DEVLETİ YENİDEN DÜŞÜNMEK....

Prof. Dr. Bekir Parlak tarafından yazıldı. Aktif .

delet3

Peki aslında nedir devlet?

“Devlet”... Anlatması hem kolay, hem de zor bir sihirli sözcük. Öyle bir kavramdır ki “devlet”, kime sorarsanız farklı cevap alırsınız. Kimine göre “baba”, kimine göre “en büyük güç”. Bazıları devlet denilince “şefkat” anlar, bazıları ise “kuvvet”. Devlet insanlara göre “rahmet” ya da “zahmet” olarak algılanabilmekte. Tecrübelerimiz göstermektedir ki devlet, yeri geliyor “hizmet” oluyor insanlar için, yeri geliyor “hezimet”. Ama neresinden bakarsanız bakın devlet demek, çok şey demektir. Milletleri ve medeniyetleri onsuz açıklamak beyhudedir. Tarih devletlerle vardır ve öyle olacaktır.

Peki aslında nedir devlet? Burada teorik tanımlara yer verecek değiliz. Ontolojik olarak “özgürlük ve haklar” ile “toplumsal etkileşim ve taleplerin karşılanması”, “devlet” denilen aygıtı kısaca izah etmeye yeter. Esas görevi “bireyi özgürleştirmek” olan devlet, mutlak surette farklılığa dayalı “eşit yurttaşlık” temelinde oluşturulmalı, olmazsa olmaz referansı da “insan onuru” olmalıdır. Devlet, insanı yaşatmak için vardır. Her türlü yapı ve işleyişi de buna göre ayarlanmalıdır.

Türkiye açısından baktığımızda devletin ciddi bir yapısal dönüşüme ihtiyacının olduğu ortadadır. Her şeyden önce devlet mantığımızda “zihinsel bir dönüşüme” gereksinim duymaktayız. Zor şartlarda yapılan ve yapılmaya çalışılan idari reformların, bugünkü Türkiye’nin koşullarının gerektirdiği bir siyasi ve idari yapı ve işleyişi tesis etmeye yetmediği bilinmektedir. Devlet-birey ilişkilerinde üstün olan ve belirleyici bulunan tarafın “birey” yani “vatandaş” olduğu ön kabulüyle işe başlamak gerekir. Devletin sivilleşmesi, insanileşmesi ve efendilikten çıkıp hizmete ehilleşmesi, başta yeni Anayasa’da olmak üzere tüm siyasi, idari ve yargısal reformlarda anlamını bulmalı ve sağlam zemine oturtulmalıdır.

Devlet için anayasa metni çok önemlidir. Çünkü devletin genetiği orada yazılıdır. Anayasa, bir devletin kimliğidir aslında. O yüzden anayasada devlet için yazdıklarımız, esasında bizi yansıtır. Hayata bakışımız, hayallerimiz, umutlarımız, geleceğe dair beklentilerimiz, insana verdiğimiz değer, yaşamın kutsallığı, insanlığın onuru ve bunun gibi nice yüce değer ve sofistike ilke bu temel metinin genetik kodları olmalıdır.

devlet5

Anayasada devlet düzeninin ve işleyiş ilkelerinin belirlenmesinde “hukuki otorite” ile beraber “ahlaki otorite”ye de dayanmak ilk dikkat edilecek noktalardandır. Pozitif hukuk ekseninde tasarlanacak bir temel hukuki metin, insanımızın ve çağımızın ihtiyaç ve beklentilerini karşılamaya yetmeyecektir. Bunun yanında “doğal hukuk”un özenle dikkate alınması, sivil ve demokratik bir anayasanın inşasında “gerek şart”lardan biridir. Bir anayasa doğal hukuka uygun bir hükümet getirdiği ölçüde kendine itaat iddiasında bulunabilir. Doğal hukuk tarafından haklı gösterilenlerin dışında hükümete verilen, geniş anlamda devlete bırakılan yetkiler gerçekte geçersiz kabul edilmelidir. ABD İç Savaşı’nda William Henry Seward, Senato’da yaptığı köleliliğin serbest bırakılmasını hedefleyen konuşmasında “Anayasadan da yüksek bir yasa vardır” derken, tam da bunu kastetmektedir. Seward gayet açık bir şekilde, anayasa köleliği tanısa bile, köleliğe karşı olanlarca anayasanın hükümlerinin bağlayıcı sayılmayacağını haykırmıştır.

