Girişimcilik

Prof. Dr. Bekir Parlak tarafından yazıldı. Aktif .

g1

Yükselen trend: “Girişimcilik”

Başkalarının bakıp ama göremediği fırsatların görülmesi, bunların birer iş fikrine dönüştürülmesi ve risk almaya yatkınlığı ifade eden“girişimcilik”, ekonomik değer ortaya çıkarmayı amaçlayan, yenilikçi ve atılımcı nitelikli, organize olmuş iktisadi faaliyetleri içerir.

“Girişimcilik=entrepreneurship”, başta ekonomik, sosyal, yönetsel, psikolojik ve kültürel olmak üzere çok yönlü incelenmesi gereken bir kavramdır. Müteşebbislik olarak da adlandırılan bu kavram, toplumların temel gelişim dinamiği olan “girişimci”lerin iyi analiz edilmesiyle açıklanabilmektedir.

“Girişimci”, kâr hedefi içinde çeşitli riskleri göze alarak üretim faktörlerini bir araya getiren ve ürün ya da hizmet üretimi için gerekli ortamı hazırlayan kişi olarak tarif edilir. Bu bağlamda girişimci, üretim faktörlerini (emek, sermaye, doğal kaynak, teknoloji) en son teknik, yöntem ve bilgilerle bir araya getiren, ürün ve hizmet üreten veya üretilen ürün ve hizmetleri kâr amacıyla piyasaya sunan, satış sonrasında da ortaya çıkacak kâr ya da zararı üstlenerek riski karşılayan ve ticari gelişmeyi hedefleyen yatırımcıdır.

Girişimci, belirli bir projeyi, girişimcilik anlayışına uygun biçimde geliştirmek üzere gözler önüne seren ve tanıtan kişi olarak tanımlanabilir. Girişimciler, yalnızca üstlendikleri faaliyetler ile değil, aynı zamanda yüklendikleri riskler, yeni servet yaratmada hedefledikleri özel faaliyetler dizisi ve refah oluşturmadaki özel yaklaşımları ile de nitelendirilebilirler. Girişimciler, faaliyetleri üstlenen birer yönetici, ekonomik değişimlerin birer temsilcisi, yeniliklerin izleyicisi ve aynı zamanda toplumun birer ferdidirler. Bu özellikler girişimciyi çok yönlü ve komple bir kişilik yapısına sahip olmaya yönlendirir.

Girişimciliğin en önemli belirleyicileri; risk içeren kararlar alabilme, hem yaratıcı hem de atılımcı bir kişilik yapısına sahip olma, ileriyi görme ve geleceği tahmin etme, başkalarının bakıp göremediklerini fark edebilme, etkin bir liderlik yapabilme ve pozitif cesarettir. Malta’lı düşünür De Bono, girişimciyi tanımlayan, bir şeyi gerçekleştirme tutkusudur derken, bunun bir yazar ya da ressamın tutkusundan farklı olmadığını vurgular. Daha önce bulunmayan bir şeyi ortaya çıkarmak onun en büyük amacıdır. Girişimciyi farklı kılan, yalnızca düşünmeyen, fikirlerini kağıt üstünde bırakmayan, “eylem”i seçen kişi olmasıdır.

Girişimcilerin ticari faaliyetlerini gerçekleştirmek için kurdukları ekonomik birimlere de “girişim” adı verilir. Girişimciler toplumda işlerin saat gibi yürümesini sağlayan işletmeci gruplara karşın, evrimle değişimi getiren risk grubunu oluştururlar. Onlar hep yeninin peşinde koşarlar ve başkalarının farkedemediği işleri keşfedip yeni iş alanları açarlar. Tabii böylelikle toplumların da önünü açarlar. Müteşebbislik ruhunu ortaya çıkaran bir test olarak bilinen şu soru (Bir anda istediğin kadar paraya kavuşsan ne yaparsın? Faaliyetlerini durdurup yeni işler peşinde mi koşarsın, yoksa işine devam mı edersin?) karşısında girişimciler, hep “yeni faaliyetleri” seçmişlerdir. Tarih de bu gerçeği bütün açıklığıyla bizlere göstermektedir.

gi2

Tarihi neredeyse insanlık tarihi kadar eski olan “girişimcilik”, insanlığın bilinen dönemlerinden bu yana ekonomik ve toplumsal gelişmede daima anahtar rol oynamış bir olgudur. İlk çağlardan beri, insanların sayısız gereksinimlerini karşılamak için üretim faaliyetleri gerçekleştirilmiş, bu da girişimciliği ortaya çıkarmıştır. Girişimciliğe ilişkin gelişmeler, bugün modern üretim ve yönetim tekniklerine ulaşılıncaya kadar çeşitli evrelerden geçmiştir.

