Eğitimde kaçıncı sınıftayız?

Prof. Dr. Bekir Parlak tarafından yazıldı. Aktif .

img682

Eğitimde kaçıncı sınıftayız?

EĞITIMDE KAÇINCI SINIFTAYIZ? YA DA ÇAĞ ATLAMADAN ÖNCE EĞITIMDE SINIF GEÇMENIN GEREKLILIĞI

Eğitim, Bilim ve Kalkınma Ilişkisi

Insan toplumsallaşmasının temel kurumlarından olan eğitim, insanlığın gelişiminde en kritik olgu olarak bilinmektedir.Sosyalleşmenin temel davranış örgülerinin oluştuğu eğitim süreci sadece okullarda değil, hayatın her aşamasında ve her yerinde gerçekleşen bir faaliyetler bütünüdür.

Anne karnından başlayarak, aile içi eğitimden okul sıralarına, meslek hayatından iş ortamına, sosyal kurumlardan sokaklara kadar yaşamın her kesitinde var olan ve belli kültürlerin kuşaklara aktarımı, bilgilerin bireyler arasında taşınmasını ve bilginin üretim ve dağıtımını içeren eğitim, toplumsal gelişmenin vazgeçilmez dinamiğidir. Eğitim, örgün ya da yaygın anlamıyla, insanlık tarihinin başlangıcından günümüze değin biçimi ne olursa olsun varlığını ve önemini artan bir şekilde devam ettirmiş bir olgudur. Toplumların gelişmişlik farklarının altında yatan en temel olgu, eğitime verilen önem ve eğitimin etkinlik düzeyidir. Eğitime yapılan büyük yatırımlar, parlak yarınlar olarak ufukları aydınlatır. Geleceğe sağlam adımlarla ilerlemenin en emin yolu eğitime yatırım yapmaktır. Bir milletin devamlılığı ve medeniyet sahasında gelişimi, o milletin fertlerinin eğitim düzeyi ile yakından ilgilidir. Toplumsal, siyasal, ekonomik, kültürel ve psikolojik v.b. işlevleri olan eğitim, geçmiş nesiller, bugünkü nesil ve gelecek nesiller arasında vazgeçilmez bir bağdır. Dünü, bugünü ve yarınları birbirine bağlayan en sağlam köprü eğitimdir. Russell’e göre bütün çağlarda eğitimin iki amacı olmuştur: Öğretim ve iyi davranışlar. Bilgili ve görgülü bireylerin yetiştirilmesi eğitimin baş hedefidir. Geleneğe uyan ve geleceğe uyanan nesiller yetiştirmek, eğitimin temel yönelimidir. Eğitim, cemiyet toprağına ekilen en verimli tohumlardır. Bugün özenle yetiştirilen fidanlar, yarının muhteşem çınarları olacaklarsa bunun yolu elbette eğitimdir. Eğitim kısacası, bir hayat tarzının sürdürülmesini içeren bir değer aktarımı, insana ve topluma bir kimlik oluşturma sürecidir. Bu süreç ne kadar sağlıklı işlerse, toplumsal bünye o denli sağlıklı ve sağlam olacaktır.

 

Kalkınma yarışında, toplumların en güçlü silahı eğitim ve eğitim kurumlarıdır. Eğitim bilimle, bilim teknolojiyle, teknoloji ise kalkınmayla doğrudan bağlantılıdır. Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma sürecinde el atmaları gereken başlıca konu, doğal olarak eğitimdir. Özellikle yüksek öğrenim ve mesleki eğitim, iktisadi gelişme ve zenginleşme yolunda ayrı bir öneme sahiptir. Küreselleşen ekonomide, eğitim ve araştırma önemli bir rekabet avantajı olarak görülmektedir. Insan kaynakları gelişiminde, eğitime eskisine nazaran çok daha fazla vurgu yapılmaktadır. Insan kaynakları gelişimi, yenilikçi ve yüksek nitelikli, yaşam boyu öğrenmeye motive olmuş bir işgücünün gelişimini ifade etmektedir. Zaman içinde ticaret, endüstri ve yüksek öğretim arasında yakın bir işbirliği gelişmiştir. Bilhassa Avrupa Birliği’nin prosedürleri kapsamında ve yönetimi altında teknolojik ve bilimsel eğitim ile araştırma ve sanayi arasında yoğun etkileşim dikkati çekmektedir.

