Блог http://webekm.com/ и още нещо.

GEN

Dr. Murat Baş (ac@tchayat.org) tarafından yazıldı. Aktif .

gen3

“GEN”imle Oynama

Bilim  kendi  adına  müthiş  ilerlemeler  kaydetme iddiasındadır.Bilim  adamlarına  ‘Ulaşabileceğimiz  son noktaya  ulaştık’  dedirten  bu  son  günlerde  henüz başlangıç  noktasında  bulunan  bir  bilim  var:   ‘Genetik Mühendisliği’.  Mendel’den  günümüze  genetik  saha- sındaki çok büyük gelişmelerden çok, asıl mesele bu elde  edilen  gelişmelerin  mühendislik  alanında kullanılmasıyla  ortaya  çıkan  problemler,  yani  Biyo-etik (Biyoloji Ahlâkı) problemlerinin nasıl çözüleceğidir.

Gattaca “Biyo-etik” konusunda verilebilecek en güzel örnek  geçtiğimiz  yıllarda  çevrilmiş  filmlerden  birisi ‘Gattaca’  film  çok  da  uzak  olmayan  bir  gelecekte geçmekte.  Filmin genetik yapı itibariyle zayıf olan baş kahramanının  hayali,  astronot  olup  feza  yolculuğuna çıkmak. Fakat şartlar buna el vermemekte.Astronot  olabilmesi  için  seçilen  okul;  öğrencilerini tamamen  DNA  yapısına  göre  seçmekte  ve kahramanımızın  hiç  şansı  yok.  Daha  doğduğunda genetik  olarak  zayıf  olduğu  anlaşılan  Vincent,  hayatı boyunca ne kadar gayret gösterirse göstersin, genleri tamamen  biyoteknoloji  lâboratuarında  hazırlanmış ‘ısmarlama bebek’ olan erkek kardeşine üstün gelemiyor. Kendisini zorlasa da hiçbir gelişme elde edemediği gibi, gen yapısının tamamen farkında olan ailesi de onu her zaman vazgeçmeye zorlamakta.

Vincent’in tek suçu anne ve babasının, onun doğumu hakkında; “Çocuğumuzun doğumunu tamamen kadere bırakalım. Gen dizilişi ne olursa olsun, bu daha doğal kararını vererek onun dünyaya gelmesine vesile olmaları. Bu karar bütün hayatını değiştiriyor. Hiç de sağlam genleri olmayan Vincent iş için başvurduğu her şirketten hayır cevabı almakta. Şirkete giriş için ne bir mülakat, ne imtihan hiç  bir  şey  yok.  Tek  yapması  gereken  kan  veya  idrar örneği vermesi ve daha sonra DNA testini beklemesi. Üstün bir gene sahip olmak bütün kapıları açmakta.” Filmin senaryo yazıları geleceğin dünyasının en büyük problemlerini nasıl da günümüze taşımış. İngiltere’deki sigorta şirketlerinin manasız davranışlarına bakarsak bunu çok iyi anlayabiliriz. Gen yapısı itibariyle çeşitli hastalıklara yakalanma tehlikesi yüksek insanların sigorta ücretleri ya daha yüksek ya da imkansızlaşıyor. Bunu bir manada “genetik ayrımcılık” olarak algılayabiliriz. İnsani  açıdan  çok  büyük  bir  yanlış  olan  bu  ayrımcılık, yavaş  yavaş,  toplumların  düşünce  dünyalarında  yer etmeye başlamış durumdadır. Karşısına çıkan her türlü ahlaki problemi akıl yoluyla çözmeye çalışan toplumlarda gen bilimi çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Küreselleşen dünyamızda,  çok  hızlı  tedbirler  alınarak  milletlerarası platformda  geçerli  olacak  Bio-etik  kanunları  derhal oluşturulmalıdır.

Aksi takdirde geometrik hızla ilerleyen bu bilim, çok acı sonuçlar doğurabilir. Son zamanlarda gündemde oldukça yer alan konulardan biri  de  “clonning  yani  kopyalama”.  Klonlama  için  tek ihtiyacımız  olan  şey,  kopyalamak  istediğiniz  canlının DNA’sı ki, bunu elde etmek için canlının saçı, kılı, kemik hücresi  veya    benzeri  bir  parçası  yeterli  olmaktadır. Kopyalama yoluyla istediğiniz her canlının “genetik yapı olarak” aynısını teorik olarak üretmeniz mümkün. Tabi ki hedef insan olunca işin içine “ruh” kavramı giriyor. İnsan klonlamak belki şu anda teknik olarak mümkün olmasa da (mümkün olma ihtimali de çok yüksek), insanı kopyaladığımızı düşünürsek, ikiz kardeş üretme işlemine benzer  bir  uygulama  yapmış  oluruz.  Ancak  klonlanan insan, morfolojik, anatomik ve genetik olarak aynı olsa da, ruh tamamen farklı oluyor. Tabi ki yetiştirme ortamı, beslenme vs şartların tesiriyle fiziki olarak da, zamanla benzememesi kuvvetle muhtemel, klonlama her ne kadar ikiz  kardeş  üretmeye  benzese  de,  bilim  adamları çoğunlukla,  toplumda  oluşturacağı  yaraların  oldukça büyük olacağı düşüncesindeler. Bilhassa belli bir zaman yaşayıp  ölmüş  bir  insanı  kopyalamanın  toplum psikolojisine vereceği zararları tahmin etmek çok güç. Bu da toplumda derin yaralar açacak ve ekolojik olarak da gen havuzundaki çeşitlilik prensibine büyük zararlar verecek.

