

Gerek güzellik kavramı, gerekse sanatın uygulanışına ait yaklaşımlar farklılık gösterse de; tüm bu yorumların ortak noktası, sanatın güzelliği ifade ettiğidir.

Sanat onu görebilenlerin gözlerinde, duyabilenlerin yüreklerinde parlayan bir ışıktır. İnsanı yüceltir. Ne mutlu onu görebilen ve duyabilenlere...