Asimo

Ömer Kalın tarafından yazıldı. Aktif .

Muasır Medeniyetin Neresindeyiz? Asimo

Kasım 2004’de İstanbul bir otomobil fuarına daha ev sahipliği yaptı. Fuar dev otomobil markalarının ve otomobili üreten ülkelerin gövde gösterisine sahne oldu. Göz kamaştırıcı yüzlerce çeşit teknoloji harikası otomobiller. Bu fuarda ne yazık ki ülkemizin ürettiği kendi markamız olan bir otomobili sergileyemedik. Sadece seyrettik ve adamlar yapmış dedik geçtik. Peki adamlar sadece otomobil mi yapmış? Hayır adamlar bir de robot yapmış. Asimo.

Japon otomobil devi Honda’nın yapmış olduğu robot Asimo. Japon Honda firması otomobil fuarında Asimo şovuyla gövde gösterisi yaptı. Honda yetkililerinin yüzleri gülüyordu. Çok mutluydular, kendileri ile gurur duyuyorlardı, tabiki bunu da sonuna kadar hak ediyorlardı.

Japonlar bir de şov hazırlayıp, fuarı ziyaret eden Başbakan Tayyip Erdoğan’la tokalaştırıp, ikisini yan yana yürüttüler. Hatıralardan silinmeyecek güzel bir görüntü. Sizce bu kadar mı?

Sizler bunu nasıl değerlendirdiniz bilemiyorum ama ben gerçekten çok etkilendim. Bir tarafta konuşan, yürüyen, gören, duyan geliştirilmiş bir robot, diğer tarafta ona şaşkın ve tedirgin bakışlarla bakan bir başbakan. İşte burada durup biraz düşünmek gerekiyor. Ben şöyle düşünüyorum.

Japon Asimo’nun karşısına başbakanımızı dikmek ve tokalaştırmak yerine bizim de bir Türk Alisimo’muz olsa da karşılıklı onlar tokalaşsaydı ve beraber bu yollarda onlar yürüselerdi daha iyi olmaz mıydı. O zaman biz de Japonlara cevap vermiş olmaz mıydık. Tabiki güzel bir cevap olurdu. Ama ne kadar zor olacağını hepimiz biliyoruz.

Peki bu Japonlar bizden çok mu akıllı? Hayır, kesinlikle değil. Peki yüzölçümü, nüfusu, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri yani coğrafik yapısıyla mı bizden güçlü? Hayır değil. Ya da insanları fiziksel olarak mı bizden üstün? Hayır hiç değil. O zaman nasıl başarmışlar? 60 sene önce yerle bir olmuş, haritadan silinmiş bir Hiroşima ile bu kadar kısa sürede nasıl bu kadar gelişmişler? Başarmak isteyen bir insanın yada toplumun önce hedefi olmalı ve o hedefe ulaşmak için birlikte omuz omuza çalışmalı, hem de çok çalışmalı. Kendilerinden sonra gelecek nesilleri için kendilerini feda edebilecek kadar fedakar, cefakar nesiller olmalı. Geçmişine, adetlerine, kültürüne bağlı, geçmişinden güç alan, geçmişini inkar etmeyen ama yenilikçi, hep yarınlar için çalışan, hep öğrenen, eğitimli nesiller yetiştirmeli. Japonların yaptığı da bundan başka bir şey değil.

Peki biz niye başaramıyoruz? Sebepler o kadar çok ki. Ülke olarak maalesef birlikteliği, birbirine hoşgörüyü, omuz omuza kol kola çalışmayı sevgi ve saygı ile birlikte yaşamayı ve paylaşmayı başaramadık. Hep birbirimizle uğraştık. Hem de kılık kıyafetle şekilcilikle uğraştık. Genç, çalışkan, düşünen, üreten beyinlerin içindeki gücü ateşleyemedik veya değerlendiremedik. Beyin göçüne sebep olduk. Sen çağdaş değilsin, bu üniversitede okuyamazsın, kılık kıyafetin uymuyor diyerek %90 emsalini geride bırakarak kazandığı üniversiteden geri çevirmiyor muyuz gençlerimizi? Ya da okumasın, okulu kazanamasın diye ilginç ilginç sınavlar yapmıyor muyuz, barajlar koymuyor muyuz önlerine?

Daha yirmi beş sene öncesine kadar üniversite gençliğini, evlatlarımızı birbirine kırdırdık sağcısın solcusun diye. Bu nesil mi bizi muasır medeniyetler seviyesine çıkartacaktı? Sonuç ortada. Geçmişinden kopuk, ezberci, hazırcı, kolaycı, üretemeyen, düşünmeyen çalışmayan eğitimsiz bir nesil.

Artık savaşlar eskisi gibi topla, tüfekle, tankla olmuyor. Amerika’nın, Afganistan’da ve Irak’ta yaptıklarını da hiçbir ülke onaylamıyor zaten. Bütün dünya nefretle kınıyor buna Amerikan halkı da dahil. Artık savaşlar bilimde, fende, sanatta, sporda, teknolojide yaşanıyor. Buna da tabi savaş demek doğru olmuyor, belki rekabet, belki yarış demek daha doğru. Dolayısıyla savaş kelimesini ve kendisini hiç kimse istemiyor.

Bu yarışta bizde olalım, sporda, bilimde, teknolojide, üretimde, sanayide, tarımda, hayvancılıkta kısacası her alanda biz de başaralım. Bizim de uluslararası fuarlarda gururlanacağımız Türk Malı ürünlerimiz olsun.

Eğitimli bir kişiyi daha topluma ve ülkeye kazandırmak hepimizin görevi olsun. Gerçekten okumak isteyip de imkansızlıktan dolayı okuyamayan bir sürü gencimiz var. Onlara sahip çıkalım. Onların önlerini açalım. Belki de bizim Alisimo’muzu bu gençlerden birisi tasarlar. Ne dersiniz?

Ülkemizde gerçekten üreten, çok çalışan, ülkesini seven, başarılı işadamları ve sanayicilerimiz var. Ülke olarak onlara yardımcı olalım. Onları destekleyelim. Her işadamına vergi kaçakçısı muamelesi yapmayalım. Yapamazsın edemezsin deyip önüne bürokratik bir sürü engel koymayalım. Yaparsın diyelim. Bürokrasiyi kaldıralım engelleri kaldıralım. Zaten çalışan, üreten, daha çok çalışmaya hazır olan o insanları biraz da devlet olarak biz yönlendirelim, motive edelim, ödüllendirelim ki daha çok çalışsınlar. Ülkemize daha çok katma değer kazandırsınlar. Ülkemiz gerçekten bir işadamı için çok ağır bürokrasi, vergi, sosyal sorumluluk ve risklerle dolu. Ama buna rağmen, her şeye rağmen, cesaretli, çalışkan ve üreten işadamları ve sanayiciler var. Bu kişileri bu sebeplerle yurt dışına kaçırmayalım. Onlara da sahip çıkalım. Üretimlerini ve teknolojilerini devlet imkanları ile destekleyelim. Yine devlet imkanları ile onları daha çok üretmeleri, daha başarılı olmaları için tüm imkanları onlara ulaştıralım. Belki bu üretici firmalardan biri de bizim Alisimo’muzu icat eder. Biz de gururlanırız. Bizde başkalarına şov yaparız. Kimbilir?