BAL GİBİ OLUR

Özkan Özipekliler tarafından yazıldı. Aktif .

arc

 ‘Bal gibi olur’ diyerek olmayacağına inanılan işlerin bir çırpıda olacağını iddia ederiz yada anlatmaya çalışırız.Bal gerçekten mucizevi bir şekilde oluşur. Balı yapan arı sıradan bir böcek değildir.

Sanki yaşamımızın devamı için Allah tarafından görevlendirilmiş bir hayvandır. Arıların yaşamını izlediğimizde, balın özelliklerini ve güzelliklerini incelediğimizde kutsal mesajları görmemek mümkün değildir.

Arıların hayatları hakkında en iyi bilgi onları kovanlarında gözlemekle elde edilebilir. Kovan içine bakıldığında dikey vaziyette asılmış balmumu tabakaları ve onların üzerlerinde petek yapmaya çalışan arılar görülür. İşçi arılar orta ayaklarında bulunan balmumu çubuğu ile balmumunu toplayarak ağza götürür. Çeneleri arasında çiğneyerek kullanılabilecek kıvama getirir. Karın yüzeyleriyle de cilalayarak altıgen prizma şeklinde binlerce petek yaparlar. Petekler altıgen prizma şeklinde olup, en az balmumuyla en çok balı depo edebilecek şekilde imal edilirler. 500 gram balmumundan otuz beş bin petek yapılıp, içine 10 kg bal saklanır. Petek duvarları santimetrenin 1/500’ü inceliğinde olup kendi ağırlığının 30 mislini taşıyabilir. Altıgen prizma aynı zamanda dışarıdan zorlamaya karşı en dayanıklı şekildir.
Arılar, boruya benzer emici dilleriyle nektar da denen bal özünü çiçeklerden emerler. Midelerinin ilk bölümü olan “bal midesine” aktarırlar. Nektar bala çevrilirken arılar sağladıkları invertaz enzimi sayesinde sakkarozu inversiyona uğratarak früktoz ve glikoz şeklinde basit şekerlere dönüştürürler.
Bir kovanda 50-60 bin kadar arı bulunur. İyi bir mevsimde bir kovandan günde 1 kg bal üretilir. Bir kovanın kurulabilmesi için de, en az 40 bal arısına ihtiyaç vardır. Bunların arasında da yumurtlayan kraliçe ana arının olması şarttır. Kovan içerisinde 12 günlük koza devresinin sonunda kapağı yırtarak genç bir arı olarak dışarı çıkarlar. Bunların arasında işçi, erkek ve kraliçe arı görülebilir. Erkek arılar, işçilerden; kraliçe ana arı ise hepsinden daha iridir.
İşçi arılar, 14-15 mm boyundadırlar. Kısır dişilerdir. Küçük gözleri, polarize ışığa karşı hassastır. Petek gözler ise bizim göremediğimiz morötesi ışınlara karşı hassastır. Su, nektar ve bal emmek için boru şeklinde dilleri, koklama ve dokunmak için antenleri, saldırı ve korunmak için iğneleri, uçmak için iki çift kanatları, tutunmak ve yürümek için üç çift bacakları mevcuttur. Orta bacaklarında ise balmumunu toplamaya yarayan birer çubuk ile ön ayak ve göğse yapışan çiçek tozlarını toplamaya yarayan polen fırçası görevi yapan kıllar mevcuttur. Arka bacaklarda ise çiçek tozlarını doldurmak için birer kıl sepetçik bulunur. Altı hafta kadar yaşarlar (kışın 5-6 ay dayanırlar). Arı kovanının bütün işlerini yaş esasına göre işçi arılar yaparlar. Çiçek tozu, balözü toplar, petek yapar, larvalara bakar, kovanı temizler ve havalandırırlar. Dışarıdan saldıran düşmanlara iğneleriyle karşı koyarlar. Her arı cemiyetinin kendilerine has kokuları vardır. Kovan nöbetçileri bu kokuyu taşımayan fertleri içeri sokmazlar. Erkek arılar, İlkbaharda ortaya çıkarlar. İşçilerden iri kafalı olmalarıyla ayrılırlar. Sayıları bir kaç yüz kadardır. 3-6 ay kadar yaşarlar. Tek işleri ana arıyla çiftleşmektir. Morötesi ışığa karşı ise son derece hassastırlar. Bu özelliklerini zifaf uçuşu esnasında yön bulmada kullanırlar. Sonbahar başlangıcında kraliçeyle yaptıkları “zifaf uçuşundan” sonra artık kovan için yük olmaya başlarlar. Sonbahar sonlarında işçi arılar tarafından kovandan atılır veya öldürülürler. Kraliçe-Ana arı kovanda tektir. Boyu 18-20 mm kadardır. 4-5 yıl kadar yaşar. Tek işi yumurtlamaktır. Ortalama olarak dakikada 2 ve ömrü boyunca iki milyon yumurta yapabilecek durumdadır. Kendisinin, yumurta ve yavrularının bakımı, dadı işçi arılar tarafından sağlanır. Arı sütüyle beslenir, bakım ve temizliği yapılır. Arı sütü, işçi arıların yutak altı bezlerinin ürettiği vitamin ve proteince zengin bir madde olup, çiçek tozu ve balla karıştırılarak kraliçeye yedi- rilir.Kovanın gerçek idarecileri işçi arılardır. Nerede, ne zaman balözü toplanacağına, kraliçe arının nereye yerleştirileceğine, yeni bir koloni kuracak arıların ne zaman kovandan çıkarılacağına karar veren hep onlardır. Balmumu hazırlamak, yumurta ve yavruların bakımı, kovanın temizlik ve savunması hep onlara aittir. Kraliçe arının kararlarda hiç rolü yoktur. Balözü ile kovana dönen arı, bal midesindeki bu tatlı sıvıyı genç işçilerin ağzına kusar. Onlar da bunu ağızlarındaki salgılarıyla karıştırır ve kendi aralarında dilden dile geçirerek içindeki suyun bir kısmını buharlaştırırlar. Böylelikle fermantasyonun oluşmasını engellemiş olurlar. Sonra boş peteklere doldururlar. Artık bu sıvı, zevkle yediğimiz baldır. Bu işlemlerden sonra peteklerin ağzı, balmumu kapağı ile iyice kapatılır. Bal sıra dışı bir etkiye maruz kalmadıkça asla zamanla bozulmaz. Balı bildiğimiz şekerden ayıran çok önemli bir fark vardır. Şeker ancak sindirim sisteminde değişime uğradıktan sonra kana karışırken bal sindirime gerek olmadan çok süratli bir şekilde kana karışır. Vücudumuza alınan bal birkaç dakika içinde vücuda enerji verir.