Çok güçlü bir geni çoğaltarak güçlü ordular kurmak, aynı fiziki yapıdaki insanları kullanarak casusluk uygulamalarına başlamak, geçmişte büyük işler başarmış, tarihe adını yazdırmış  insanları  kopyalayarak  bundan  fayda gözetmeye  çalışmak  dahi  mümkün  gibi  görünüyor. Bunlar her ne kadar fantastik hikayeler gibi gözükse de, insanlığı bekleyen iki ağzı da keskin kılıç gibi.Genetik  biliminin  suistimalinin  doğuracağı  acının neticelerini  henüz  bilemiyoruz.  Bio-etik  ve  dini  ölçüler üzerine  çok  acil  araştırmalara  başlayıp  gelecekte yaşanılması  muhtemel  Frankenstein  benzeri  hilkat garibeleri ve korkunç özelliklere sahip özel mikropların şimdiden alınacak tedbirlerle önüne geçebiliriz. Yazımızın başında bahsettiğimiz filmde senaryo yazarı başka bir tehlikeye daha dikkat çekmekte. Sahip olduğu genetik diziliş ile astronot okuluna girip eğitim görmesi imkansız olan ve Vincent, olağanüstü bir genetik yapıya sahip eski bir sporcu ve olimpiyat şampiyonunun DNA’sı sayesinde  okula  kabul  ediliyor.  Nasıl  mı?  Şu  şekilde: Jerome, eskiden başarıdan başarıya koşan bir sporcu. Fakat  talihsiz  bir  kaza  sonucu  bacaklarını  kullanamaz hale geliyor. Elbetteki genetik yapısında bir bozulma yok. Bu arada zayıf kahramanımız Vincent, okula girme yolları ararken biriyle karşılaşıyor.

gen2

Bu insan ona okula girebileceği ümidini veriyor. Vincent, okula giriş için yapılacak olan DNA testi için Jerome’un idrar ve kan örneklerini kullanıyor. Tabi  ki  okula  kabul  ediliyor.  Okula  girdikten  sonra  da değişik taktiklerle kendisinin Jerome olduğuna herkesi inandırmayı başarıyor. Burada, “genlerimiz acaba güvende mi?” sorusuyla karşı karşıyayız.  Kötü  niyetli  bir  insan,  şifrelenmesinde  sizin hiçbir  müdahalenizin  olmadığı  masum  DNA’nızı  kötü emellerine  alet  edebilir. 

Mesela  suç  olaylarının çözümünde DNA incelemelerinden sıkça faydalanılan günümüzde, suç mahalline konulacak size ait bir deri parçası,  saç  teli  veya  kan  damlası  sizi  zor  duruma sokabilir.  Şu  sıralar  üzerinde  çalışılan  DNA’nın  nüfüs cüzdanı mahiyetinde kullanılmasını hedefleyen sistem eğer gerçekleşecek olursa, filmden de hatırlayacağımız gibi, başkasının DNA’sını kullanarak bundan faydalanmak veya kötüye kullanmak mümkün gibi görünüyor. Bunun için,  böyle  sistemler  kullanılacak  olursa,  buna  uygun güvenlik sistemleri de mutlaka hazırlanmalıdır. Fakat tam bir güvenlik sistemi olmadan uygulamaya geçmek çok tehlikeli  olacağa  benziyor.  İnternette  bildiğiniz  gibi  hiç kimsenin tahmin bile edemeyeceği vakalar ve tehlikelerle karşı karşıya kalındı. Bunun tek sebebi yeterli ve sağlam bir güvenlik sistemi oluşturulmadan kullanıma geçilmiş olmasıydı.Bence  “Genetik  mühendisliği,  insanın  hayal  gücüyle sınırlıdır. 

Ama  insanın  hayaline  sınır  tanımakta  pek mümkün gözükmüyor. Yani masallarda karşımıza çıkan eksantrik  yaratıkları  ortaya  çıkarabilir,  dev  meyveleri üretebilirsiniz. Tehlikeli virüsler, bakteriler elde edebilirsiniz. Bu sebeple, hızla gelişen dünyamızda bizi bekleyen en büyük  tehlikelerden  biri  gibi  görünen  DNA  teknolojisi, biran  önce  kesin  kanunlarla  kontrol  altına  alınmalıdır. Fakat  pek  çok  kişinin  gözünden  kaçan  ve  yukarıda zikrettiğimiz  felaketlerin  en  korkuncu  olan  bir  başka tehlikeye dikkat çekmek gerekir: Allah’ın yarattığı hücre, kromozom ve genlerin yapılacak sınırlı bir müdahale ile bazı biyolojik yapıların farklı gelişme yollarına çekilmesi, inanç dünyasını allak-bullak edebilir. Genetik bilimindeki gelişmelerin gerçek boyutunu doğru yorumlarıyla ortaya koymalı ve bu olayın bir “yoktan var etme-yaratma”, yani Tanrısal bir eylem olmayıp, sadece yaratılmışlar  üzerinde  kısmi  bir  tasarruf  olduğunu vurgulamalıdırlar.Ancak,  gelecekte    inançlarımızı  allak  bullak  edecek sürprizlerin bizi beklediği kesin.

Bookmaker bet365 The best odds.

Full premium BIG Theme for CMS