Mardin

tchayat tarafından yazıldı. Aktif .

mr

Bir kültür mozaiği; Mardin

Dünya'nın değişik bölgelerinde filizlenmiş kültürlerin ve bu kültürleri benimsemiş farklı insanların buluştuğu ve kaynaştığı bir şehir hayal edin. Işte Mardin'i en iyi tarif eden cümle bu olmalı. Kasımiye Medresesi ile Deyrulzefaran Manastırı ile, Ulu Camii ile Taş evleri, mistik havası ve meşhur günbatımı ile Mardin eşsiz bir portre sunuyor gözlerimizin önüne.

Mezopotamya ovasıyla beraber Mardin'i de yavaş yavaş kaplayan akşam kızıllığı yerini geceye bıraktığında ve kale aydınlatıldığında şehir bambaşka bir çehreye bürünür sanki. Adeta bir altın gerdanlık gibidir artık Mardin.

TARIHÇE

Bu manzara bize Mardin'in tarih kokan geçmişini hatırlatıyor. Mardin'in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmiyorsa da kuruluşu Subariler olarak bilinen eski bir yakın doğu medeniyetine kadar uzanmaktadır. Subariler, MÖ 4500-3500 arasında Mezopotamya'da yaşıyorlardı. Gırnavaz Örenyerindeki kazılardan Gırnavaz'ın MÖ 4000'den MÖ 7. yüzyıla kadar sürekli olarak yerleşme alanı olduğu anlaşılmaktadır.

img658

Sümer Kralı Lugarzergiz MÖ 2850 yılında Akdeniz'e kadar uzandığı seferinde Mardin'i hükmü altına almıştır. Sümerler, geniş fetihler sonucu güçlerini kaybedince 30 yıl sonra Akadlar'a bırakmışlardır. Mardin, MÖ 2230'lu yıllarda Elam şehri oldu. Amuri Ailesi'nin altıncı ferdi olan Hamurabi, Sümer topraklarını Babil'in idaresi altına alınca bu kez de Babil Devleti’ni kurmuş, ardından Yukarı Mezopotamya'ya saldırınca Mardin'i de istila ederek topraklarına katmıştır. (MÖ 2200-1925) MÖ 1925 yıllarında Mardin'i işgal eden Hititler, bir yıl sonra şehri terk etmişlerdir. Daha sonraları Ari ırkından gelen Midilliler Asurlular, Urartular, Büyük Iskender, Roma ve Bizans Imparatorluğu egemenliği altında kalan Mardin 640 yılında Islamiyet'le tanışmış ve sırasıyla Emeviler, Abbasiler ve son olarak Malazgirt zaferinden sonra Selçuklular hakimiyetine girmiştir. Daha sonra Artuklular'dan Ilgazi Bey Mardin'i 1105'te ele geçirerek devletin başkenti yapar. Artuklular bölgede büyük devlet kurarken, bölgedeki 304 yıllık egemenlikleri sürecinde çok sayıda tarihi cami, medrese, hamam ve kervansaray yapılmış birçok cami, medrese ve manastır onarılmıştır. 15. yüzyılda güçlenen Karakoyunlular şehri kuşattılar ve 1409'da şehri ele geçirdiler. Karakoyunları 1462 yılında yenen Akkoyunlular kalenin egemenliğini de ele geçirirler. 16. yüzyılın başında Akkoyunlular'ı egemenliğine alan Şah Ismail güçlü bir Şii devleti kurmayı başarır. Mardin hakimi, şehri zulme ve yağmalamaya karşı korumak için kalenin anahtarını kan dökmeden Şah Ismail'e teslim eder. Mardin’in kesin olarak Osmanlılar'ın eline geçmesi Mısır seferini düzenleyen Yavuz Sultan Selim döneminde gerçekleşmiştir. 1517 yılında Mardin ve yöresi Osmanlı topraklarına katılmış, bir sancak durumunda Diyarbakır Beylerbeyliği'ne bağlanmıştır.