bal1

Bal temel olarak mikroorganizmaların hayatta kalmasını sağlayacak nemden ve sudan yoksundur. Böylelikle balda hiçbir mikroorganizma canlı kalamaz. Bunun içindir ki bal, asırlardır yanık, yara ve deri ülserlerini iyileştirmek için kullanılmıştır. Bal yara üzerine sürüldüğünde oluşan hidrojen peroksit yavaşça vücut sıvıları tarafından sulandırılarak etkili hale geçer. Bal mikropları öldürüp vücudun hüc- relerinin zarar görmemesini sağlar. Bal pH'ı 3.2 ve 4.5 arasında olduğu için bakterilerin çoğalmasını önler. Bal içinde doğal antioksidan olarak işlev gören madde barındırdığı için uzun dönem tüketimi sonucu kanseri önlediği bildirilmiştir. Bal kolesterolü düşürmekle beraber sindirimi kolaylaştırır ve kolon kanserini önlemede etkilidir. Arılarda karın sonunda savunma organı olarak zehir kesesine bağlı bir iğne bulunmaktadır. Bu iğne geriye çentiklidir; bu yüzden böceklere karşı kullanıldığında sert kabuktan çıkabilir, insan ve hayvan etinden çıkamaz. Bu nedenledir ki arılar kendi hayatını tehlikede görmediği sürece insanı sokmaz. Arıların sokması savunmalarının en son safhasıdır; önce sesle uyarırlar, daha sonra toplu halde gürültü yaparlar, uyarırlar olmadı en son sokarlar. Arılar yapacakları bütün şeyleri nasıl öğrenirler? İşçiler çiçeklerin yerini keşfetmeyi, nektar emmeyi, polen toplamayı, bal petekleri yapmayı, larvalara bakmayı ve düşmanları iğnelemeyi nasıl öğrenirler? Balarısı mühendis gibi petek yapıyor. Bunu insanlar okumakla, öğrenmekle anlıyor. Arıya bunu bildiren elbette biri var. Tesadüflerle anlatılamayacak bir yaşam şekli ve bu süreçte üretilen mucizevi tatlar bize sunuluyor. Bilim olmasa bunu anlayabilmemiz mümkün değil. Arıya koloniler kurdurup balı ürettiren Allah, istediğinde tüm sorunlarımızı da bal gibi halledebilir. Hayat yolunda tüm isteklerinizin bal gibi gerçekleşebileceği, dertlerinizin ve sorunlarınızın da arılar gibi aşılabileceği ümitlerimle.