Devletin esas kurgusunun yapıldığı anayasa aynı zamanda, toplumun inandığı hükümet biçimini içermek ve hükümet etme yeteneklerine uygun olmak zorundadır. Bir topluluk için en iyi hükümet biçimini sağlayan bir anayasa yapma yöntemi bu nedenle toplumda faaliyet gösteren sosyal güçlere dayanmak zorundadır. Ve hatta ne zaman bir anayasa yürürlüğe girse, o zaman toplumda değişikliğe karşı olan bir dizi toplumsal güçler onun üzerinde etkilemede bulunmaya hemen başlayacaklardır.
Vatandaş-devlet etkileşiminde yeni anayasa esaslı bir dönüşümü de, tek kimlikli bir nitelikten çıkabilme cesaretini göstermekle gerçekleştirmiş olacak. Görülmektedir ki ulus inşası demokrasi inşasıyla çatışmaktadır. Eğer özünde çok kültürlü iseniz demokratik bir birlik oluşturamaz mısınız?
Cevabı tabii ki “evet”tir. İspanya, Kanada, Belçika, Hindistan ve daha nice devlet bunu yapabilmiştir. Özgürlükçü, katılımcı, çoğulcu ve sivil ruhlu bir “demokratik düzen”, farklı etnik, sosyal, dini, mezhebi, bölgesel, dilsel ve sınıfsal kimliklerle beraber barış içinde yaşayabilmenin bugünkü modeli olmuştur. Kültürel ve tarihsel mirasın ve toplumsal realitenin reddi üzerine kurulan modern ulus-devlet, kendi toprakları üzerinde barındırdığı toplumsal kimlikleri bir arada tutmaya ve bunu sürdürülebilir kılmaya yetmemiştir. Ülkenin bütünlüğü zemininde her kesimi ve herkesi kuşatacak, statü ve kimlik taleplerini karşılayacak, bu topraklarda yaşayan ve yaşamak isteyenleri geçmişinden gelen büyüklükle kucaklayacak ve böyle bir güçle geleceğe uzanacak bir devlet-vatandaş bütünleşmesi en önemli ve en verimli bir yol olarak gözükmektedir.

devlet1Türkiye “ideal politik”le “reel politik” arasında sağlam, sağlıklı ve kalıcı bir yol bulmak durumunda. İşin gerçeği bu konuda bir yol ayırımında. Bu aşamada yeni anayasa belki tüm sorunları çözecek bir sihirli değnek değildir elbette, fakat bu kadim topraklarda yaşayan insanların hasretini çektiği bir toplumsal uzlaşma ve iradi bir mutabakatı büyük ölçüde sağlama fırsatı elimizdedir. İdeal toplumu gerçekleştirmede en güçlü argüman elbette Anayasa olmak durumundadır. İlk defa yönetilenlerin yaptığı (öyle olması gerekiyor) bir anayasada devletin kodlarını ve frekanslarını millete göre ayarlama imkanı söz konusu olmuştur.

Çoktan standartlı demokrasi ile hiçten standartlı bürokrasi arasında yıllardır sıkışan vatandaşların önünde, devletle ilişkilerini ve ona göre konumunu yeniden ve olması gerektiği biçimde tasarlama şansı doğmuştur. Bu iyi kullanılmalıdır. Türkiye’nin dört bir yanından aylardan beridir alınan vatandaş görüş, teklif, tenkit ve tespitleri çok iyi damıtılmalı ve ortak aklın birleştiği noktalar iki temel eksende ( ulusal ve küresel gerçeklikler ve gereklilikler eksenlerinde) en optimal noktalarda yerli yerine oturtulmalıdır.
Devletin bürokratik iktidarının devamını “güvenlik” konseptine oturttuğu gerçeğinden hareketle, bugüne kadar üzerinde durulan “idarenin bütünlüğü” nispetinde ve ziyadesiyle “millet-devlet bütünlüğünü” sağlayan bir siyasi ve idari sistem kurularak, insanların kendine güvenleri ve devletine güvenleri rehabilite edildiğinde gerçek potansiyele erişmiş ve gelişim ivmesini yakalamış olacağız.

