Блог http://webekm.com/ и още нещо.

Çanakkale

Faruk Abak tarafından yazıldı. Aktif .

Hüznümün Destanisin Şimdi Ey Çanakkale!
Çanakkale gürleyişti…
Neye karşı, neye doğru, neye bakarak?
Eşini, aşiyanını, baharını kaybetmiş bir neslin yeniden filiz vermesiydi Çanakkale.
250 bin güneşin bir hilal uğruna batışıydı. Şairin;

Herc ü merç ettiğin edvara da yetmez bu kitap.
Seni ancak ebediyetler eder istiab.

dediği kurtuluş meşalesiydi. “Bu zafer de müyesser olmazsa kim taşır sancağını İslamın” haykırışıydı…

Bu zaferden sonra ne nakus inledi meydanlarda, ne ezan sustu hamdolsun… Dirildi yedi koldan mahşer kalabalığı…

Ve şüheda fışkırdı toprağın kara bağrından gökyüzüne bütün encamıyla.

Garbın afakını saran çelik zırhlı duvar eridi, kurşun yüreklerin iman kıvılcımlarıyla… Bu imanı boğmak Türk’ün kaderi olamazdı. Olmadı da… Ne çelik tabyalar ne gökten zelzeleler susturamadı Mehmetçiğin göğsündeki iman kalasını…

Şarkın en sevgili sultanları açılan kanatlarıyla bir devri yazacaktı garbın böğrüne… Yurduna alçakları uğratmayacak, medeniyet dedikleri tek dişli insan yiyicilere bırakmayacaklardı meydanı.

Bombalar, şimşekler, her siperin kalbinde yeni bir gülistan bahşedecekti kahraman orduya.

Ya sonra ya sonraları… Bir zümrüt taht, bir semavi saltanat ne oldu da ölü toprağı matemler içti… Peki neden cihanın yurdunun çiğnenmediği bu vatan topraklarına, rehavet azgın nefesini üflemekte şimdi.

Çanakkale aaah! Çanakkale! Destanını okuduk hep ezberden. Şimdiyse, haberin yok gibidir taşıdığımız kederden. Rıhtımda bıraktıklarının nemleri kurumadı. Ama bizler kuruttuk gözyaşlarımızı… Zamanın cilvesi yaptı yapacağını. Ünlü yazar Goethe’nin “Güzel bir gül karşısında bütün felsefeler iflas eder” düşüncesi tarihimizin şimdiki sayfalarına hüzünlü bir not düşerken TÜRK tarihine şerefle yazılmış galibiyeti umarım unutturmaz. Biz o zafer sahnesini gururla kapatırken en son yaprağına;

Kapansın el kapıları
Bir daha açılmasın
demiştik…

En son kitap fuarına gittiğimde(2009), gözümde bir kıyıda mahzun duran ÇANAKKALE DESTANI ilişti; ama fuardan kitap alıp çıkanların birçoğunda 18’li yaşların, Stephen King’in portalıyla, İvedik izdivacı neşv ü nema ediyorlardı…Anlaşılan sevgili okuyucularım, BİZ KAPIYI AÇIK BIRAKMIŞTIK galiba…

(SEVGİLİ ANNE BABALAR ÇOCUĞUNUZU SEVİYORSANIZ ONLARA TARİHİMİZİN ALTIN SAYFALARINDAN FEYİZLER TATTIRIN)

SİHİRLİ KELİMELER

Amerika’da kelimelerin sihrini denemek için bir deney yapmışlar. Birbirinin tıpatıp aynı erkek şapkalarını bir tezgahta sergilemişler. Şapkalardan birinin üzerine “Tirolyen” yazılı bir etiket eklenmiş. Öbürüne hiçbir yafta koymamışlar. “Tirolyen” diye adlandırılan şapkalar yok satmış. Bir başka deneme de çoraplar üzerinde yapılmış. Bu defa da iki grup beyaz çorap sergilenmiş. Biri yazısız ve markasız, diğerinin ise “Gala” adlı bir etiketi var. “Gala” lar diğerinden on misli fazla satmış. Kelimelerin gücünü buyurun buradan anlayın.

Yazar Safvet Senih’in ifadesiyle “Bir kasap dükkanında iki parça et sergileyin. Birinin üzerine “Ekstra ekstra bonfile” diğerine “Birinci sınıf gebermiş öküz eti” yazın. Hangisinin daha çok satılacağını gözlerinizle görürsünüz” yaklaşımı kelimelerin gücünün anlaşılmasında yeterli deliller sayılabilir.

Bunlar kelimelerin ticari vitrini. Peki ya onların ruha giydirilen elbiseleri? Onlar daha bir anlamlı, daha bir çarpıcı insan için. İçimizden kopan fırtınaların mısralarla izdivacı. Zengin bir kültürün üç kıtaya hükmettiği zaman perdesinde sevinçlerimiz, korkularımız ve ümitlerimiz saklı. Kelimelerin gücüne inanmayanlar,

Avazeyi bu aleme davut gibi sal,
Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş

serinliği karşısında hayretlerini gizleyebilirler mi? Sanmıyorum. Yine bir şairin “Gül bir güldür ve güller kadar yaşadı” ifadelerindeki gül resminin faniliği başka nasıl anlatılabilir?

Dilin insanlar arasında bir anlaşma vasıtası olduğunu varsayarsak ki öyledir; Kelimeler dostumuz, ahbabımız, sevgilimiz olmalıdır. Yüzyıllar öncesinden Anka kuşunun getirdiği beyaz mendil kelimelerin nakış nakış dokuduğu mendildi. Evlerimizi saran “merhaba güvercinleri” kelimelerle korudu namusumuzu. Türk insanı kendisine gelecekler vadeden bu kelimeler ve duygularla güneşler fethetti. İnceliğini ve zerafetini çağın en korkunç hastalığı olarak bilinen “verem” de bile “ince hastalık” olarak göstermesini bildi. “Ölü bay” yerine “merhum”, “dürtü” yerine “teşvik” kullandı. Türk insanı “Türkçe ağzımda annemin sütü gibidir” duruluğuyla yıllar önce anlatmış zaten duygularını.

Kelimelerin canını, can sıkıntılarını; onunla yaşayana, ona sadık olana sormak lazım. Bir insan gibi ruhu bulunan kelimeleri bu köşede layık olduğu yerde eğlendirmeye çalışacağım.

Dostça kalın.

Bookmaker bet365 The best odds.

Full premium BIG Theme for CMS