Tüccarlar, ilk dönemlerde kervan yolları ile deniz yollarının bulunması ve gelişimi sonucunda, uzun mesafeli ticaretin gelişimine paralel olarak girişimcilik faaliyetlerine başlamışlardır. Söz konusu faaliyetlerin, girişimciliği ifade eden tüm ekonomik etkenlikleri barındırdığına tanık olunmaktadır.

Anadolu’nun sosyo-ekonomik tarihinde girişimcilerin çok önemli bir yeri vardı. İlk Çağ Anadolu medeniyetlerinde tüccarlar ve zanaatkarlar, hem devlet yönetimi, hem de ekonomik işleyiş ve toplumsal düzen açısından kilit rol oynuyorlardı. Bu anlamda Asur Devleti’nde girişimcilerin devletin büyümesinde ve otoritenin yayılmasında üstlendikleri işlev iyi bilinmektedir. Asur Ticaret Kolonileri, zamanının en gelişmiş ekonomik karakterli yönetsel yapılanmalarını oluşturuyordu. Hititler’de, Lidyalılar’da, Urartular’da ve İyonyalılar’da girişimciliğin önemi ve etkileri bakımından benzer özellikleri görmek mümkündür.

Anadolu’nun ve etrafındaki coğrafyanın dört bir yanına yayılan girişimciler, gittikleri yere hayat vermişler, ticareti ve ekonomiyi geliştirmişler, dolayısıyla toplumsal ilerlemeye ön ayak olmuşlardır. O dönemdeki devlet yönetiminde, devletin taşrayı idare etmesinde, vergilerin alınmasında, vergi karşılığı toprakların işlenmesi ve asker barındırılmasında girişimci sınıfın birinci planda geldiği görülür. Ege ve Karadeniz boyunca uzanan antik kentleri, o zamanların girişimcileri kurmuşlar ve bu kentler ekonomik aktivitelerin merkezi olmuşlardır. İlk Çağ’da Miletli, sonraki çağlarda Cenevizli ve Venedikli tüccarların Cebel-i Tarık’tan Hopa’ya ve Lazkiye’ye kadar uzanan sahillerde girişimciliğin parlak örneklerini sergiledikleri bugüne ulaşan tarihi eserlerde ve belgelerde sabittir.

Ortaçağ boyunca müteşebbis güç varlığını ve etkinliğini devam ettirmiştir. Bilhassa deniz yollarının daha çok kullanılmaya başlanması, yeni keşifler ve ilmi icatların artmasıyla girişimciler, daha uzaklara daha büyük ve çeşitli yatırımlara açılmışlardır. Örneğin Marco Polo, Uzak Doğu ile Batı dünyası arasında adeta ekonomik bir köprü kurmuş, ticari mallarını satabilmek ve başka metalar alıp değerlendirmek için tabiat koşullarına, yağmacılara, coğrafi engellere ve de dönemin olağan durumları kabul edilen savaşlara ve karışıklıklara karşı her türlü riski göze almıştır. Dünyanın değişik bölgelerinde farklı toplumlardan insanlarla sözleşmeler yapmış, bir çok ticari işlemlere imza atmıştır.

Feodal Beylikler ve İmparatorluklar dönemindeki girişimciler nasıl bir önceki çağa göre büyük işlere adım atmışlarsa, ulus-devlet döneminde girişimcilik hareketlerinin, feodal döneme göre daha da yoğunlaştığı ve etkilerini arttırdığı gözlenmiştir. Ulus-devlet döneminde girişimcilik olgusu da dönüşüme uğramıştır. Bu dönemde girişimciler, uzun dönemli kâr beklentisini ön plana çıkarmışlar, yeni hammadde arayışı içine girmişler, yeni teknikler geliştirmişler ve daha büyük ticari girişimler oluşturmak için örgütlenmeye başlamışlardır.