devlet4

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, elit siyasetten kitle siyasetine, mikro siyasetten makro siyasete, ilkesiz pragmatizm ve oportünizmden ortak toplumsal çıkar merkezine, “etatizm” denilen “devlet baba”cılıktan halk iradesine, bürokratik fetişizmden hizmet eden kamu yönetimine, devlet tekelciliğinden “millet çok elciliğine” doğru hayati bir dönüşümü ve siyasi rejimi realize etmesidir. Devletin gücünü ve etkisini yaygınlığı ve eziciliğinde değil, bilakis vatandaşına en iyi şekilde hizmet etme kapasitesinde ve bireyi özgürleştirip toplumsal refahı sağlayabilmesinde aramalıyız. Geniş görev yerine, temel görevleri yüklenen, hukuki denetimini etkin olarak yapabilen ve yaptığı her şeyin hesabını veren bir devlet algısına ve aygıtına kavuşmamızın zamanı geldi de geçiyor bile.
Yeni anayasada vatandaşlar kendini bulmalı, ona ve devletine güvenmeli. Etnik bakış açısı ve etnik tanımlamadan kaçınılmalı. Anayasalar halkın devlet mekanizmasını bir nevi kullanma rehberleri olduğundan hareketle her organı ve her kurumuyla devleti vatandaşlarının hizmetine sunan bir mutabakat metni olmalı. “Vatandaş manifestosu” olarak vasıflandırılabilecek bir temel hukuk metni, elbette edilgen değil etken vatandaş konseptine oturtularak kaleme alınmalıdır. Toplumun ideallerini, hayallerini, kendini gelecekte nasıl konumlandırdığını, huzurlu ve müreffeh bir sosyal yaşamı, esenlik ve güvenliği hedef alan bir anayasa metninin yazılması, bugün zor olabilir, lakin böyle bir metin hepimizin geleceğini kurtarma ve aydınlık yarınları kurma hususunda başka hiçbir unsurun yerini tutamayacağı kadar mühim bir önceliktir. Halk egemenliğinin vesayet altına alınamayacağı bir felsefe ve dille yeni anayasamızı tüm dünyaya duyurmalıyız. Anadolu’nun yüzyıllardır birlikte yaşamış kadim topluluklarının temsilcileri olan bu insanlar böyle bir düzenin ve geleceğin kefaretini ödemişlerdir. Özgürlüğün esareti artık bitmelidir. Batının örsünde şekil verilen Türkiye’den vatandaşın yüreğinde şekillenen yeni Türkiye’nin tapusu olacaktır yeni anayasa.

devlet2

Soydaş Cumhuriyetinden “Vatandaş Cumhuriyeti” ne geçiş için bir köprü kuruluyor. Dışlama değil dayanışmanın gücüyle yepyeni bir birlik inşa etmek hepimiz için çıkar yoldur. Çıkmaz yollardan sonra bu yolun kıymetini bilelim. Uyrukluktan çıkıp eşit koşullarda farklılıkların tanındığı bir anayasal vatandaşlık, bu anayasanın belki de söyleyeceği en büyük sözü olacaktır. İnsanımızın vatandaşlığını doya doya hissettiği, vatandaş olmasına rağmen sürgün duygusuna mahkum edilmediği, teslimiyet ve boyun eğme yerine özde vatandaşlığın algılandığı ve total vatandaşlık yerine bireysel ve topluluksal kimliklerin ifadesine yer verecek demokratik vatandaşlığın ikame edildiği bir kamulaştırma metni, bizi “kendimizden koruyacaktır”.
“Aidiyetlerimize aidat ödettirmeyen” bir hukuk düzeni ve devlet nizamı, gerçek ve kalıcı barışın ön koşuludur.

Devlet vatandaşa ödev vermemeli, haklar, özgürlükler ve sorumluluklar belirlenmeli. Biz şu ana kadar toplumsal sözleşmeyle anayasa yapmadık. Her seferinde (beş anayasada) devletin (bir avuç elitin) yaptığı ideolojik manifesto içeriğindeki bir siyasal sözleşme topluma kabul ettirildi. Bu toprakların her türlü cefasını çeken, asker olan, vergi ödeyen, devletine hizmet eden, sabırların en büyüğünü gösteren insanımız, ilk defa bu imkanı yakalamıştır. Anadolu’ya ve onun beslediği bütün hayatlara yakışan bir toplumsal barış ve refahı “yeni devlet anlayışı” ile hayata geçirmenin zamanı gelmiştir.

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_ABOUT_AUTHOR

Prof. Dr. Bekir Parlak