Cumalıkızık

Mithat Kırayoğlu tarafından yazıldı. Aktif .

Tarih kokan bir mekan; Cumalıkızık

Bursa'dan doğuya doğru Uludağ'ın yamaçlarına dizilmiş Kızık köyleri... Derekızık, Fidyekızık, Değirmenlikızık, Hamamlıkızık ve Cumalıkızık. Her birinin bir kuruluş öyküsü, efsanesi var. Ama tümü için ortak olanı, Selçukluların parçalanma döneminde Anadolu' ya geçen Türkmen boylarından “Kızık” ların bu bölgeye yerleştiğidir. Dağa doğru üç kilometre yürürsek Bizans kalıntıları çıkar karşımıza. Belki bu önemli Türkmen yerleşmesi, çoğunlukla olduğu gibi bir Bizans yerleşmesinin hemen dibini hatta üstünü yer olarak seçti kendine. Bunu söyleyebiliyoruz, çünkü köyde bulup okuduğumuz belgelere göre ilk Osmanlı yerleşmelerinden biri olması gerek Cumalıkızık'ın. Gerçek ismi “Camilikızık” bir vakıf köyü ve Orhangazi Vakfiyesinden... Bursa Kadı Sicilleri arasında Kızık köyleri ile ilgili şer'i mahkeme kararlarına rastladık. Ayrıca incelenmesi gerekli Evkaf Defterlerinde, Defter-i Hakani'lerde, Hüdavendigar Livası' nda ne gibi bilgilerin saklı olduğunu bilemiyoruz. Köyün hemen altında, Deliçay kıyısında, terk edilmiş “Koca Mezarlık” ve mezar taşları, dillerinden anlayan birilerini bekliyor konuşmak, söyleşmek için. Ve nihayet Köy... Asırları kucaklayan tarihi hamamı ve camii, birbirlerine sokulmuş görkemli evleri ve olağanüstü sessizliği ile adeta gerçek üstü bir dünyaya, bir başka çağa taşıyor bizi. Organik dokuya uygun, köşelerde zengin bir biçimde pahlanarak kıvrılan daracık sokaklar, bazen evlerin ikinci katına kadar tırmanan dolu taş duvarlar, sonra sokağa doğru açılıp saçılan cumbalar, kafesler...Kapıyı açıp girdiğimizde, tarlada başlayan üretim eyleminin devam ettiği, taşlıklı avlu ve onun etrafında aile bireylerinin önemine uygun olarak çeşitli kotlarda yerlerini bulan yaşam mahalleri.

Kimler yaşadı buralarda? Nasıl insanlardı? Ne ekerler, ne biçerler, ne düşünürlerdi? Birbirleriyle, çevreyle, devletle ilişkileri nasıldı? Bütün bu ilişkiler evlerini, köylerini şekillendirdi. Ve bu evler, bu köy, tesadüfi bir koruma sonucu günümüze dek geldi. Bu evleri inceleyerek, diğer bulgularla bütünleştirerek, o ilişkilere ait ip uçlarını bulabilir miyiz?

Bakın, Vakıf müfettişinin 1685 yılında tuttuğu zabıtta köy halkı, suların paylaşımı ile ilgili şikayetini nasıl dile getirmiş: “Uludağ' da bulunan Kırkpınar adlı yerden işbu Balıklı adlı vadiye akan suyun dağ tarafındaki kaynağından doğu tarafı Cumalıkızık ve batı tarafı Fidyekızığı adlı köyler toprağı olup, doğu tarafındaki kaynağından çıkışından sonra tamamen köyümüz arazisinde işbu Balıklı adlı vadide akıp, yaz günlerinde eski günlerden beri yarısı ile bizim bahçelerimiz, bostanlarımız ve tarlalarımız sulanıp, diğer yarısı ile Fidyekızık halkının bostanları sulanıp, anılan Sultan Orhan Vakfına adı geçen su sebebiyle senede on beş bin akçe kadar bostanların öşrü ödenirken ve kış günlerinde çoğu arazimizi tahrip edip, diyetini ödemek bize isabet eder iken, elimizde paylaşmaya dair şer'i mahkeme kararı ve padişah fermanı var iken, Fidyekızık köyü halkı eski adete muhalif olup, paylaşmaya razı olmayıp, adı geçen suyu yaz günlerinde müstakilen zapt edip, vakfımız ve köyümüz halkına çokça zarar ederler. Mevcut durum etraftaki köyler halkından öğrenilir ve kararları yazılmak isteğimizdir.”

Cumalıkızık Köyü’nün bugün de Gürsu Köyü ile su anlaşmazlığı var. Anlaşmazlığı bir tarafa bırakırsak, belgeden öğrendiğimiz, Cumalıkızık' ın bir vakıf köyü olarak belli hakları ve görevleri olduğu.

Bütün bunlar kopuk kopuk bir takım çağrışımlar getiriyor düşüncemize, düşümüze. Konuya bu kapsamda girersek, acaba çıkabilir miyiz bugüne? Bulabilir miyiz Osmanoğulları' nın Kayı boyundan mı, yoksa Selçuk ucundan mı olduklarını? Asya'dan, İran'dan, Anadolu'ya neler taşıdıklarını, Bizans'tan neler öğrendiklerini? Anadolu'nun bu zengin karışım döneminde, evliyalar, veliler, babalar ve gazilerle Osmanlı' nın bir beylikten imparatorluğa nasıl dönüştüğünü görebilir miyiz?

Bütün bu sorular yaklaşık yirmi yıldır soruluyor. 80' li yılların başında Cumalıkızık yeniden keşfedildikten sonra sadece şu sorular soruldu. Köyü ziyaret edenler Cumalıkızık evlerine bakıp hayranlıklarını dile getirdiler. Üniversiteler bitmek tükenmek bilmeyen araştırmalar yaptılar, ama köy eskimeye, yıkılmaya, bozulmaya devam etti.

Hayattan kopuk bilimsel gevezelikler sürerse Cumalıkızık hızla değişen yaşamdan tamamen kopacak. Ya da doğru bir eylem programı ile geçmiş, geleceğe bağlanacak. Bu “olmak ya da olmamak” noktasında Büyükşehir Belediyesi’nin duyarlı yaklaşımına tanık oluyoruz. Bursa Büyükşehir Belediyesi, Rio Konferansı kararları doğrultusunda yürütüğü Yerel Gündem 21 Eylem Programı çerçevesinde Cumalıkızık Koruma ve Yaşatma Projesi'ni gündeme alıyor. Bir yandan Belediyece satın alınan üç ev ile ilgili proje ve uygulama hazırlıkları yapılırken diğer yandan daha önce üretilen 1/1000 ölçekli koruma planı doğrultusunda geliştirilecek olan bir Kentsel Tasarım Projesi hedefleniyor. Amaç Cumalıkızık Köyü’nü sadece fiziksel anlamda koruyarak yaşayan bir müze haline getirmek değil, aynı zamanda o görkemli evlerin içini, bu güne ait yaşamla doldurup köyün, köylülerle birlikte yeniden doğuşunu gerçekleştirmek. Ve bütün bu çalışmalar Yerel Gündem 21 ilkeleri doğrultusunda, köylüler ve sivil toplum örgütlerinin katılımı ile gerçekleştiriliyor.

Şimdi bir tek soru sormak istiyorum. 1999 yılında, Osmanlı' nın 700. Kuruluş yıldönümünü kutlarken, Osmanlı başkenti Bursa'dan, Cumalıkızık Köyü’nden, tüm Türkiye coğrafyasına sıcak bir merhaba diyebilecek miyiz?

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_MORE_ARTICLES