İngiltere’de doğan Sanayi Devrimi’yle başlayan sanayileşme süreci, önce Kıta Avrupası’na, daha sonra da Amerika öncelikli olarak dünyanın diğer bölgelerine yayılarak, yepyeni bir ekonomik düzenin oluşmasını ve zenginliğin artmasını sağlamıştır. İşte bu yeni dönem girişimciliğin de yeniden şekillenmesinin, girişimcilerin dünyanın her yanında etkili olmalarının ve liberal ekonomilerin gittikçe daha hissedilir bir şekilde dünya ekonomisinde ve siyasetinde ağırlıklarını koymalarının yolunu açmıştır.

Bilişim Çağında Girişim

girisim3

Dünya, Ondokuzuncu Yüzyılın sonlarına doğru Atlantik’in öbür yakasında dev bir ekonominin doğmasına tanık olurken, ortaya çıkan muhteşem Amerikan zenginliğinin ardında aynı fenomen yer almaktaydı: “Girişimcilik”. Amerikan özgürlüğünün en belirgin çizgisini “girişim özgürlüğü” oluşturur. “Bırakınız yapsınlar” sloganıyla özdeşleşen müteşebbislik hürriyeti, o imrenilen müteşebbis gücü, o güç de yarım yüzyıllık bir zamanda dünyanın en büyük ekonomik gücünü doğurmuştur. Bugün en başta ABD’de olmak üzere, diğer büyük ekonomilerde (Japonya, Almanya, İngiltere, Fransa v.d.), dünyadaki az gelişmiş veya gelişmekte olan pek çok devletin tüm milli gelirinden daha büyük sermayeye ve üretim gücüne sahip girişimciler bulunmaktadır. Türkiye’nin GSMH’dan daha büyük maddi varlığa sahip ABD şirketleri (General Motors v.b.) bunun bariz örneğidir.

Günümüzde girişimcilik, çok yönlü incelenmesi gereken bir kavramdır. Girişimcilik, salt girişimcilerin kendileri ve yöreleri için değil, ülkeleri için de çok şey ifade etmektedir. Zenginlik ve refahın kaynağı olan girişimcilik, aynı zamanda toplumların dışarıya karşı gücünü ve etki alanını da belirleyen kritik bir olgu haline gelmiştir. Doğal kaynakları kıt olan ülkelerin (Japonya, Danimarka, Hollanda, Güney Kore, Hong Kong, Singapur, Taiwan, İsviçre v.b.) girişimcileriyle zengin olduklarını ve zengin kaldıklarını hemen herkes bilmektedir. Ekonomik güç, siyasi gücü ortaya çıkarmakta ve ülkenin dünya dengelerindeki yeri buna göre belirlenmektedir.

Artık büyük girişimciler daha büyük oynamakta ve küçük girişimlerle doymamaktadırlar. Düşünün bir kere, Sezar’ın Pazarı bile Bill Gates’in pazarlarından ne kadar da küçükmüş meğer! Bilişim çağında girişim, bilginin üstünlüğüne dayanıyor. Daha çok bilenler daha çok kazanıyor. Ve yeni yüzyılın girişimcileri, global düşünen, rekabet gücünü global eksene oturtanlardan çıkmaktadır. Onlar için tüm dünya bir pazardır. Küresel düşünmek ve küresel boyutta hareket etmek onların vazgeçilmezidir. Eskiden bir bölgede, bir yörede ticaret kolonileri kurulurken, yirmibirinci yüzyılda küresel ölçekli koloniler oluşturulmaktadır. Girişimcilerin girmedikleri bir toprak parçasının kalmadığını söylemek gerçeğe aykırı olmaz.