Türkiye Penceresinden Eğitim Cenderesi

eg68

Eğitim konusunda tüm çabalara rağmen, Türkiye, henüz istenen düzeye gelememiştir. Ulusal boyutta gündemimizi belirleyen ve geleceğimizi etkileyen başlıca konu hiç kuşkusuz “eğitim”dir. Okul öncesi eğitimden lisans üstü eğitime kadar geniş bir perspektifte ele alındığında, eğitim konusunun her yönüyle sancılı olduğu ve çözüm bekleyen devasa sorunların bulunduğu bir gerçektir. Eğitimin sorunlarını; eğitim kurumları, eğitim süreçleri, eğitim konuları ve eğitimdeki aktörler başlıkları altında toplamak mümkündür. Özellikle eğitimde eşitsizlik, eğitimde verimsizlik, eğitmenlerdeki yetersizlik, eğitim-istihdam ilişkisinin kurulmamış olması, eğitimde kalitesizlik, modern araç-gereç ve fiziki yetersizlikler, eğitimde stratejik eksiklik gibi sorunlar, bu konuda ilk akla gelenlerdir. Eğitime verilen önemin ilk kanıtı kuşkusuz, bütçeden ve ulusal hasıladan ayrılan paydır. Türkiye’de GSMH’dan ve devlet harcamalarından eğitimin aldığı pay, oldukça yetersiz durumdadır. 1990 yılından 2002’ye kadar olan zaman diliminde devlet harcamalarından eğitim hizmetlerine ayrılan payın sürekli olarak düşmesi (1990’da %17.94, 1997’de %11.94, 2001’de %8.71), eğitim sektörünün içinde bulunduğu durum karşısında bir handikap oluşturmaktadır. Eğitimde Kaçıncı Sınıftayız? Sınıfta Kalan Türkiye’nin Hal-i Pürmelali

cover temmuz2005 4

Eğitimde yıllardır birikerek büyüyen ve artık yapısal hale gelmiş bulunan sorunlar ve darboğazlar, ülkemizi eğitim alanında gelişmiş ülkelerle kıyaslanamayacak kadar gerilerde bırakmıştır. Yazının bundan sonraki kısmında eğitimle ilgili istatistiki verileri gözler önüne sererek, sonuçta eğitimde dünya liginde kaçıncı sıralarda olduğumuzu tespit etmek yerinde olacaktır.
*Bütçeden eğitime ayrılan pay, yüzde 9.57’dir.
*Türkiye’de nüfusun ortalama eğitim süresi “5 yıl”dır.
*Ilköğretimden yararlanmayan çocuk sayısı 734.614’dür. Bu çocukların yüzde 70’i kız çocuğudur.
*Okulöncesi eğitim çağ nüfusu 4 milyondan fazla olmasına karşın, okulöncesi eğitimden halen yararlanan öğrenci sayısı sadece 435 bindir.
*Okulöncesi, ilköğretim ve ortaöğretimde 6 milyon çocuk ve gencimiz, çağ nüfusu içinde olmasına rağmen eğitim hakkından yararlanamıyor.
*2003-2004 öğretim yılında 110975 ilköğretim öğrencisi okulu terk etmiştir.
*Sınıf mevcutları büyük kentlerde hala ortalama 50-60 civarındadır. Sınıfların kalabalık olması eğitimin niteliğini olumsuz etkilemektedir.
*Önümüzdeki yıllarda 30 kişilik sınıflarda tekli ve normal eğitim yapabilmek için 3.200 okula, 96 bin dersliğe ve 120 bin öğretmene ihtiyaç vardır.
*Eğitimin niteliğini yükseltmek için 2004 yılında 50 bin öğretmen ataması, 40 bin derslik yapılması gerekirken yeterli sayıda öğretmen ataması yapılmamış, derslik inşasında ise oldukça geride kalınmıştır.
*Geçtiğimiz yıl, önce ÖSS, ardından LGS sınavlarında 64 bin öğrenci “0” puan almıştır.
*Bu yıl 1 milyon 730 bin öğrenci ÖSS sınavına girmiştir. Bu öğrencilerin yaklaşık 9’da 1’i örgün öğretim kurumuna yerleşebilecektir. Ortaöğretimin son sınıfına devam eden öğrencilerden yüzde 30’u bir yüksek öğretim programına yerleşebilmektedir. Öğrencilerin büyük çoğunluğu üniversite kapılarının dışında kalacaktır.
*Yükseköğrenimi bitiren her 100 gençten 32’si işsiz kalmaktadır. Iş bulanların yüzde 46’sı kendi branşı dışında bir işte çalışmaktadır.
*Türkiye, yükseköğretimde okullaşma ve yatırım sıralamasında Ürdün ve Şili’den sonra gelmektedir. GSMH’dan yükseköğrenime ayrılan pay, hiçbir zaman yüzde 1’i geçmemiştir.
*Türkiye’de çağ nüfusunun yüzde 24’ü eğitim alamamaktadır.
*Yoksulluk sınırının 1 milyar 600 milyonu aştığı ülkemizde eğitim çalışanları ortalama 750 milyon aylık almaktadır.
*Sayıları 1 milyonu bulan 4-18 yaş arası özürlü çocukların sadece 30 bini eğitilebiliyor.
*17.636 resmi ilköğretim okulunda 646 bin öğrenci birleştirilmiş sınıflı okullarda eğitim görmektedir. Ortaöğretimde 608 okulda 700 bin öğrenci ikili öğretim görmektedir.
*Ilköğretimi bitiren öğrencilerin yüzde 16’sı ortaöğretime kayıt yaptırmamaktadır. 16 öğrenciden 10’u kız öğrencidir.
*Ortaöğretime kayıt yaptıran her 100 öğrenciden 30’u ya sınıf tekrarı yapmakta ya da okulu terk etmektedir.
*Resmi ilköğretim okullarında 2512 öğrenciye 1 rehber öğretmen düşmektedir.
*Türkiye’de okullaşmadaki açık oranları sırasıyla şöyledir: Okul öncesi eğitimde yüzde 14, ilkokulda Yüze 2.2, ortaöğretimde yüzde 20, yükseköğretimde yüzde 13.