TARIHI ESERLER

Mardin'de değişik dönemlerde yapılmış birçok cami, kilise ve manastır bulunmaktadır.

CAMILER

Ulucami (Cami-i Kebir)

Mardin'deki camilerin en eskisidir. Ulu cami mahallesindedir. Kıble duvarına paralel uzanan üç nef, mihrap önünde 2 nef boyunca tromplu ve dıştan bir kubbe ile örtülmüştür. 6 paye üzerine oturan kubbe, bütün mekana hakimdir. Minaresi Artuklu hükümdarı Kudbettin Ilgazi zamanında inşa olunmuştur (1176). Bu camiye, Artuklu hükümdarlarından Melik Salih (1312-1362) bir kısım malını vakıf yaptırmıştır. Bunlar 38 dükkan, bir hamam, Bab-ı Cedid civarında bir bahçe ve Mardin köylerinde bir çok bağdan oluşuyordu. Mardin'in en önemli Islami merkezlerinden biri olan Ulu Cami, devasa yapısıyla tarihin ihtişamını gökyüzüne mağrur minaresiyle göz kırparak taşımaktadır. Ulucami dışında Melik Mahmut Camii, Reyhaniye Camii, Necmettin Camii, Şeyh Salih Camii, Kale Camii, Zeynel Abidin Camii, Koçhisar Camii ve Kasımiye Medresesi önemli islam eserlerindendir.

KILISE ve MANASTIRLAR

Meryem Ana Kilisesi

1860 yılında Patrik Antuan Semheri tarafindan yaptırılan kilisede; kemer, yuvarlak taş sütunlar ve avluda korkuluklar yer alır. Patriğin oturma yeri ile Incil vaiz yeri, üzüm salkımlı motiflerinin ahşap el işçiliğiyle bambaşka bir görünüm sergilemektedir. 1895 yılında Antakya Patriği Iğnatuos Benham Banni tarafından inşa edilen Patrikhane bugün müze olarak hizmet vermektedir.

Deyrulzafaran Manastırı

Birinci Dünya Savaşı'nı izleyen yıllardaki büyük göç dalgasından sonra Süryani cemaatinin nüfusu çok azaldığından, bu kilise ve manastırların sadece bir kısmında hayat devam ediyor. Kentin 5 km dışındaki Deyrülzafaran Manastırı da, onlardan biri. Güneye bakan bir yamaçta, eski bir güneş tapınağı üzerine inşaa edilmiş olan bu görkemli yapı; 4. yy'ın sonlarında bir Süryani Kadim manastırı olarak kurulduğu günden bu yana, gerçek bir inziva mekanı olmuş. Yukarı Mezopotamya'nın en eski halklarından olan Süryaniler’in Pagan geleneklerini bırakarak ilk Hristiyanların arasına katılması, IS 38 yılına rastlıyor. Çeşitli baskılardan dolayı, sonraki yüzyıllar boyunca Malatya, Diyarbakır ve Mardin'deki manastırlar arasında gezinen Süryani Patrikliği, 1292'den 1932'ye kadar kesintisiz olarak Deyrulzafaran Manastırı'nı merkez edinmiş. Bugün Mardin cemaaitini yöneten patrik vekili Ibrahim Türker'in yanı sıra iki rahip, iki rahibe ve küçük bir Süryani cemaatini barındırıyor. 1928'e kadar yüksek öğretimin, 1997'deki hükümet kararına kadar da rahipler için din eğitiminin devam ettiği manastırda her pazar sabahı gündoğumuyla birlikte ayine başlanıyor.

Bunların dışında şehirde birçok tarihi kilise ve cami bulunmaktadır.