Başarılı Bir Girişimcinin Belirleyici Özellikleri
Başarılı bir girişimci, temel nitelikteki bazı özelliklere sahip olmak zorundadır. Bir girişimcide bulunması gereken özelliklerden en başta gelenleri şunlardır:

• Vizyon sahibi ve etkili bir lider olmak,
• Yöneticilik yeteneklerine sahip olmak,
• Değişime duyarlı olmak ve piyasaları iyi izlemek,
• Değişim yaratacak üretim, satış ve pazarlama stratejileri geliştirmek,
• Ürün ve hizmetlere olan ihtiyaç ve taleplere ilişkin öngörülerde bulunmak,
• Ulaşılabilir ortak hedefler belirlemek ve hedeflere en uygun ulaşma yollarını göstermek,
• Organizasyon ortamını ortak hedeflere uygun hale getirmek,
• Her şeyi ölçülebilir kriterlere indirgemek,
• Yüksek motivasyon yeteneğine sahip olmak,
• Zamanı iyi yönetmek,

Kısacası girişimcilik ruhunu şu noktalarda toplamak mümkündür: Yeni fikirler üreten, sentez yapan, ürün/hizmet geliştiren, bunları yeni stratejilerle pazarlayan, önderlik yapan, risk alan ve geleceği öngören kişilerdir girişimciler.

Girişimciliğin Önemi ve Konunun Bize Bakan Yönü
Globalleşme süreci ile giderek yoğunlaşan ve bilgi ekonomisine dayalı bir kavram haline gelen rekabet, girişimciliğin ve girişimcilerin önemini bir kat daha artırmaktadır. Rekabete gerek birey ve firma bazında, gerekse toplumsal boyutuyla bakıldığında, girişimciliğin değeri anlaşılmaktadır. Rekabet üstünlüğüne dayalı bir dünya düzeninde, girişimcilerimizin daha etkin olmaları, rekabet güçlerini artırmaları, büyük düşlerle daha büyük işlere girişmeleri ve daha uzak yollara düşmeleri gerekmektedir..

Girişimcilik, başta ABD olmak üzere, tüm gelişmiş ülkelerde ve hemen her endüstri dalında olduğu gibi, gelişmekte olan ülkelerde de önemlidir. Bu önem, özellikle üç alan için vurgulanabilir: “Yenilikçilik-icatçılık”, “Yeni işletmelerin doğması-büyümesi”, “Yeni iş alanları oluşturma”.

Gelişmiş ülkelerde, bilhassa ABD’de giderek artan girişimcilik-yenilikçilik faaliyetleri, durgun endüstrileri harekete geçirmiş ve yeni iş alanları temin ederek, işsizlik sorunlarını azaltma eğilimi yaratmıştır. Hatta, girişimcilik-yenilikçilik, teknolojik ilerlemenin hızlandırıcısı olarak yeniden keşfedilmiştir. Bundan ötürü, az gelişmiş ekonomilerde girişimcilik faaliyetlerinin desteklenerek geliştirilmesi, ekonomik büyümenin özel ve öncelikli bir koşulu olarak önerilmektedir.

Ekonomik gelişme ile girişimciliğin desteklenmesi ve rekabetin teşviki arasında paralel bir ilişki vardır. Girişimcilerin önünün açılması ve engellerin kaldırılması ile, ekonomik kalkınmanın hızlanmasına, işsizliğin azaltılmasına ve refahın büyüyüp yaygınlaşmasına hizmet edileceği bilinmelidir. Girişimciler bir yandan işlerini büyütürken, bir yandan da içinde yaşadıkları toplumun ekonomik gücünü büyütmekte, bölgesel kalkınmayı ve kentsel gelişmeyi tetiklemektedirler. Bu açıdan girişimciler, bulundukları yörenin, deyim yerindeyse “büyüme makinesi” dirler.

Kalkınma yarışında henüz istenilen seviyeye gelemeyen ülkemiz açısından bu konu kuşkusuz büyük önem arz etmektedir. Ekonomik krizler, siyasi çalkantılar, müzminleşen bazı iç sorunlar, çevredeki yıllar süren savaşlar ve dış piyasalarda zaman zaman belirginleşen sıkıntılar karşısında gelişmek ve büyümek elbette zor olacaktır. Ama bu zoru başarmak durumundayız. Ülke ve toplum olarak bunu başaracak güce ve potansiyele de sahibiz.

Ülkemizi global ekonomik arenada güçlü kılacak en önemli kaynaklarımızın başında girişimcilerimiz gelmektedir. Türkiye’nin tabii ve beşeri kaynaklarını, sermaye ve bilgi birikimlerini en optimal bileşimlerde birleştirip, ekonomik birimler olarak bunlara hayat kazandıracak ve bizi rekabette güçlü kılacak olanlar girişimcilerimizdir. Sesimizi dünyaya duyuracak, dünyanın her köşesinde elimiz kolumuz olacak gönüllü büyükelçilerimizdir onlar. Bütün gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, bu ülke de girişimcileriyle büyüyecek, işsizin ve aşsızın yüzü yeni girişimlerle gülecektir.