Eğitim sistemimizi anlatan istatistikleri devam ettirmek mümkün. Buraya kadar verilen değerler, ülkemizin eğitimde hangi düzeyde olduğunu ortaya koymaktadır. Görülen odur ki eğitim sistemimiz, gerek nicelik gerekse nitelik olarak yetersiz durumdadır. Iç karartıcı bir tabloyla karşı karşıyayız, ancak doğruları bilmek, doğru adımları atabilmenin de ilk şartıdır. Dünya ölçeğinde eğitim sistemimizi kıyasladığımızda, bir an önce doğru ve etkili adımları atmamızın zamanının geldiğini, hatta geçtiğini görürüz. Ülkemizde GSMH’dan 2004 yılı itibariyle eğitime yüzde 3 pay ayrılırken, ekonomik ve sosyal yönlerden gelişmiş ülkelerde bu oranlar yüzde 6 ila 15 arasında değişmektedir. Bütçeden eğitime ayrılan pay sıralamasında Türkiye, Dünya’da 105. gelebilmektedir. Hiç kuşkusuz bu yer ülkemiz açısından oldukça dramatiktir. Bir diğer temel veriye baktığımızda aynı tabloyu görüyoruz; Dünya’da öğrenci başına yapılan eğitim harcamasında 55. sırada bulunmaktayız. Nüfusu bizden 4 kat büyük olan ABD’de üniversite sayısı 3 binin üzerinde iken, Türkiye’de özel ve vakıf üniversiteleriyle beraber bu sayı ancak 76’dır. Türkiye, toplam 41 ülkenin katıldığı Uluslararası Öğrenci Başarısını Belirleme Programı (PISA) kapsamında matematik, fen bilimleri ve okuma alanında en alt sıralarda yer aldı. Örneğin fen bilimlerinde öğrencilerin bilgi ve becerilerinin ölçüldüğü bu projede Türkiye 41 ülke arasında ancak 35’inci olabilmiştir. Araştırmanın sonuç raporuna göre, Türkiye’deki eğitim sisteminin, dünyadaki bilimsel ve ekonomik gerçeklere duyarlı bir yapıyı taşımadığı vurgulanmış, Türk eğitim sisteminde köklü ve etkili değişikliklerin kaçınılmaz olduğu dile getirilmiştir. UNESCO tarafından hazırlanan “2005 Herkes Için Eğitim Küresel Raporu”na göre Türkiye, evrensel temel eğitim araştırması yönünden, yetişkinlerin okur-yazarlığı, eğitim kalitesi, cinsiyetler arası eşitlik, eğitimde modern teçhizat donanımı, öğrenci başına düşen öğretmen sayısı, sınıfların fiziki ve niteliksel yeterliliği gibi kriterler açısından incelenen 127 ülke içinden, 2015 yılında eğitimin temel kriterlerine ulaşacak 41 ülke arasına girememiştir.

cover temmuz2005 3

Sonuç olarak, eğitimde sınıfta kaldığımızı söylemek sanırım yanlış olmaz. Eğitimde çağ atlamadan önce sınıfımızı geçmemiz ve sınıfta kalmamamız gerekmektedir. Ülkelerin gelişmesi, insan kaynağının eğitimi yoluyla mümkündür. Planlı kalkınmada eğitim sistemi, yaratıcı ve ulusal bilinçle donanmış bireylerin yetiştirilmesini vazgeçilmez bir unsur olarak görmektedir. Eğitim sürecinin, kişi ve toplum hayatındaki önemi göz önüne alındığında, ileriye yönelik eğitim planlaması yapılması zorunludur. Eğitim hakkının, Anayasa’nın ilk maddelerinde yer alan temel bir yurttaşlık hakkı olmasını da göz önüne alarak, ülkemizin yarınlarının eğitimde yapacağımız atılımlara ve bu sektörde hızlanacak yatırımlara bağlı olduğunu dikkate almalıyız. Türkiye’nin bölgesi ve tarihi ile barışık, dünyaya açık bir şekilde eğitim sorunlarını halletmesi, ülkenin geleceğine olduğu kadar dünya barışına da ciddi katkılar sağlayacaktır. Eğitim sorunlarımız anlık ve rast gele kararlarla ele alınmamalı, bu konuya bütünsel bir yaklaşımla, realist bir perspektifinden ve ortak toplumsal çıkarlarımız ve geleceğimiz penceresinden bakmamız, bugünkü ve yarınki nesiller için kaçınılmaz bir görev ve tarihi bir misyondur.

PLG_CONTENT_AUTHORLIST_TITLE_ABOUT_AUTHOR

Prof. Dr. Bekir Parlak