MIMARI DOKU ve GÜNLÜK YAŞAM

Akıp giden zaman, yeryüzünde çok şeyleri değiştirdi, bu değişiklikler arasında şüphesiz ki şehirleşme ve imâr plânları da vardır. Mardin hâlâ dört bin yıllık geçmişini korumaktadır, bu özellikleri daha iyi kavrayabilmek için dilerseniz Mardin'in mahalle ve sokaklarında bir gezintiye çıkalım. Mahallelerde karşılaştığımız manzaralar, bizleri bu günümüzden alıp geçmiş yüzyılların ötesine götürecektir... Üst üste yapılmış, biraz mağaraları andıran Mardin'in sert kışından etkilenmeyen, yazın ise o kavurucu sıcaklara rağmen serin olan sağlam binalar hâlâ dimdik ayaktadır. Genellikle iç kısımlarında birer kuyu bulunan evler gündüzleri bile ışık yakılacak kadar gün ışığından mahrumdur. Mardin’de aynı avlu içerisinde birkaç ev bulunur ve böylelikle birkaç komşu aynı avluyu kardeşçesine hiçbir sorun yaratmadan büyüklü küçüklü paylaşır ve geçinirlermiş. Daha eski tarihlere gidildiğinde aynı avluyu değil de aynı odayı iki ailenin paylaştığı da görülür.

img68

Tarih boyunca dünyanın en ünlü gezginleri Mardin'e gelmiş ve bu kentten çok etkilenmişlerdir. Mardin’in Artuklu Türk Beyliği’nin başkenti olduğu M.S.1200'lü yıllarda, Venedikli gezgin Marko Polo, Avrupa’dan Asya’ya giderken Mardin’e de uğrar. Mardin’de kaldığı günler içinde; minare ile çan kulesinin yan yana, ezan ile çan sesinin aynı anda bir arada yükseldiğini, Müslüman ve Hristiyan ahalinin iç içe barış içinde yaşadıklarını ve aralarında dine dayalı hiçbir ihtilâf olmadığını görmüş ve duygularını şöyle ifade etmiştir: “Ben insanları uygar olan iki şehir gördüm;bunlardan birincisi Venedik, ikincisi ise Mardin’dir.”Aradan on asır geçer ve tarihler 2000’i gösterirken UNESCO MARDIN ve VENEDIK şehirlerini DÜNYA MIRASI olarak seçer. 16.yy.da yaşamış Türk gezgini Evliya Çelebi, Mardin’e geldiğinde şehre hayran kalarak duygularını şu şekilde ifade etmiştir: “Ben bu kadar yer gezdim, bu kadar şehir gördüm lakin Mardin Kalesi kadar böylesine ihtişamlı, zor fethedilir bir kale görmedim.” Ayrıca Evliya Çelebi, Mardin
Kalesi’nin Hz.Yunus tarafından yaptırıldığını da iddia eder.(Osmanlılar döneminde Mardin'e gelmiştir.)

EKONOMIK YAPI

Mardin ilinin geleneksel ekonomik yapısı tarım, ticaret ve son zamanlarda artış gösteren imalat sanayi ile küçük çaplı sanayi ve el sanatlarına dayalıdır. Mardin'de nakliyecilik de oldukça gelişmiştir. Nusaybin ilçesinde bulunan 56 petrol kuyusundan günde 35.000 m³ doğal gaz üretilmektedir. Eşsiz bir manzara arz eder Mardin : zira iki ayrı dinin bir arada yaşadığı, camii ve kiliselerin yan yana uzandığı , ezan ile çan seslerinin aynı anda kardeşçe yükseldiği bir beldedir.Ve yine her türlü kederde kardeşçe birbirlerinin acılarını paylaşan, yüzyıllardan beri aralarında dine dayalı hiç, ama hiçbir ihtilaf çıkmayan böylesine asil, böylesine uygar insanların yuvasıdır Mardin.

Kaynaklar:
www.e-mardin.com
www.mardin.gov.tr
www.mardin47.itgo.com

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_MORE_ARTICLES