David Mc Clelland adlı bir araştırmacı, 1960’lı yıllarda yaptığı bir çalışmada, çeşitli ulusları girişimcilik yönleriyle karşılaştırmış, yayınladığı “The Achieving Soceity=Başaran Toplum” adlı eserinde bizim birinci sıraya yerleştiğimize karar vermiştir. Bunun benzeri bir tespit, 2000’li yılların başında, dünya üzerinde otuzu aşkın üretim işletmesi bulunan Toyota Motor Grubu’nun çalışmasında ortaya çıkmıştır. Toyota faaliyette bulunduğu ülkelerdeki işletme sahipleri ve çalışanlar nezdinde yaptığı araştırmada, en girişken ve algılama-kavrama ve adaptasyon kabiliyeti en yüksek insanların bizde bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.

O zaman güzel bir soru akla gelmekte hemen: Peki neden bu durumdayız? Cevabını hemen herkesin kestirebileceği bu sorunun belki de en kestirme karşılığı, “var olan cevherin kullanılamaması” gerçeğinde yatmaktadır. Nüfusumuzun çoğu genç ve aktif yaşta bulunmakta, yaklaşık yarısı ise 18 yaş ve altında yer almaktadır. Genç insanlar doğal olarak girişimci bir ruh taşırlar. İnsanımızın artık daha eğitimli ve donanımlı yetiştiğini de dikkate alırsak, önemli olanın bu potansiyeli harekete geçirmek ve girişimciliği desteklemek olduğu anlaşılır. Türkiye’de girişimcilik hevesi çok güçlü olmasına karşılık, bu olgunun değerlendirilmesi ve yönlendirilmesi konusunda yeterince çalışma yapıldığını söylememiz henüz mümkün değil. Girişimcilik olgusu her boyutuyla iyi analiz edilip değerlendirilmeli, devlet bu alanda köstekleyici değil, destekleyici bir rol oynamalıdır.

Şirket kurma işlemlerinden, yatırım faaliyetlerine, dış ticaret işlemlerinden, yabancı sermayeye kadar ekonomik faaliyet sahalarında bürokrasinin minimuma indirilmesi, işlemlerin sayı ve zaman olarak azaltılması, yüksek vergilerin kademeli olarak aşağıya çekilmesi, kayıt dışı ekonominin olabildiğince kayıt altına alınması, yüksek enerji ve istihdam maliyetlerinin makul düzeylere getirilmesi, finans maliyetlerinin azaltılması ve farklı finans enstrümanlarının devreye sokulması ile bir bütün olarak kamu bürokrasisine girişimciliğin önünü açacak bir misyon yüklenmesi, ayrıca belediyelerin bu alanda daha faal olmalarının ve yerel girişimciliğin gelişimine katkıda bulunacak hizmet ve destek faaliyetlerine girmelerinin sağlanması, en başta gelen önlemler olmalıdır.

Bürokratik kolaylıklar, başarılı özelleştirme çalışmaları, işlevsel büyük serbest bölgeler, daha cazip hale getirilmiş organize sanayi bölgeleri, üniversite sanayi işbirliği, orta öğretimden itibaren eğitimde sanayicilik ve girişimcilik konuları üzerine dersler verilmesi, girişimcilere bedelsiz ya da düşük bedelli arsa temini, sektörel ve bölgesel bazda rasyonel uygulanacak teşvikler, vergi kolaylıkları, etkili ve istikrarlı ekonomik programlar, yabancı sermayeyi çekecek tedbirler, küçük ve orta ölçekli sanayicilerin daha ciddi desteklenmeleri, işletmelere eğitim ve tanıtım konularında parasal ve hizmet desteğinin sağlanması gibi yöntemlerle girişimciliğin desteklenmesi ve geliştirilmesi sağlanabilir.

Sonuç olarak ülkemizin gelişmesi ve insanımızın daha iyi yaşam koşullarına sahip olması amacına ulaşılacaktır. Girişime desteğin, gelişime destekle eş anlamlı olduğu unutulmamalıdır.

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_ABOUT_AUTHOR

Prof. Dr. Bekir Parlak